
Hayatımın karardığı, zaman dilimlerinin nasıl geçtiğine yönelik yorum yapmak bile içimden gelmiyor…
Yine de… Futbolun içinden gelmiş biri olarak, (Oynamış, izlemiş, yorumlamış, yorumlamaya da devam ediyorum…) bugüne kadar hepimizi üzecek, acı verecek ne yenilgilere, hezimetlere tanık oldum… Olduk… Saymakla bitmez; (Birkaç örnek; 8-0’lık İngiltere yenilgisi… 4-0’lık Kocaeli yenilgisi (Yıl; 74) 5-12’lik Antep yenilgisi (Yıl; 2011 Antep) 1. Lig’den küme düştüğümüz sezon, Konya’da 40 metreden Tamer’in yediği gol…)
Her acı gibi, bu sonuçlar içimizi yaktı… Ama, sonrasında… Yine ayağa kalktık ve yolumuza, yolculuğumuza devam ettik… Ne yazık ki… 2. Lig, hepimizin içine oturan bir kadersizlikti… Ne olmuştu da, bu kadar zavallı, çaresiz duruma düşmüştük…
İlk olumsuz kıvılcım, MEPAŞ’a satıldığımız sezon yaşandı…
O kadar gariptir ki, kadromuzla, Birinci Lig’de bir takım teslim ettik, küme düşmüş bir takım kucağımıza teslim ettiler, kendimizi savunamadık…
“Bu şehrin Sakaryaspor’un deşarj olması için, ihtiyacı var!” dediler…
2.3 milyon Dolar’a geri alındı… Yine, kimsenin gıkı çıkmadı… Nedenleri üzerinde durulmadı…
Belediye’nin takımı olduk… Alınan sonuçların hiçbiri Sakaryalıları nedense mutlu etmedi…
“Özerk Sakaryaspor” çığlıkları atıldı… Özerklik için çabalar harcandı… Ne hedefler tutturuldu, ne de sahiplenmek için “VARIZ!” diyenler, ortalıktan sıvıştı…
Sakaryaspor, yaşadığı tüm talihsizliklere rağmen, birkaç gönüllü, birkaç teknik adam ve bir garip futbolcu topluluğu ile 2. LİG’den yeniden BANK ASYA’ya terfi edilişimizi yaşattılar.
Bugün de… Yine yaşatılan tüm sahipsizliğe rağmen, var oluş direnişini sürdüren futbolcu evlatlarımız işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyorlar…
İlk maçta üç puan alınca; “Önemli olan iyi başlangıç yapmaktı… Gerisi gelir!” teşhisi koymuştum… Erken karar vermişim… Zorlu haftalar yaşadık…
(Bu çıkışın tılsımı da Kocaeli maçı olmuştu… (5-1) 4-1 daha orijinal olacaktı… (Kocaeli’nin plakası)
Son iki maç ve Giresun maçı ile “Hayata yeniden merhaba!” diyorduk ki… Talihsizlikler maçını oynadık… (Linyit’e 1-0 yenildik…)
Oysa… Arada, dağlar kadar farklı iki takım, iki şehir karşılaşması idi ve üstünlük bizde idi…
(2. Lig’de bile, Adapazarı Atatürk Stadı’nda gelen rakiplerin yöneticileri, sonucu soran taraftarlarına yenilgiyi izah etmekte zorlanırken, (Sakaryaspor’un adı bile yetiyor kardeşiiimmmmm!) diyorlardı… Gerçekten de adımızın yettiği maçlar da oluyor…
Lakin… Geçen hafta… Bolu önünde yetmedi… Hatta, “Bu SAKARYASPOR OLAMAZ!” demek geldi içimizden…
Eti, kemiği, yüreği, renkleri, amblemi ile… Her şeyi ile Sakaryaspor’du…
Sonrasında… İlk öfkenin ardından, sağduyu hakim olmalıydı… Ama, kara gün dostu olanlardan daha çok, kara gün beklentisi içinde olanlar ortaya çıkmakta gecikmediler…
Katkı yapanlar (Çok az sayıda) destek verenler (Çok az sayıda) o maçı yaşanmamış, “oynanmamış maç” ilan ederken, geleceğe çoktan atak yapmışlardı…
Yine de… Beklentilerine kavuşan çığırtkanların karanlıktan gelen karanlık sesleri, “Sakaryalılık bu mu?” dedirtecek cinstendi…
Bugün Sn. Başbakan açıkladı; “Türkiye’nin genç nüfusu yüzde 50… Daha da iyi olacak…” diyordu… Oysa, bir kısım insanlar da; “Hızla artan nüfusa neyle bakacağız, neyle okutacağız?” diye, hesap sorar haldeydiler… (Bir kısmımız oturduğumuz yerden, bir kısmımız sırça köşklerden, bir kısmımızda illa muhalefet zihniyetinden kurtulamadığı için, yaşlı nüfusun yaşadıklarından (Dünyada pek çok örnek var…) haberdar olamıyorlar… Ki, asıl sorun da bu… Gelecekte bir gün gelecek… Ve… İnşallah genç, dinamik, eğitimli gelecek ile “gelir ve sorunların üzerinden” tank gibi, dozer gibi geçer… H.K.)
Sakaryaspor’un bu günkü durumundan kendilerine paye çıkartanlara kızamıyorum bile…
Yaşamasına katkı yapmayanlar, ölmesine, üzerine toprak konulmasına bile seyirci kalırlar…
Her zorlu engel, inanç ile, birlik ile, tek bilek-tek yürek olmak ile aşılır…
Yine de… “Sakarya’da bütün bu başarısızlıkları, çaresizlikleri geride bırakacak potansiyel yok mu?” diye soruyoruz…
Kim, ya da kimler… Kimlerin Sakaryaspor’dan ellerini çekmelerini bekliyorlar?
Şu an, Sakaryaspor’u yönetmeye sahiplenmiş olanlar, “Ben kurtaracağım!” diyene, seve seve ve gururla devretmekten kaçınmazlar…
30 milyon borç… Elbette çok ama çok önemli… Ama, inanılan, iddialı, güvenilen biri kendini ortaya koyarsa, işlerin iyi gideceğine inanan Sakaryalılar, kayıtsız kalmazlar…
Kendi küllerimizden ateşe dönüşmeyi beceremeyeceksek, küllerimizin savrulmasına (Yakılan ölü külleri gibi) kimse üzülmeyecekse, bugün 7-2’ye isyan etmenin, bu sonuca yol açanları yermenin ne anlamı kalır?
Elbette… Zaman zaman, her gün ölmektense, birilerinin elinde oyuncak, ağızlarına sakız olmaktansa. “Orhan baba gibi; “Bitsin bu dünya, batsın bu dünya!” deme çaresizliğinin önüne geçemiyoruz…
Süper Lig’de oynadığımız ilk 5 yılın sonrasında, asansör takım (Çık-düş) olduğumuz sezonlarda, “Önüne gelen fındık faresi gibi yol yaptı” der, “Alay konusu” edilmeye isyan ederdim…
Bugün de… Hem kimse vermiyor, hem de önüne gelen, ağzı olan konuşuyor…
Yeter artık! Sözün bittiği yerdeyiz… Bu nedenle, artık bu konuda bir daha “YAZMAMA” kararı alıyorum…
anladım ki, duvarların “okur-yazar” olmadığı süreçten geçiyoruz…
Hüseyin KOMİTE
31.01.12
