<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Köşe Yazıları</title>
         <link>https://www.canses.net/kose-yazilari/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[Gönül Sofrası Çocuk Hakları Bahçesi’nde hizmete açıldı]]></title>
			<description><![CDATA[Gönül Sofrası kapılarını açtı. Adapazarı Hızırtepe Mahallesi Cevat Ayhan Caddesi üzerinde yer alan Çocuk Hakları Bahçesi, anlamlı bir açılışa ev sahipliği yaptı. Gönül Elçileri Derneği öncülüğünde kurulan “Gönül Sofrası”, özellikle engelli bireyler ve aileleri başta olmak üzere tüm vatandaşların rahatlıkla faydalanabileceği sıcak bir dayanışma mekânı olarak hizmet vermeye başladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Engelsiz erişim, dayanışma ve kültürel buluşmalar için yeni bir merkez

Açılış törenine; Adapazarı Belediye Başkan Yardımcısı Bahtiyar Nalbant, Sakarya Faal Müzisyenler Derneği Başkanı Fahrettin Çakar, Sakaryalı sanatçı Akif Yener, Adapazarı Dörtyol Sanayi esnafı Süleyman Sırrı Kamacı, Sakarya İpekyolu Derneği kurucu yönetim kurulu üyesi Hasan Kısa, Sakarya Haber Ajansı sahibi Levent Bayri, Aydınlık Sakarya Haber sitesi sahibi Bahtiyar Bodur, çocuklar ve engelli aileleri katıldı.
Protokol üyeleri ve Süleyman Sırrı Kamacı’nın temennileri eşliğinde kesilen kurdele, alkışlarla “hayırlı olsun” dilekleriyle tamamlandı.

Çocuk Hakları Parkı’na yeni bir soluk

Çocuk Hakları Parkı, uzun süredir çocukları ve aileleri bir araya getiren bir alan olarak dikkat çekiyordu. “Gönül Sofrası” projesiyle birlikte park, artık daha da canlı bir çekim merkezi haline geldi. Buraya gelen ziyaretçiler, çocuklar oyun oynarken ailelerin dinlenebileceği bir kantin ve çay ocağı hizmetiyle karşılaşıyor.
Sakarya Gönül Elçileri Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı Bülent Dik, açılış konuşmasında duygularını şu sözlerle ifade etti; “Çocuklarımızın ve ailelerinin huzurlu, sıcak bir ortamda vakit geçirebileceği bir mekân yaratmak hepimizin ortak dileğiydi. Bu dileğin bugün gerçeğe dönüşmesi bizleri çok mutlu etti.”

Yazlık sinema ve açık hava kültür etkinlikleri yolda

Gönül Sofrası’nın sahibi ve projenin mimarı Bülent Dik, parkın geleceğine ilişkin planlarını da paylaştı; “Önümüzdeki yaz dönemi için yazlık sinema gösterimleri, tiyatro ve konser hazırlıklarımız var. Parkımızı adeta bir açık hava kültür merkezine dönüştürerek burayı şehrin buluşma noktası haline getirmeyi hedefliyoruz.”

Sanatçı Akif Yener’den anlamlı destek

Açılışın dikkat çeken konuklarından biri de Sakaryalı sanatçı Akif Yener oldu. Yener, projeyi hayata geçiren Başkan Bülent Dik’i tebrik ederek başarı dileklerini iletti. Başkan Dik de desteklerinden dolayı sanatçıya teşekkür ederek, dayanışma ruhunun güçlenmesinde bu tür katkıların önemli olduğuna vurgu yaptı.

Engelsiz, güvenli ve sıcak bir buluşma alanı

Sadece kantin hizmeti sunmakla kalmayan Gönül Sofrası, engelli bireyler ve aileleri için de güvenli ve engelsiz bir ortam oluşturuyor. Parkta düzenlenecek tüm sosyal programlara ev sahipliği yapacak olan bu alan, çocukların daha eşit ve güvenli bir dünyada büyümesi için örnek bir adım niteliği taşıyor. Açılışa katılanlar arasında yer alan Adapazarı Belediyesi, dernek temsilcileri, sanat ve basın mensupları ile engelli aileleri, projenin şehre kazandırdığı değeri memnuniyetle dile getirdi.

Eğitici mesajlarla donatılmış bir park

Çocuk Hakları Parkı’nın pek çok noktasında yer alan eğitici levhalar ve renkli görseller ise dikkat çekici."

“Hoşgörmek, sevmek ve saygı duymak beni daha iyi bir insan yapar”

Trafik kurallarını öğreten çizimler. Doğayı korumaya yönelik bilgilendirmeler. “Çocuk olarak hepimiz eşit haklara sahibiz” mesajı" gibi çocuklara değer, hak ve sorumluluk bilinci kazandıran içerikler yer alıyor. Dünya Çocuk Hakları Günü’nün anlamıyla da örtüşen bu görseller, parkın sosyal sorumluluk yönünü güçlendiriyor.

Teşekkür ve gelecek mesajı

Açılış sonunda tüm katılımcılara teşekkür eden Başkan Bülent Dik, sözlerini şöyle noktaladı; “Gönül Sofrası’nın amacı sadece bir mekân açmak değildi. Çocuklarımızın ve ailelerinin birlikte güvenli, huzurlu ve anlamlı anılar biriktirebileceği bir ortam oluşturmaktı. Bugün attığımız bu adım, yarın için umutlarımızı büyüten bir başlangıçtır. Dünya Çocuk Hakları Günü’nü kutluyor; minik yüreklerimizin sevgi, saygı ve adalet duygusuyla büyümesini diliyorum. Destek veren tüm gönüllülere teşekkür ediyorum.” Sakarya Haber Ajansı – Adapazarı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/2025/11/gonul-sofrasi-cocuk-haklari-bahcesi-nde-hizmete-acildi-2802.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/2025/11/gonul-sofrasi-cocuk-haklari-bahcesi-nde-hizmete-acildi-2802.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/2025/11/gonul-sofrasi-cocuk-haklari-bahcesi-nde-hizmete-acildi-2802-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/2025/11/gonul-sofrasi-cocuk-haklari-bahcesi-nde-hizmete-acildi-2802.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/gonul-sofrasi-cocuk-haklari-bahcesi-nde-hizmete-acildi/152231/</link>
			<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 13:25:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Psikolog Gülnur Ayşe Er; “Deprem Korkusuyla Başa Çıkma Yolları Nelerdir?” ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Mediko Sosyal Merkezi Psikoloğu Gülnur Ayşe Er, afet konusunda duyarlılığı sağlama ve deprem korkusuyla başa çıkma yollarını hakkında bilgi verdi.

Afetlerin belirli bir coğrafi bölgede aniden ortaya çıkan, kolektif stres yaratan, önemli ölçüde kayba sebep olan, toplumun yaşantısını sekteye uğratan ve bireyin başa çıkma kaynaklarını aşan olaylar olarak adlandırıldığını belirten Psikolog Gülnur Ayşe Er, ülkemizin yaşadığı asrın felaketi olarak nitelendirilen depremlerde doğrudan ve dolaylı olarak etkilenen herkese geçmiş olsun dileklerinde bulundu.

“Deprem sonuçları öngörülemeyen bir doğal afettir”

Deprem sonuçlarının öngörülemediğini belirten Psikolog Er, kontrolümüz haricinde gelişen olayların korku duygusunun tetikleyici etmen olduğunu söyleyerek deprem korkusunun (Seismophobia) kaybetme fobisiyle bağlantılı olduğunu vurguladı.  Birçok fobide tehdit unsuru, kişinin kendi yaşantısıyla ilgili karşı karşıya kalınan olaylar iken; burada tehdit unsuru ailenin ve yakın çevrenin kaybedilmesi ile ilişkili olduğunu açıklayan Psikolog Er, bu korkuyu yoğun olarak yaşayan kişilerde huzursuzluk, tedirginlik, baş dönmesi, titreme, terleme, kalp çarpıntısı gibi fiziksel belirtiler, karanlık ortamlardan kaçınma, yoğun kaygı, deprem ile ilgili konuşmalardan uzak durma gibi durumların görülebileceğini dile getirdi.

“Depremin kişiler üzerinde birden fazla etkisi var”

Depremi kişiler üzerinde hem fiziksel hem de psikolojik etki yaratan travmatik olaylar olarak tanımlayan Er, yaşanan bu travmatik olayın sadece depreme maruz kalan kişileri değil, mağdurların yakınlarını da etkilediğini dile getirdi. Ayrıca depreme yakından ya da medya aracılığı ile tanık olan kişileri ve yardım çalışmalarında görev alan gönüllü bireyleri de olumsuz etkilediğini ifade etti.

Deprem bölgesinde bulunmanın tetikleyici bir unsur olmasıyla duygusal zorlayıcı süreçlerin yaşanmasına da etki edebileceğine değinen Er, zaman zaman aile fertlerinin, arkadaşların ve hatta bir uzmanın desteğine ihtiyaç duyulmasının da normal olduğunu söyleyerek bu dönemdeki tepkilerin “anormal duruma verilen normal tepkiler” olduğunun altını çizdi.

Ruh sağlığını korumak için beden ve zihin bütünlüğünü sağlayıcı bir düşünce ve yaşam şekli olmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Er; uyku düzeni, beslenme alışkanlıkları, sosyal destek sağlayacak ilişkiler, duygu paylaşımı, bilişsel olarak düşünce şekillerinin farkına varılması ve düzenlenmesi, fiziksel aktivite, spor, yürüyüş, hobi edinme, nefes egzersizleri, gevşeme çalışmalarının faydalı olabileceğini ve özellikle deprem korkusu ile ilgili bilgi sahibi olmanın, duyguların ve bedensel etkilerinin farkında olmanın, bunlara yönelik çalışmalar yapma ve gerekirse uzman desteği almanın önemine dikkat çekti.

Depremzede bireyde, tekrar aynı afeti yaşamakla alakalı yoğun korkular görülürken, depremi yaşamamış fakat etkilerini izlemiş olan bireylerde de “Acaba yaşar mıyım?” korkusu ortaya çıktığını söyleyen Er, binlerce insanın hayatına ve sağlığına mal olmuş böylesi yıkıcı bir depremin ardından hissedilen korku ve kaygının insanın güvende hissetme ihtiyacından kaynaklandığını ve son derece doğal olduğunu aktardı.

Deprem korkusu olan kişi duygusunu yok saymayarak, düzenleme çabası göstererek, kendisini başka aktivitelere yönlendirmesi ve zihnini deprem konusundan uzak tutmaya çalışması gerektiğini ifade eden Er, Çocukların fizyolojik ve psikolojik özelliklerinin yetişkinlerden farklı olmasıyla verilen tepkilerin doğal olduğunu söyleyerek çocuklarda başlıca belirtileri; sebep olmaksızın ağlama, yalnız kalmak istememe, yalnız uyumaktan kaçınma, uyku sorunları, okula gitmek istememek, karın ağrısı, mide bulantısı gibi fizyolojik şikâyetler, hırçınlık, çekingenlik gibi daha önce olmayan davranışların ortaya çıkması, mutsuzluk, isteksizlik gibi sorunlar şeklinde sıraladı.

“Çocuklara Deprem Bilinci Aşılanmalı”

Çocuklarda korkuyu yenebilmenin en önemli yollarından bir tanesinin onlara depremi anlatmak olduğunu söyleyen Er, depremi anlatırken öncelikle çocuğun yaşına ve gelişimine uygun bir dil kullanmanın önemine dikkat çekti. En doğal yaptıkları şeyi, oyunu kullanarak duygularını regüle etmelerinde yardımcı olunabileceğini dile getiren Er, ayrıca nefes egzersizleri, güvenli alan hayal ettirme, buranın resmini çizmesini isteme ve duyguları hakkında konuşmasına fırsat vermenin süreci iyileştirmede yardımcı olabileceğine değinerek uzun süren fizyolojik ve psikolojik sıkıntılarda uzman yardımına başvurulması gerektiğinin önemini vurguladı.

Röportaj Haber: Büşra Atahan
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/2023/03/psikolog-gulnur-ayse-er-deprem-korkusuyla-basa-cikma-yollari-nelerdir-7926.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/2023/03/psikolog-gulnur-ayse-er-deprem-korkusuyla-basa-cikma-yollari-nelerdir-7926.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/2023/03/psikolog-gulnur-ayse-er-deprem-korkusuyla-basa-cikma-yollari-nelerdir-7926-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/2023/03/psikolog-gulnur-ayse-er-deprem-korkusuyla-basa-cikma-yollari-nelerdir-7926.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/psikolog-gulnur-ayse-er-deprem-korkusuyla-basa-cikma-yollari-nelerdir/144767/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 01:45:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kaynarca'ya yatırım yapan kazanır ]]></title>
			<description><![CDATA[Kaynarca verimli toprakları, organize sanayi bölgeleri, bakir sahili, ormanları, gölleri ve dünyaca ünlü Acarlar Longozu ile Sakarya’nın yıldızı, kuzeyin parlayan yıldızı olarak gösteriliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kaynarca’nın yakın geleceğini bölgeyi yakından tanıyan tecrübeli emlakçı Hüseyin Ak ile konuştuk. Ak, Kaynarca’nın inci olarak nitelendirilmesini ve yıldızının parlamasının nedenlerini şöyle sıralıyor: Üç organize sanayi bölgesi, Kuzey Marmara otoyolu, 6 kilometre uzunluğundaki Karaboğaz Sahili, Acarlar Longozu…

Kaynarca'ya yatırım yapan kazanır

Sedat Balta’nın AK Emlak sahibi Hüseyin Ak ile söyleşisi

Kaynarca’da emlak sektörünün önemli temsilcilerinden biri olan Hüseyin Ak, yaptığımız söyleşide bölgede yatırım yapmak isteyenlere ışık tutacak bilgiler verdi. 

1982 Yılında Kaynarca’da doğan 2 kız 2 erkek çocuk babası Hüseyin Ak, 8 yıllık emlakçı.

SEDAT BALTA: Kaynarca son zamanlarda doğal güzellikleri, sanayi yatırımları, ulaşım alanında öne çıkan haberler ve açıklamalarla öne çıkarılıyor. İlçe hakkında Sakarya'nın incisi, kuzeyin parlayan yıldızı gibi nitelendirmelerde bulunuluyor.

Bunları yerel yöneticilerin ilçelerini tanıtma çabası olarak; politikacıların vaatleri olarak mı görmeliyiz. Gerçekliği olan açıklamalar olarak mı görmeliyiz. Kaynarca’da deneyimli bir emlakçı olarak olarak ne düşünüyorsunuz?

Hüseyin AK: Son zamanlarda basında ve sosyal medyada çıkan haberlerin çoğu doğrudur. 

Çünkü doğası, iklimi ve coğrafyasıyla Kaynarca başta İstanbul olmak üzere Bursa, Eskişehir, Ankara ve yurt dışında yaşayan gurbetçi vatandaşlarımızın gözdesi haline gelmiştir.  

Bunun nedeni Mobilyacılar ve Makineciler organize sanayi bölgelerinin ardından 3. organize sanayi bölgesi kuruluş çalışmaları, Kuzey Marmara otoyolu ve 6 kilometrelik sahilimizin tamamının turizme açılacak olmasıdır. 

S.BALTA: Kaynarca’nın hangi özellikleri yatırımcılar için cazibe yaratıyor? Bölgenin özellikleri üzerine neler söylenebilir?

H. AK: Bölgenin bakir olması, tarım ve hayvancılığın aktif olarak yapılması, çok engebeli bir doğaya sahip olmaması ve iklim şartları oldukça iyidir. 

Bunun dışında metropol olan İstanbul’a, Sakarya, Kocaeli, Bilecik, Zonguldak, Ereğli arasında kalması avantaj sağlamıştır. 

S.BALTA: Büyük kentlerde oturan küçük tasarruf sahipleri için uygun yatırım imkanları bulunuyor mu?

H. AK: Büyük kentlerde ve yurtdışında yaşayan gurbetçi vatandaşlarımızın bölgeyi bilmesi geleceği görmesi nedeniyle küçük birikimlerini bu bölgede değerlendiriyorlar. 

S.BALTA: Kaynarca'da biri işler halde, biri inşaat, diğeri kamulaştırma aşamasında bulunan 3 ihtisas organize sanayi bölgesi bulunuyor, bu yatırımlar bölgedeki emlak değerlerini nasıl etkileyecek?

H.AK: Bizim yaptığımız araştırma ve çıkardığımız raporlara göre OSB’ler ve otoyol açıldıktan sonra büyük bir patlama olacak. İlk 5 yıl içerisinde Kaynarca merkez nüfusu 30 bin’i gececek. Bu da binlerce yeni konut yapılması, 30 bin buzdolabı, 30 bin çamaşır makinesi, 30 bin televizyon ve milyonlarca lira demek. 

Demek oluyor ki birçok kurumsal firmanın buraya gelmesi ve Kaynarca’nın büyümesi demek. Sakarya’nın incisi, kuzeyin parlayan yıldızı olacak. 

S.BALTA: Bir yanında Cebeci - Kerpe diğer tarafından Karasu gibi iki hareketli tatil beldesi bulunan Kaynarca'nın 6 kilometre uzunluğunda sahili, kumsalı bakir. Hemen hiç yapı yok. Bölge yakın gelecekte yapılacak turizim yatırımlarıyla ve planlarıyla anılıyor. Nedir son durum?

H. AK: Acarlar Longozu’nun doğası ve içindeki canlılar katledilmez ise ülkeye emsal bir ilçe olacağız. Günü birlik yaz kış turizme açılacak. Sahildeki kum bakir olduğu için özünü kaybetmediğinden dolayı romatizma, egzama gibi bir kaç hastalığın tedavisinde kullanılacak. 

S.BALTA: Kaynarca tarım ve hayvancılığın gelişmiş olduğu yılda 2 ürün alınabilen toprağı ile hafta sonu hobi bahçesi kuracaklardan, ekolojik tarım yapmak isteyenlere, emekliliğini, yaz aylarını çiftliklerinde geçirmek isteyenlere, hayvancılıktan ve tarımsal üretimden para kazanmak isteyenlere kadar pek çok kesim için cazip olanaklar sunuyor. İstanbul'a 150 kilometre uzaklıkta olması ve ulaşım kolaylığı tercih edilirliğini artırıyor. Bu konuda başka neler söylenebilir?

H. AK: Kuzey Marmara otobanından sonra İstanbul - Kaynarca arası çok daha kısaldı. Bir saat 15 dakikada İstanbul’dan Kaynarca’ya ulaşıyorsunuz. Ulaşım kolaylığı beraberinde yatırımların burada değerlendirilmesini ve hafta sonlarını, yaz tatillerini alternatif olarak buradaki doğa evlerinde geçirmelerini sağlayacak.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/2022/08/kaynarca-ya-yatirim-yapan-kazanir-6403.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/2022/08/kaynarca-ya-yatirim-yapan-kazanir-6403.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/2022/08/kaynarca-ya-yatirim-yapan-kazanir-6403-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/2022/08/kaynarca-ya-yatirim-yapan-kazanir-6403.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/kaynarca-ya-yatirim-yapan-kazanir/141597/</link>
			<pubDate>Sun, 14 Aug 2022 15:18:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Türkiye rekoru: 47 Yıl görev yaptı 40 Kaymakamla çalıştı ]]></title>
			<description><![CDATA[Kaynarca Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürü Mustafa Başarı 47 yıl 22 gün görev yaptığı devlet memurluğundan bugün itibarıyla emekli oldu. 40 Kaymakamla görev yapan Başarı emeklilikte siyasal projelerde görev almak istiyor. Kaynarca Yazı İşleri Müdürü olarak 40 Kaymakamla çalışarak bir Türkiye rekoruna imza atan Mustafa Başarı sorularımızı yanıtladı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[1984’DEN BERİ YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

Mustafa Başarı iş hayatına 1976 yılında Pancar Ekicileri Kooperatifi’nde başladığını aynı yılın Aralık ayında şimdi Sakarya Üniversitesi’ne bağlı olan Mimarlık Mühendislik Fakültesi’nde başladığını belirterek, “1980 Yılıda Kaynarca’ya geldim. O yıldan bu yana Kaynarca Kaymakamlığındaki görevime devam etmekteyim. 1984 Yılından beri de Yazı İşleri Müdürlüğü yapmaktaydım” diye konuştu. 

25 ASİL 15’İ VEKİL 40 KAYMAKAM GÖRDÜ

Bu güne kadar 25’i asil kaymakam olmak üzere vekillerle toplam 40 kaymakamla birlikte görev yaptığını belirten Mustafa Başarı, “Halkıma elimden geldiği kadar bilgilerimi, görgülerimi, tecrübelerimi aktardım. Sanırım mutlu bir şekilde görevimi tamamlayarak emekli olmayı hak ettiğimi tahmin ediyorum. 

SÜT BİRLİĞİ, OSB, MYO KURDUK

Zaman zaman kaymakam vekilliği yaptım. Süt Birliği’ni kurduk, yüksek okulu, organize sanayi bölgesini kurduk. Hep birlikte elimizden geldiğince yapmaya çalıştık. Bürokrasinin elverdiği bu kadar olduğu için bunları yapabildik. İnşallah bundan sonraki hayatımızda cenabı Allah izin verir se başka alanlarda fırsatımız olursa hizmet etmeye hazırız. Sizin de gazeteci olarak kamu hizmeti yaptığınıza inanıyorum. Kaynarca’nın dünyada dili olduğunuza inanıyorum. Kaynarca’ya basını getirdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim. Yarından itibaren 6 ay Cebeci’de dinlendikten sonra idari ve siyasi projelerde görev almak istiyorum” dedi. - SEDAT BALTA
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/2022/06/turkiye-rekoru-47-yil-gorev-yapti-40-kaymakamla-calisti-1143.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/2022/06/turkiye-rekoru-47-yil-gorev-yapti-40-kaymakamla-calisti-1143.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/2022/06/turkiye-rekoru-47-yil-gorev-yapti-40-kaymakamla-calisti-1143-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/2022/06/turkiye-rekoru-47-yil-gorev-yapti-40-kaymakamla-calisti-1143.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/turkiye-rekoru-47-yil-gorev-yapti-40-kaymakamla-calisti/140439/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Jun 2022 21:01:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BAHÇEŞEHİR ÖĞRENCİLERİ ÇEVRENİN GENÇ SÖZCÜLERİ OLDU ]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye Çevre Eğitim Vakfı tarafından yürütülen ‘Çevrenin Genç Sözcüleri’ Programına katılan Bahçeşehir Koleji öğrencileri geri dönüşümün önemine ışık tuttu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen ülkemizdeki
önemli geri dönüşüm tesislerinden olan,  SEKAY
Tesisini ziyaret ettiler.İşte öğrencilerin yaptığı o çalışmanın röportajıDoğal kaynaklarımız, dünya nüfusunun artması ile her geçen
gün azalmaktadır.Oysa tüm canlıların yaşamının devamı için bu kaynaklara
ihtiyaç vardır. Bilinçsiz kullanım
sonucunda bitmeyecekmiş gibi görünen bu kaynakların çok az kullanım ömürlerinin
kaldığını biliyor muydunuz?Çevrenin Genç Sözcüleri, artan enerji ihtiyacına alternatif
bir çözüm üreten Sakarya’daki SEKAY projesini tanıtmak için röportaj
gerçekleştirdiler. Bahçeşehirli öğrenciler tarafından hazırlanan işte o röportaj
haber.Doğal kaynaklarımız, dünya nüfusunun artması ile her geçen
gün azalmaktadır. Oysa tüm canlıların yaşamının devamı için bu kaynaklara
ihtiyaç vardır.  Bilinçsiz kullanım
sonucunda bitmeyecekmiş gibi görünen bu kaynakların çok az kullanım ömürlerinin
kaldığını biliyor muydunuz?Biz Çevrenin Genç Sözcüleri olarak artan enerji ihtiyacına
alternatif bir çözüm üreten Sakarya’daki SEKAY projesini tanıtmak için röportaj
gerçekleştirdik.Sekay Projesini konuştuğumuz Sakarya Belediyesinde görev
alan çevre mühendisleri bizlere projenin detaylarını aktardılar.                      
                                   RÖPORTAJ                 • SEKAY nedir ve burada yapılan işler nelerdir?Y: SEKAY açılımı Sakarya Entegre Katı Atık Yönetim Tesisinin
kısaltılmış hali SEKAY. SEKAY’da Sakarya’da oluşan tüm evsel katı atıkların
önce değerlendirilerek ekonomiye geri kazandırıldığı sonrasında ise
değerlendirilemeyen atıkların doğaya zarar vermeden bertaraf edildiği çevre
dostu bir tesistir.• Çöpün enerjiye dönüşme süreci nasıl işliyor?C: Öncelikle Sakarya’da bulunan 16 tane ilçemizden gelen
atıklar SEKAY tesisimizde atık türlerine göre ayrıştırılıyor bunların
neticesinde ortaya çıkan organik atıklar biyometanizasyon sistemine dahil
ediliyor buradaki biyometanizasyon sisteminde de yaklaşık 1 aylık anaerobik
koşullarda bakteriler yardımıyla metan gazı üretiliyor oluşan metan gazı kogan
motorları vasıtasıyla basınçlandırılıp yakılarak sistemde ısı ve elektrik
enerjisine çeviriliyor ısı enerjisi sekay tesisimizdeki ısıya ihtiyaç olan
ekipmanlara gönderiliyor elektrik enerjiside mevcut elektrik sistemine dahil
ediliyor birde yaklaşık 10 yıldır düzenli depolama sahamızda biriken çöpler
çöplerin oluşturduğu metan gazlarının buradaki sistemden çekilerek tekrardan
kogan motorlarıyla yakılıyor ve sisteme bu şekilde dahil ediliyor.• Ne kadar miktar çöpten ne kadar miktar elektrik
üretiliyor?C: 16 ilçemizden günlük ortalama bin ton atığımız var bu bin
ton atığın içerisindeki organik atıklardan üretilen metan gazıyla ve 10 yıllık
birikmiş çöpten üretilen çöp gazını birleştirdiğimizde yaklaşık 10 megawatt
saatlik bir elektrik üretimi gerçekleşiyor bu da 120 bin kişinin elektrik
ihtiyacına denk gelmektedir.• Projenin çevreye katkısından bahseder misiniz?Y: Günlük yaşantımızın içinde biliyoruz ki enerjinin yeri
oldukça büyük hemen hemen her şey için enerjiye ihtiyacımız var hızla artan
nüfus gelişen teknoloji bunların         
hepsi tüm dünyada enerji daha da arttırmış durumda ve alışıla gelmiş
tabii ki geleneksel yöntemler arasında çoğunlukla fosil yakıtlardan bir enerji
elde edilmesi söz konusu fakat bunun sürdürülebilir olmadığı artık herkesçe
bilinmektedir. Alternatif enerji kaynaklarının arasında da biyokütleden
üretilen elektrik enerjisi oldukça önem arz etmekte çünkü zaten halihazırda
istenmeyen bir madde olarak meydana gelmiş olan atıktan elektrik enerjisi
üretmek demek yani hem bu atıkların istenmeyen reaksiyonlarla doğadaki
istenmeyen tehlikeli durumlara yol açmasının önüne geçilmiş durumda olmasını
sağlamakta hem de fosil yakıtların kullanımını arttırmadan doğal kaynaklarımızın
korunmasını sağlamakta.• Projenin tanıtımı için yapılan çalışmalar nelerdir?C: SEKAY tesisimiz yakın zamanda ulusal kanallarımızda yer
aldı zaten Sakarya Büyükşehir Belediyesinin sosyal medya hesaplarında,
dergilerinde ve billboardlar SEKAY tesisimizde ne kadar enerji elde edildiği ne
kadar çevreye katkı sağladığı ne kadar geri kazanıldığı bilgileri yer
almaktadır. Bu konuda Sakarya Bahçeşehir Koleji öğrencilerimizin bize gelip
burada bu bilgileri alması bizi çok mutlu etti.Sakarya İlinde oluşan atıkları geri kazanmak, karbon
emisyonunu azaltmak, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminin
sağlanması ve organik gübre üretilmesi gibi çevreye katkı sunan amaçlarla
oluşturulan böyle çevre dostu bir projenin öncüsü olduğunuz için bizde sizlere
çok teşekkür ederiz.Haberi hazırlayanlar: Beril BOZDURGUT, Muhammed Yahya KABA,
Ayşe FİLİZFİDANOĞLU, Kayra BULUT, Doğa ÖZBAŞ, Hanne Belis BALKAYA, Berke YAVAŞ,
Yiğithan KIYICI)

































































































 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/2022/03/bahcesehir-ogrencileri-cevrenin-genc-sozculeri-oldu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/2022/03/bahcesehir-ogrencileri-cevrenin-genc-sozculeri-oldu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/2022/03/bahcesehir-ogrencileri-cevrenin-genc-sozculeri-oldu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/2022/03/bahcesehir-ogrencileri-cevrenin-genc-sozculeri-oldu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/bahcesehir-ogrencileri-cevrenin-genc-sozculeri-oldu/138766/</link>
			<pubDate>Sat, 19 Mar 2022 06:11:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İşini Tutkuyla Yapmanın Örneği: İHSAN BOYA]]></title>
			<description><![CDATA[Peugeot birincisi, Elektronik Uzmanı, Yerli Motor’un baş mimarı ve her şeyden önce işini seven iyi bir Usta… Onu tanıtacak bir çok isim var elbet… Ancak o bütün projelerini yaptığı şehrin; Sakarya’nın Beyinci İhsan’ı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Şimdilerde
idealist duruşuyla nitelikli ustalar yetiştirmek için durmadan çalışan İhsan
Boya’yı biraz daha yakından tanıyalım dedik ve keyifli bir sohbete koyulduk.
Her zaman insanın işini sevmesinin önemine vurgu yaparız… İhsan Boya bu
önerinin desteklenmesi gerektiğinin canlı örneklerinden… “Sevgiyle başlayan işi
geliştirmenin sonu yok” diyen Usta İhsan Boya’nın hikayesi nasıl başlamış hep
beraber bakalım. 10
Nisan 1982 yılında 7 kardeşli bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen
İhsan Boya şimdilerde mutlu bir ailenin 3 çocuk sahibi babası… Okul hayatını
başarı ve birinciliklerle dolduran Usta, üniversiteye ailesine baktığı için
gidememiş. 2008-2009 yıllarının kendisi için çok zor geçtiğini belirten Boya bu
yıllar arasında babasını ve abisini kaybetmiş. 21 yıllık bir usta olarak
çalışmalarına ve projelerine hız kesmeden devam ediyor. OTOMOTİV
SEKTÖRÜNDE ÜLKENİN DÜNYA TEMSİLCİSİSizi Otomotiv sektörüne atan ne oldu?Meslek
lisesinde elektronik bölümü okudum. Ya üniversite okuyacaktım ya da aileme
bakacaktım. Ben aileme bakmayı tercih ettim ve bir yakınım vasıtasıyla işe
başladım. 3 ay sonra çalıştığım yetkili servisin Bölge Müdürü geldi ve ufak bir
testten geçtik. Yeni başlamama rağmen başarılı bulundum.  Genel merkezin teknik eğitimlerine ve
seminerlerine katılan en genç kursiyer oldum. 1 sene sonrasında otomotiv
üzerine yapılan bir yarışmada Türkiye birincisi oldum. 2003 yılında otomotiv uzmanlık
diplomamı aldım. Yine birincilikler elde ettim ve böylelikle Türkiye’yi
Fransa’da temsil etme hakkı kazandım. EN İYİLER
ARASINDAN 3 KERE GELEN BİRİNCİLİKLERPeugeot birincilikleriniz bu dönemde mi oldu?Evet,
benim aldığım puanla Türkiye’nin notu yükseldi. Böylelikle Türkiye’den 14 kişi
Fransa’da ki yarışmalara katıldı. Alanında başarılı 170 teknisyenin olduğu bir
yarışmada birincilik elde ettim. Peugeot teknik bilgi yarışmalarında toplam 3
birincilik aldım. Bu yarışmada nasıl sorular soruluyor biraz açar mısınız?Arabaların
A’dan Z’ye bütün dalları hakkında teknik sorular soruluyor.Bu peş peşe gelen birinciliklerden sonra ne gibi
gelişmeler oldu?2005’te
son birinciliğimi aldığımda birçok bayiden yüksek ücretli iş teklifleri aldım.
Ancak ben çalıştığım yer de devam etmek istedim. Bizi piyasaya sokan bir yere
ihanet etmek istemedim. Buna karşılık teşekkür dahi edilmese de ayrılmak
istemedim. Sonrasında farklı nedenlerden dolayı oradan ayrıldım. Çalıştığım
için de ayrıldığım için de hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Aklımda bununla
ilgili bir plan yokken kendi işyerimi açtım.Şuan ki işyeriniz hakkında biraz bilgi verir misiniz?İlk
açtığım işyeri biraz küçüktü 2 araç zor sığıyordu. Ancak şimdi ki yer de 50
araçlık yer var. İlk başladığımızda 2 kişiydik, şimdi 20 kişilik bir ekiple
hizmet veriyoruz. Sakarya halkı sizi Beyinci İhsan olarak tanıyor. Bu
isim nerden geliyor?Beyinci
denildiğinde akıllara otomotiv beyni gelse de biz sanayinin beynini
kastediyoruz. Normalde piyasada bilinen 4 meslek var. Bunlar; oto elektrik,
motor, kaporta ve boya. Biz 5’inci mesleği bulduk. Bu sektörde çok büyük
hileler dönüyor. Mesela araçların kilometrelerini düşürüyorlar. Bize bunu parayla
kimse yaptıramaz. 20 sene önce de tanıyanlar böyle bilir, 10 sene sonra da bu
durum değişmeyecek. Yaptığınız işi ayrıntılı olarak anlatır mısınız?Bir
arabanın en zor işi tespittir. Arıza mekanik mi, elektronik mi. motor ve ya pompadan
mı  kaynaklanıyor onu tespit ediyoruz.
Daha geniş anlamıyla “bu arabanın sorunu şudur” diyoruz. Çalışmayan araçları
tamir edip teslim ediyoruz. Sanayi’de kilit rol görevi görüyoruz. Servis
kalitesinde, sanayi maliyetinde hizmet veriyoruz.DIŞI SANAYİ
DÜKKANI, İÇİ KOSKOCA BİR KAMPSizin aslında sanayi yerlerinden farklı bir yeriniz
var. Tesisiniz aynı zamanda bir usta yetiştirme kampı görevi görüyor. Bu
nedenle birçok önemli ismi ve ziyaretçiyi ağırlıyorsunuz. Gelen ziyaretçilerin
tepkileri nasıl? Evet.
Aslında biz dışarıdan bakıldığında beklentiyi düşürecek bir dizayn yaptık.
Diğer yerlerle karşılaştırıldığında bizim tesisimizin içerisi görenleri hayrete
düşürüyor. Bazen ziyaretçiler “biz sanayi dükkanı bekliyorduk ancak burası
bambaşka bir yer” diyor. Dışarda beklenti zayıf ancak içerisi gerçek. Gelen
ziyaretçilerin hepsi her türlü desteğe hazırız dediler. İnşallah ilerde de
bakanımızdan, vekillerimizden bir destek alabilirsek daha büyük bir ortam
hazırlayacağız.3 AYDA BAŞKAN OLDUBizler sizi sadece Beyinci İhsan olarak değil yaptığınız
projelerle de yakından takip ediyoruz. En son Bilim Adamları ve Mucitler
Derneği Otomotiv Bilim Kurulu Başkanı oldunuz. Bu elde ettiğiniz unvanla yapacağınız
projelerinizin daha kolay hayata geçebileceğini düşünüyor musunuz? Yeni
projeleriniz var mı?Öncelikle
BİMUD Otomotiv Bilim Kurulu Başkanı olmak benim için de sürpriz oldu. Her zaman
ifade ediyoruz. BİMUD’a girmek uzun bir süreç ama sağ olsunlar genel başkanımız
ve yönetim kurulumuz bu konuda bana inandılar. 1 yıl sürecek bir yolu bana 3
ayda kat etme şansı tanıdılar. Elbette şuan BİMUD’la çalışmak beni avantajlı
konuma getiriyor. Milli Eğitimle işbirliğimiz devam ediyor. Yeni projelerimizi
de BİMUD’la birlikte hayata geçireceğiz. BİLİM YUVALARINDAN
PROJELERE İLGİMilli Eğitim Müdürlüğüyle bir işbirliği
gerçekleştirdiniz. Bu projeden bahseder misiniz?  Meslek
Liselerinin ülkemiz için önemli olduğunu düşünüyoruz ancak mevcut sistemde son
sene staj görülüyor. Gençler bize staja geldiklerinde şunu fark ettik ki
okuduğu bölümle ilgili çok bir şey bilmiyor. 3 sene boyunca niteliksiz bir
eğitim gördüklerini düşünüyoruz. Bunu çözmek için de Milli Eğitimle birlikte
geçlerin okulda, dışarda ya da sanayi de kullanabilecekleri özel bir mobil
çanta hazırladık. Bu projemizin ismi “Ustam Çantamda”. Ayrıca SUBÜ ile
bünyemizde staj gören öğrencilere sertifika vermeye yönelik bir işbirliği içine
girdik. Yani üniversite diplomasının yanında bizim yanımızda eğitim gören
öğrencilere verdiğimiz sertifika ile öğrencilere daha rahat iş bulabilecekleri
bir imkân sağladık. Okulda teorik yönden gelişirken bizim verdiğimiz pratik
eğitimle becerileri daha fazla artacak. SAKARYA’NIN BİLİM
YÜZÜBİMUD, SUBÜ ve Milli Eğitim Müdürlüğü üçgeninde
yapılacak bir yarışma hazırlığı içindesiniz. Bu yarışma hakkında biraz daha detaylı
bilgi verebilir misiniz? Bu yarışmaya kimler katılabilecek? Sakarya’nın
Bilim Yüzü adlı bir yarışma yapacağız. Bilimle ilgilenen 25 yaş ve altı 100
gencimizle birlikte yeni fikir ve proje arayacağız. Okul okunması şart değil.
İsterse köyde ki çoban olsun, isterse üst düzey mühendis olsun bizim oluşumumuz
içinde olmak isteyenleri eleme sistemiyle yarışmaya dâhil edeceğiz. İnanıyoruz
ki bilim şehrinden bilim insanları çıkacak. Biz bu enerjiyi Sakarya’dan
alıyoruz. ÜLKE ADINA
TEKNOLOJİK ÇALIŞMALARDA SINIR TANINMIYORYakın zamanda yerli motorla ilgili bir işbirliğine
imza attınız. Çalışmalarınız ne durumda?  Yerli otomotiv Togg ile ilgili de bir çalışma
hazırlığınız var mı?Giresun
Üniversitesi akademisyeni Fatih Burçin Güraslan hocamızla iletişim halindeyiz.
Dünyada bir ilk olacak şekilde tasarlanmış ve patenti alınmış Silindir Motor
projemiz var. İşin elektronik kısmını Fatih Hocamızla birlikte geliştireceğiz.
Fazla bilinen bir yöntem değil. Yeni nesil bir motor üretmeyi amaçlıyoruz. Aynı
şekilde yerli otomotivimiz Togg’un otomotiv yan sanayisinde çalışacak bir
merkez kurmayı planlıyoruz. Şuan yaptığımız çalışmalarla, eğitimlerle ve
yarışmalarla orada çalışacak nitelikli ustaları da topluyoruz. Sadece tamir
işlerinde değil AR-GE çalışmalarında da ön planda olmak istiyoruz. Belki de
ilerle Togg’un CEO’sunu biz yetiştireceğiz. Hedefimiz altyapıyı oluşturan bir
merkez kurmak. Son olarak ileriye dönük hayalleriniz ve hedefleriniz
hakkında söylemek istediğiniz bir şey var mı?









































































Şunu
biliyorum ki; 65- 70 yaşlarına merdiven dayamış insanların enerjisi bir gencin
enerjisiyle bir olmaz. Ben iz bırakanlardan olmak istiyorum. Ülkem için
çalışmaya devam edeceğim. Önümde 10 yıllık bir hedefim var. Bu hedeflerimi
gerçekleştirmek için durmayacağım. Gençlere de tavsiyem kendilerini
geliştirmeyi bırakmasınlar ve mutlaka sevdikleri, ilgi duydukları bir işi
yapsınlar. Her bireyin farklı yetenekleri vardır. Yeteneklerinin üstüne düşüp
en iyi işi çıkarsınlar. ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/2021/08/isini-tutkuyla-yapmanin-ornegi-ihsan-boya.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/2021/08/isini-tutkuyla-yapmanin-ornegi-ihsan-boya.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/2021/08/isini-tutkuyla-yapmanin-ornegi-ihsan-boya_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/2021/08/isini-tutkuyla-yapmanin-ornegi-ihsan-boya.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/isini-tutkuyla-yapmanin-ornegi-ihsan-boya/134750/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Aug 2021 12:08:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dayanışma fotoğraflanıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye Komünist Partisi'nin çağrısıyla bir araya gelen Kadın Dayanışma Komiteleri, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla fotoğraf sergisi hazırlıklarına devam ediyor. Tüm emekçi kadınların katkısına açık olan sergiye katılmak için 21 Şubat tarihine kadar kadindayanisma.sergi@gmail.com adresine ad, soyad ve şehir bilgisi ile fotoğraf gönderilebilir.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Geçtiğimiz aylarda ilk olarak Çanakkale, İzmir ve Ankara’da
kuruluşunu ilan eden Kadın Dayanışma Komiteleri hızla çoğalıyor. Kadınlara
yönelik baskı, ayrımcılık ve şiddetle mücadelenin önemli bir ayağını
oluşturmaya başlayan Kadın Dayanışma Komiteleri’nden, 8 Mart’a yaklaşırken bir
fotoğraf sergisi çağrısı geldi. Kadın Dayanışma Komiteleri ve hazırlıkları
süren fotoğraf sergisiyle ilgili sorularımızı Komünist Kadınlar adına Gülperi
Köybaşı Putgül yanıtladı.

 

Kadın Dayanışma Komiteleri’nin kuruluş ilanlarına sık sık
tanık oluyoruz. Gelinen aşama hakkında bilgi verebilir misiniz? 

 

Kadın Dayanışma Komiteleri’nin kuruluş kararı TKP’nin
Ağustos’ta düzenlediği Türkiye Konferansı’nda alındı. Kuruluşuna ilişkin ilk adım
Çanakkale’de atıldı. Koruma kararına rağmen eski erkek arkadaşı tarafından
saldırılara maruz kalan bir kadın arkadaşımızla dayanışma sürecimiz fitili
ateşlemiş oldu. Ardından İzmir, Ankara ve İstanbul’da pek çok semtte Kadın
Dayanışma Komiteleri kuruldu. Çok kısa zamanda dayanışma, üç büyük il dışına da
taştı; Antalya, Samsun, Tekirdağ, Konya, Mersin, Bursa, Adana ve Eskişehir’de
de Kadın Dayanışma Komiteleri var artık. Yenileri eklenmeye devam ediyor. 

 

Kadın Dayanışma Komiteleri mücadele alanını nasıl tarif
ediyor, neyi hedefliyor?

 

Bugün kadınların düzen içinde maruz kaldıkları her türlü
baskı ve ayrımcılık Kadın Dayanışma Komiteleri için birer mücadele başlığı.
Kadınlar evinde, işyerinde, sokakta baskı ve tacize maruz kalıyor, şiddet
görüyor, öldürülüyor. Çocuk yaşta evlendiriliyor ve hatta çocuk doğuruyor,
yaşamı bir ev hapisliği içinde geçiyor. Ev işleri, çocukların bakımı, varsa
evin hasta ve yaşlılarının bakımı da kadınların omuzlarında. Ayrıca eğitim ve
çalışma hakkından yararlanamama, esnek, güvencesiz, ucuza çalıştırılma
kadınların en güncel sorunları olmaya devam ediyor.  

 

Kadın Dayanışma Komiteleri’nin yola çıkışındaki temel amaç,
tüm bu karanlığın içinde yalnız ve çaresiz hisseden kadınların yanında olmak,
sorunlarımıza birlikte çözüm üretmek ve dayanışmayı büyütmek. Hepimizi
yalnızlaştırarak sindirmeye çalışan bu düzene, birlikte ve çok daha güçlü karşı
koyabilmenin mümkün olduğunu göstermek. 

 

Peki bu hedeflere yönelik neler yapıyor komiteler? Biraz
daha somut örneklerle açıklar mısınız? 

 

Aslında tek bir yöntem tarif etmiyoruz. Komiteler kendi
bulunduğu yerelliklerde kendi ihtiyaçlarına göre yola çıkıyor. Bu, bazen
şiddete uğrayan ve gidecek yeri olmayan bir kadın arkadaşımıza konaklayacak
yer, iş bulmak için seferberlik ya da psikolojik ve hukuki açıdan destek
olabiliyor. Bazen de iş yerinde uğradığı bir taciz ya da hak gaspı nedeniyle
örgütlenmek ve birlikte mücadele etmek... Örneğin İstanbul Çeliktepe ve İzmir
Bayraklı Kadın Dayanışma Komiteleri mahallelerinde kreş açılması için oldukça etkili
çalışmalar yürütüyorlar. Muhtarlarla görüşüyor, belediyelere dilekçelerle
başvuruyor, kapı kapı dolaşıp imza topluyor. Bir diğer gerçek pandemi döneminde
kadınların iş yükünün daha da arttığı. Çocuklarına bakmak için işinden ayrılmak
zorunda olan da, dersleriyle meşgul olan da sıklıkla kadınlar oluyor. Kadın
Dayanışma Komiteleri bir yandan kadınların öncülüğünde kreş hakkı için mücadele
ederken bir yandan da pandemi sürecinde okulsuz kalan çocuklar için etütler
organize ederek hem çocukların gereksinimlerini karşılıyor, hem de kadınların
iş yükünün azaltılmasına çalışıyor.

 

Kadına yönelik şiddet, mobbing, kreş hakkı, kadın emeğinin
sömürüsü gibi başlıklarda hazırlanmış olan broşürler yaygın olarak dağıtılıyor.
Pandemi döneminde bir araya gelmenin zorluklarına rağmen olanaklar ölçüsünde
buluşmalar, çevrimiçi toplantılar düzenleniyor. Pandemide kadın emeğinin
sömürüsü, kadın ruh ve beden sağlığı, taciz ve şiddet olaylarında hukuki süreç,
sağlık ve eğitim hakkı gibi başlıklarda uzman kişilerin katkılarıyla eğitimler
yapılıyor. Sadece güncel sorunlarla değil, bu sorunları var eden ve tekrar
tekrar üreten düzenin kendisiyle mücadelenin yolları tartışılıyor. Doğalında bu
çalışmanın öncüleri kadınlar oluyor ve mahallelerde, işyerlerinde kadınların
yaşadığı sorunlara yönelik ilk temaslar kadınlarla kuruluyor. Ancak
beklediğimiz ve hedeflediğimiz gibi örneğin kreş hakkı gibi aslında kadınların
değil tüm toplumun sorunu olan konularda kadınlı erkekli çalışmalar da
yürütülmeye başlandı. Kadın Dayanışma Komiteleri’nde kadın-erkek tüm insanlık
için eşit ve özgür bir yaşam mücadelesinin basamakları birlikte örülmeye
çalışılıyor. 

 

8 Mart için de bir fotoğraf sergisi düzenliyorsunuz. Biraz
da sergi fikri nasıl ortaya çıktı anlatır mısınız? 

 

Hiçbir şeyin değişmeyeceğine ikna edilmek istendiğimiz bu
günlerde kadınlar her zamanki gibi direniyor ve birbirlerine el uzatılyor.
Sergi fikri de bunun bir ürünü olarak ortaya çıktı. Hissettiğimiz baskıya ve
türlü zorluklara rağmen vazgeçmeyişimizi, dayanışmamızın gücünü fotoğraf karelerine
de yansıtmak ve herkesle paylaşmak istedik. Kadın Dayanışma Komiteleri
aracılığıyla bir araya gelen kadınların insanca bir yaşam için yeniden yeşeren
umudunu ve dayanışmanın gücünü göreceğiz bu fotoğraflarda. Çalışmanın içinde
olan, birlikte düşünen ve üreten kadınlar olarak, bu vesileyle şimdilik
elimizin ulaşamadığı yerlere belki fotoğraflarımızla ulaşacağız. 

 

Bu sergide kadın emeği ve dayanışma temalı fotoğraflar mı
olacak? İsteyen herkes katılabilir mi? 

 

Evet, dayanışmamızı bizzat kendimiz fotoğraflayacağız. Bu
amaçla Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi Fotoğrafçılık Atölyesi’nden
arkadaşlarımızın katkılarıyla iki günlük bir çevrimiçi eğitim yaptık. Bu temel
atölyeye neredeyse hiçbiri daha önce fotoğrafçılık eğitimi almamış 60’ın
üzerinde kadın katıldı. Çoğumuzun telefonları ile çekebileceği fotoğrafları
nasıl kurgulayabileceğimizi, fotoğraf çekerken nelere dikkat edeceğimizi,
öykümüzü nasıl daha etkili aktarabileceğimizi konuştuk. Amatör heyecanımız
birbirine geçti. Bazı Kadın Dayanışma Komiteleri’nden fotoğraflar gelmeye
başladı bile. Belli ki artık çalışmalarımızı fotoğraflarken de özenliyiz. 

 

Kadın Dayanışma Komiteleri’nin 8 Mart fotoğraf sergisine
herkes katılabilir tabii. İster bulundukları yerelliğin Kadın Dayanışma
Komiteleri ile iletişime geçerek, ister doğrudan kadindayanisma.sergi@gmail.com
adresine ad, soyad ve şehir bilgisi ile fotoğraflarını göndererek. 21 Şubat’a
kadar gönderilecek olan fotoğrafları sadece internet ortamında değil, bazı semt
evlerinde ve belirlenen mekanlarda fiilen de sergilemeyi düşünüyoruz. Sergi
mekanları kısa bir süre sonra Türkiye Komünist Partisi hesaplarından ilan
edilecek. Şimdiye dek herhangi bir Kadın Dayanışma Komitesi ile teması olmayan
ancak konuya ilgi duyan, bizlerle tanışmak ve dayanışmamıza katkı koymak
isteyen herkesi bu sergi vesilesiyle de tanımak bizim için çok güzel olacak. 

 

Türkiye Komünist Partisi

 

e-posta: tkpninsesi@tkp.org.tr

 

Kızılırmak Caddesi 13/4 Çankaya/Ankara

 

Genel Merkez Telefon: 0(312) 417 29 68

 

Basın İletişim Telefon: 0(216) 414 65 04]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/2021/02/dayanisma-fotograflaniyor.png</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/2021/02/dayanisma-fotograflaniyor.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/2021/02/dayanisma-fotograflaniyor_t.png"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/2021/02/dayanisma-fotograflaniyor.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/dayanisma-fotograflaniyor/132001/</link>
			<pubDate>Mon, 15 Feb 2021 11:29:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[O bir mucit Araba Doktoru!!! ]]></title>
			<description><![CDATA[Bu isme dikkat! ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Araç tamiri noktasında inovatif fikirleriyle büyük işlere imza attı. Türkiye’de ilk proje ve çalışmalarıyla, ulusal bir Youtube haber kanalına gündem olan Sakaryalı genç mucit, Adaotogarage Firma sahibi ve Oto Elektronik Uzmanı İhsan Boya, Meslek Lisesini 2000 yılında Elektronik bölümü okul birinciliği ile tamamladı. Girişimci ruhu ve çözüm odaklı yaklaşımı yeni buluşlara imza atması için ona ilham oldu. 2000 yılından beri otomotiv sektöründe hizmet veren İhsan Boya, 10 yıl Peugeot Öz Öztürkler yetkili servisinde çalıştı, son on yıldır ise kendi firmasıyla daha geniş kitlelere hizmet vererek çözülemeyen arızaların çözüm merkezi olmuş durumda…” “Firmanızda neler yapıyorsunuz?..”İ. BOYA: “Biz şu anda yoğunluklu olarak oto elektronik arızalarına çözüm buluyoruz.  Sanayinin geri kalanı tarafından çözümlenemeyen, ustalarımızın sıkıntı yaşadığı arızaların çözüm merkeziyiz. Genelde motor beyin arızaları, ABS fren sistemi, Airbag ve gösterge arızalarına çözüm üretiyoruz. Şu anda ise eğitime odaklandık ve eğitim verebilmek için alt yapı çalışmalarına başladık. Amacımız, eğitimli ustaların yetişmesini sağlarken aynı zamanda topluma yönelik sosyal sorumluluğumuzu kendi bilgi ve becerimiz dahilinde yerine getirmek…” “Kaç çeşit araç ve model arabalara bakıyorsunuz?..”İ. BOYA: “Her çeşit marka ve modele bakıyoruz. Yoğunlukla binek araçlar gelmekle beraber hafif ticari araçlarla da ilgileniyoruz. Şu anki düzenimizde ağır vasıta araç maalesef yok.  Elektronik arıza problemlerine net çözümler sunuyoruz…” “Arızalar konusunu açarsak neler var?..”İ. BOYA: “Motor,  ABS beyin, hava yastığı beyinlerinin onarımı ve programlanması, elektrikli direksiyonların, yarı otomatik şanzımanların tamir, bakım ve revizyon işlemlerini yapıyoruz. Çözüm noktasında ise öncelikli olarak arıza tespitini sağlıyoruz. Arızalı olan parçanın durumunu gözden geçiriyoruz. Onarım yapılabilecek pozisyonda olup olmadığını gözlemliyoruz. Onarım yapılabilecek pozisyonda ise onarıyor, onarım yapılabilecek pozisyonda değil ise parça değişimi yolunu tercih ediyoruz…” “Peki aldığınız eğitimlerden bahsedebilir misiniz?..”İ. BOYA: “Yaklaşık 10 sene boyunca yetkili servis eğitimi aldım. 2000 yılından beri yetmişi aşkın seminere katıldım. Yetkili servisler bazında Türkiye genelinde 5 kez teknik bilgi yarışması oldu dördünde Türkiye birincisi oldum. 2004 yılında uluslararası teknisyen olarak Fransa'ya gittim. O yıl Fransa’ya gitmeye hak kazanan 14 teknikerden biriyim. Uluslar arası yetkinlik belgesine sahibim. Şu anda ise sadece ilgimizi elektromekanik aksamlar üzerine yoğunlaştırdık. Araç üzerinde sadece elektroniğin değil, elektronik ile mekaniğin birleştiği her sistem üzerine kendimizi eğitiyoruz…” “Ustalar sizce ne kadar eğitimli, size gelen ustalar hangi eğitimleri alıyor?..”İ. BOYA: “Tabi ki oluyor. Her usta firma eğitimli mi? Sanayide ustalar ve firmalardan vatandaş muzdarip. İşi bilmeyenlerde var. Ben isterim ki bu bilgi birikimimizi fikir sunacak, faydalı olacak herkesle paylaşım. Ortak çalışmalarımız olsun. Daha önce de belirttim, biz buna sosyal sorumluluk gözüyle bakıyoruz. Frenci olur, motorcu olur, boyacı olur, kaportacı olur, hiç değilse yaptığı işi teknik yapabilmesi için bildiğimiz bir şey varsa aktarmak istiyoruz; ama bunu aktarırken de seçiciyiz. Bizim vizyonumuzda, bizim sosyal sorumluluk bilincimizin farkında olan ve aynı sorumluluğu hissedenlerle paylaşım halinde olmak isteriz. Bunlar için öncelikle teknik bir eğitim alanı oluşturabileceğimiz, simülatör ile destekleyebileceğimiz uygulamalı eğitim alanı şart. Bunun için çalışmalarımız sürüyor. Bu konuda devletimizin desteği olur veya olmaz, kendilerinin takdiridir. Biz bu eğitim projesini 2 sene içinde hayata geçirmeyi planlıyoruz. Şu anda 12 kişilik ekibiz, bu bağlamda sayımızı arttırma niyetindeyiz. Gelecekte 20 kişi, 3 sene içinde 50 kişilik büyük bir takım olmayı planlıyoruz…” “Esnaf Odaları, Satso ve diğer iş sektörü kurumlarla görüşmeleriniz ve çalışmalarınız oldu mu?..”İ. BOYA: “Geçtiğimiz günlerde Ankara’da KOSGEB yetkilileriyle ve sonrasında Adapazarı KOSGEB Müdürüyle görüştük. Fikirlerimizi paylaştık. Şu anda sunduğumuz fikrin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın da gündem konusu olduğunu belirttiler. Sunumu bakanlığımızla da paylaşılmak üzere KOSGEB yetkililerine teslim ettik. Yerli otomobil çıktığında bu açığın kapatılmasının zor olacağını, aslında bizim sunduğumuz fikrin onlar için bir ilaç olduğunu şahsen bana ilettiler. Sanayinin alt yapısını biz buradan oluşturuyoruz…” “Yerli otomobil için ne gibi çalışmalarınız olacak?..”İ. BOYA: “Yerli otomobil biliyorsunuz elektrikli bir araç. 3 sene içinde bu arabaların üretimi başlayacak fakat sanayinin teknik yeterliliğinin buna ne şu anda ne de 3 sene içerisinde hazır olamayacağını görebiliyoruz. Biz eğitimlerle kendimizi geliştirerek, alt yapı oluşturmak için temaslarımızı sürdürüyoruz. Yerli araç için yetkili bayi olmak gibi bir düşüncemiz de var…” “ARGE çalışmalarınız var mı?..”İ. BOYA: “Şu an ARGE projemizi hazırladık, proje aşamasında ustaların işini kolaylaştıracak bir cihaz geliştiriyoruz. Güvene bileceğimiz hocalardan destek alıp bu projeyi 1 sene içinde faaliyete sokacağız ama çevremizdeki örneklerden gördüğümüz gibi bu fikri biz sunup kaymağını başkalarının yemesini de istemiyoruz. Sürekli gelişim ve dönüşüm içindeyiz. Yeni icatlar ve buluşlara sektöre ve ülkemize değer katmaya çalışıyoruz. Bakanlıktan tam desteğimizi aldık. Önceliğimiz kendimizi geliştirmek. Yetkili servislere gittiğinizde en ucuz motor beyni 4 bin liradan başlıyor. Bu fiyat 50 bin Liraya kadar gidebiliyor. Biz bu fiyat farkını sanayide kapattık. Herkesin bütçesinin yetebileceği, makul miktarlara indirgedik. Biz bu parçayı nasıl tedarik ediyoruz? A firması beyni üretiyor B markası ambalajlıyor. 5 bin liraya öteki markaya aynı ürünü satıyor. C markası diye 10 bin lira ambalaj farkı ediyor. Ürün aynı, malzemeyi ben ürettim Ali'ye satıyorum Veli'ye satıyorum. Fiyatını kendileri belirliyor. Biz bu tür ana ürünleri satan bazı ihracat fazlası ürünleri toparlıyoruz. Yurtdışında göre nerdeyse 3/1 5/1 parasına mal ediyoruz. Uygun aldığımız için veya biz üretiyorsak uyguna satıyoruz. Bunun haricinde arabanın üzerinden sökme olarak alıyoruz. Temizliğini bakımını biz yapıyoruz. Arabada test ediyoruz, müşterinin bütçesi hangisine uygun ise seçimini sunuyoruz. Ürünün bulunduğu duruma göre tamir de edebiliyoruz, yenisini de satabiliyoruz. Seçim müşteriye ait oluyor. “İş sonrası müşteri memnuniyetini ne şekilde temin ediyorsunuz? İşlemlerinize garanti verebiliyor musunuz?..”İ. BOYA: “Elektronik malzeme; ya su girecek ya tesisatta kısa devre olacak, ya da usta hatası olacak. Bu durumda önceliğimiz hataları tespit ediyor, sorunu anlıyoruz. Olağan bir arıza mı, su mu kaçtı vb ihtimalleri görüyoruz, bazı parçanın bozulma ihtimali yok. Biz sadece arızalanan parçayı tamir etmiyoruz. Eğer aracın mühendisliği mümkün kılarsa kaynağını da çözümlüyor, bir daha arıza yapmaması için ne gerekirse yapıyoruz. Bu şekilde yaparsak yaptığımız işin garantisi var. Günü birlik arızaları müşteri bize yaptırmıyor. Günü birlik arızalar için yönlendirme de yapıyoruz. Yaptığımız işin arkasındayız…” “Gelecek planlarınız nedir?...”İ. BOYA: “2 sene içinde yeni sanayimiz faaliyete geçiyor. SATSO karşısında 150 dönüm üzerine Türkiye'nin en modern sanayisi kuruluyor. Bu yeni iş yerinin üyelerinden biri de benim. Biz orada Sakarya'yı otomotiv sektöründe temsil edeceğiz. Sakarya'nın hem görüntü kalitesini ortaya koyacağız hem de daha fazla iş istihdamı sağlayarak şehrimize ve ülkemize katma değer sağlayacağız. Sanayinin Çark Caddesi orası olacak. Belki de yerli otomobilin ilk yetkili servisi biz olacağız, kişisel amaçlarımdan birisi de bu. Şu an yerli otomotiv konusunda girişimci firmalardan biri biziz. Bunun atılımını şimdiden yapıyoruz. Başka şehirlerden araç elektroniği işini öğrenmek isteyenler için de bir eğitim merkezi olacağımızı düşünüyorum. Belki okulların desteklediği bir alan olacağız. Üniversite öğrencisi 4 yıl okul okumuş, iş bulamıyor ama mesleki tecrübesi olan, sanayi alt yapısı olan bir öğrenci bu konuda sıkıntı yaşamıyor. Biz bu problemi gidererek sanayi içerisinde eğitimli kişilerin de var olabileceği bir düzen kurmak istiyoruz. Bir müşteri için en büyük sıkıntı ise çıraklar. Çünkü çırak tecrübesini önce müşteri arabasında yapıyor. Bozarsa müşteri arabasını bozacak! Çünkü elinde pratik yapacağı bir imkân, bir poligon yok. BİZ şimdi sanayinin poligonunu oluşturuyoruz. Pratik eğitimini müşteri arabasında yapmayacak öğrenci kardeşimiz, özgüvenli bir şekilde simülasyonda tecrübe kazanacak, işi öğrenecek…” “Son olarak söyleyecekleriniz?...”İ. BOYA: “Birlik ve beraberlik diyorum ve buradan çağrı yapıyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız ne demişti? 5 babayiğit arıyorum. Bende 20 yürekli insan arıyorum. Sanayiyi beraber kalkındırmak istiyorum. Benim gibi bu yolda yürüyebilecek, üretim yapıp, arge çalışmasına eğilimli, eğitimli, keşifler yapabilecek, inovasyon odaklı dostları bir araya toparlayalım. Şu anda 20 kişilik bilirkişi ekibi hazırlıyorum. Şöyle bir durum var açıkça söyleyeyim. Sakaryalıyız. İstiyoruz ki 54 plaka şehir içinde kalsın, başka şehre gitmesin. Kişi şehir dışında aracını tamire götürdüğünde 54 plakayı gören usta bunu fırsat olarak görüyor. Sakarya’da bunu çözemedi düşüncesi ile fiyatı 1000 TL olan işe 5 bin TL alıyor. Bunların önüne geçmek ve vatandaşlarımızın mağdur olmaması için hizmet noktasında güçlerimizi birleştirmek istiyorum. Yurt dışında ne sistem varsa biz bunu iş yerimizde uygulama gayretindeyiz. Elemanlarımıza da aynı eğitimi veriyoruz. Yetkili servislerin dahi danışabileceği çözüm ortağı, bilirkişi konumundayız. Uzaktan aracın arızası için güvenebildiğimiz bir ustamız olsun, aracı cihaza bağlasın buradan aracı çalıştırmak mümkün olur. Müşteriyi kendimiz gibi düşünüyoruz, müşteriyi hem koruyoruz hem de kaliteden ödün vermiyoruz. Yazılımın şakası yok, en ufak hata büyük bir risk, büyük lekedir. Bize dönem dönem sistemini hiç bilmediği kişiler tarafından müdahale edilmiş, yazılımı çökmüş araç geliyor. Bununla ilgili de deneyimimiz var. Biz hiç bir müşterimizi böylesi bir mağduriyet ile başka bir kapıya göndermedik. Yenilenmiş, daha önce görmediğimiz bir sistem ile karşılaştıysak bile oturduk, dersimizi çalıştık, çabaladık, öğrendik. Müşterimiz bizim için dosttur sadece para değildir. Kul hakkından korkarız.  Bana emeği olan arkadaşlarıma, ilerlemede bana faydası olan hocalarıma, ustalarıma; özellikle de ailemden daha çok gördüğüm, çalışma arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum…”]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/2020/03/o-bir-mucit-araba-doktoru.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/2020/03/o-bir-mucit-araba-doktoru.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/2020/03/o-bir-mucit-araba-doktoru_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/2020/03/o-bir-mucit-araba-doktoru.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/o-bir-mucit-araba-doktoru/125538/</link>
			<pubDate>Sat, 14 Mar 2020 21:11:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[CHP’DE ÇIKMAZ SOKAKLAR]]></title>
			<description><![CDATA[Bilindiği üzere CHP’nin kurultayında genel başkan tekrar Kemal Kılıçdaroğlu seçildi. Bu yazıda parti içi rekabete girmeyeceğim. Çünkü ülkemizde bu tür parti içi demokrasi mevcut değil. Bu yüzden kimse başkasına çamur atmasın]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[http://www.canses.net/yazarlar/cihad-okyay/chpde-cikmaz-sokaklar/81596/
]]></content:encoded>
			<link>https://www.canses.net/chp-de-cikmaz-sokaklar/107674/</link>
			<pubDate>Mon, 05 Feb 2018 23:58:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKUT ile Yüksekte Çalışma]]></title>
			<description><![CDATA[AKUT olarak sizler için "Yüksekte Çalışma" konusunda güncel ve pratik bilgiler derlemek amacıyla AKUT Eğitim Bölümü Sorumlumuz Tolga Gözüm ile konuştuk. Keyifle okumanız dileğiyle…]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tolga Bey öncelikle Yükseklik tanımı yaparak başlamak isteriz. Nedir Yükseklik? Yükseklik bir adım atarak erişemeyeceğimiz kadar yukarıda olan tüm bölgeler için tanımlanan genel bir kavramdır. En basit tanımı ile yükseklik, düşüldüğü zaman yaralanma riski olan her yerdir. Biraz daha detaylandırmak gerekirse, insanın denge noktası belindeki 2. omurudur. Dolayısıyla 2. Bel omurumuzu aşan her yer biz insanoğlu için yüksektir.Yüksekte çalışma ise; kişinin bulunduğu noktadan düşmesi durumunda sağlığı açısından risk bulunuyorsa o çalışma Yüksekte Çalışma olarak nitelendirilebilir. Ülkeler yüksekte çalışmayı çeşitli kurallara bağlamak için yükseklik standartları belirlemişlerdir. Örneğin ABD’de bir işin ‘Yüksekte Çalışma’ sınıflamasına girmesi için 1,2 m. yeterli iken Avrupa ülkelerinde bu standart 1,8 m.dir.Yüksekte çalışma, uygulama biçimi açısından 2’ye ayrılır:1) Kişinin iskele, çatı gibi bir yapının üzerinde kendi ağırlığını taşıyarak, yüksekten düşmeye karşı emniyet alarak çalıştığı durum2) Kişinin ağırlığını iplerin, teknik malzemenin yani sistemin taşıdığı durumÜlkemizde 2. modele uygun bir sertifika programı yok çünkü bu işin bir standardizasyonu yok. Biz bu sertifikalandırmayı Yüksekte Çalışma’yı uyguladığımız Endüstriyel Dağcılık alanında çeşitli yurt dışı sertifikalar ile çözüyoruz. Bir diğer uygulama alanımız olan Teknik Kurtarma’da ise yerel veya yabancı sertifikasyon sistemimiz olmadığı için, AKUT Eğitim Bölümü olarak iç disiplinimiz ile bu konuda bir standart sağlamaya çalışıyoruz. Sanırım başarıyoruz ki bugüne dek AKUT ailesi olarak yüksekte çalışma uyguladığımız arama-kurtarma operasyonlarında ya da eğitimlerde hiçbir kaza ya da yaralanmaya maruz kalmadık.Yüksekte çalışma, kanunda da belirtildiği gibi gerçekten tehlikeli bir iş. Önce bu kabul edilmeli. 29 Mart 2013 Tarihinde 28.602 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanan “İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin Tehlike Sınıfları” listesi tebliğine göre düzenlenmiş Tablo 1’de de detaylıca belirtildiği üzere, Yüksekte Çalışma, tehlikeli ve çok tehlikeli işler sınıfında yer almakta.(TABLO1)İnsanlar ülkemizde en çok nerelerde yüksekte çalışıyorlar?Özellikle son on beş yirmi yıldır ülkemizde inşaat sektörünün ne denli hızlı ilerlediğini hepimiz görüyoruz. Bundan otuz yıl evvel “gökdelen” diye nitelenen bina sayısı büyük illerde dahi bir elin parmakları kadarken şimdi yüzlercesi inşa edilmiş ve ediliyor durumda. Bilhassa İstanbul adeta bir şantiye şehir gibi... Her ne kadar bu binaların yapımında son teknoloji kullanılıyor, vinç gibi makinelerden büyük destek alınıyor olsa da insan gücünün vazgeçilemez olduğu bir gerçek. Dolayısıyla ülkemizde en çok bina iskeletleri, dış cepheye kurulan iskeleler, çatılar, köprüler, barajlar, aydınlatma direkleri ve viyadükler yüksekte çalışma alanında insan gücü gerektiren sahalar. Yine halihazırda kullanımda olan binaların dış cephe temizlik, bakım, onarım vb. işleri ile çatı tadilatları da yüksekte çalışmanın en yaygın uygulama alanları arasında.Yapılan araştırmalardan edindiğim bilgiler doğrultusunda, en çok binaların dış cephesine kurulan iskelelerden, çatılardan düşüldüğünü söyleyebilirim. Yine merdivenler, merdiven boşlukları, dar alanlar, pencereler, korkuluklar düşülme riski yüksek noktalar arasında.Peki insanlar neden düşer? Bunun en temel iki nedeninin bilgisizlik ve önemsememek olduğunu düşünüyorum. Yapılan iş ile ilgili yeterli bilgi sahibi olmamak, bulunulan yapıyı ya da üzerinde durulan malzemeyi tanımamak, eksik ya da yetersiz personel veya eksik ya da kalitesiz malzeme ile iş bitirmeye çalışmak, tasarlanmış sistemdeki mühendislik hataları, kişisel koruyucu ekipman kullanmama ya da yanlış kullanma, güvensiz bölge, güvensiz doğa şartları, iş güvenliği kanunlarına önem vermeme gibi pek çok alt başlık açılabilir.Düşen insanların profili ile ilgili bir genelleme yapılabilir mi?Yapılan istatistiklere bakıldığında en başta işte tecrübesiz olan, 5 günden daha az süredir o işte çalışan insanların düştüğü gözleniyor. Kazaya maruz kalanların yaş ortalamaları ya 30 altı ya 50 üstü olarak öne çıkıyor. Yine 5 m.den daha alçakta çalışan insanlar da diğer yüksekliklerde çalışanlara oranla daha çok düşüyor. Bunun da nedeni sanırım o mesafeden düşünce büyük bir felakete maruz kalma ihtimalini düşük zannedip daha özensiz davranmak.Düşmeler en çok 15:00-16:00 saatleri arası görülüyor. Belki kişinin kan şekeri düşüyor veya öğle yemeği yenmedi ise dikkat azalıyor.Yüksekte çalışmanın çok ciddi eğitimleri ve gereklilikleri var ancak henüz bu eğitimlere gelmeden yani en başta, yükseklik korkusu, görme bozukluğu, denge sorunu, tansiyon, şeker hastalığı ya da kronik rahatsızlıkları olan bireylerin bu işlerde çalışmasının uygun olmadığı bilinmelidir. Merdivenin en son 3 basamağına çıkılmaması gerektiği bilinmelidir. Yüksekte çalışma için maksimum rüzgâr hız sınırının 45 km/saat olduğu, fırtınalı günlerde bu çalışmaların durdurulması gerektiği bilinmelidir.Yüksekten düşme sonucu meydana gelen yaralanmalar hakkında yapılan istatistiksel araştırmalar var mı?Yüksekte çalışma sonucu oluşan kazaların sebep-sonuç ilişkileri analiz edildiğinde her kazada mutlak suretle bir ihmal olduğu tespit edilmiştir. Yani doğru malzemeye sahipseniz, filmlerdeki gibi emniyet kemeriniz açılmaz, halatlar sürtünmeyle kopmaz… Ancak malzemeniz eksik, kalitesiz veya yetersizse ya da onları nasıl kullanacağınızı bilmiyorsanız çok ciddi kazalara maruz kalmayı göze almışsınız demektir.Rakamsal olarak konuşmak gerekirse, Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansı (OSHA) tarafından yapılan bir araştırmadan örnekler verebilirim. Bu araştırmaya göre, 3,4m.den düşen bireylerin %84’ü yaşama veda etmiş. Yine yapılan araştırmalara göre dünya genelinde her yıl 4.7 milyon insan yüksekten düşme kazası ile karşı karşıya kalıyor.Ülkemizde yaşanan iş kazalarına bakacak olursak, inşaat sektöründe meydana gelen iş kazalarının %52’si düşme ile gerçekleşiyor. Bunlar hem insan gücü hem iş gücü anlamında büyük kayıplar.Bir kişinin yüksekte çalışırken düştüğünü ve omurilik felci geçirdiğini düşünün. O insanın yaşamı tümüyle alt üst oluyor. Bedeni ve ruhu acı çekiyor. Üstelik sadece 1 kişinin felç olması ile kalmıyor, tüm ev halkının hayatı baştan aşağı değişiyor. 1 kişi yaralanıyor ama 1 ailenin yaşamı maddi ve manevi olarak çok çok zor bir hale geliyor. Belki 80- 100 dolarlık birkaç malzemeyi almayan yöneticilerin, belki de 5 dakikasını ayırıp kişisel koruyucu donanımları kullanmayan bireyin ihmali, bedeli 80 100 dolar ile asla telafi edilemeyecek çok ciddi kayıp ve acıları da yazık ki beraberinde getiriyor.(GRAFİK 1)Peki insanlar bu kazaya maruz kalırlarsa çok ciddi hasar alabileceklerini bildikleri halde bu malzemeleri neden kullanmıyorlar? Sanırım “benim başıma gelmez” ya da “buradan düşsem de bana bir şey olmaz” diye düşünüyorlar. Ya da kendi hayatları onlar için önemli değil. Ölme, felç olma, yürüyememe ihtimalini göze alabiliyorlar.Kanunlar ülkemizde fazlaca açıklayıcı ve yeterli diye düşünüyorum. Patronumuz yeterli koruyucu ekipman temin etmiyor mu, o iskeleye, o çatıya çıkmamalıyız. Hiçbir mazereti canımızın önüne almamalı, önce biz kendimizi korumayı istemeliyiz.AKUT olarak eğitimlerde hep şunu deriz, ne zaman trafik denetimine emanet yangın tüpü ile girmeyi bırakırsak o zaman bilinçli bir toplum olacağız.Kanunların yeterli olduğunu söylediniz. Bu kanun maddelerini biraz açabilir miyiz? Tabii... İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nün 521. Maddesine göre, 4 m.den yüksekte çalışanlara; Yapı İşlerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nün 13. Maddesine göre 3 m.den yüksekte çalışanlara emniyet kemeri takma zorunluluğu getirilmiştir. Aynı maddelerin devamında, yine merdiven, iskele gibi çeşitli yüksekliklerde çalışanların uyması gereken korunma yöntemleri detaylıca aktarılmıştır.6331 sayılı kanuna göre, işveren, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini almasını sağlar. Bu eğitim özellikle; işe başlamadan önce, çalışma yeri veya iş değişikliğinde, iş ekipmanının değişmesi hâlinde veya yeni teknoloji uygulanması hâlinde verilir. Eğitimler, değişen ve ortaya çıkan yeni risklere uygun olarak yenilenir, gerektiğinde ve düzenli aralıklarla tekrarlanır.Yeni yayınlanan Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin ekler kısmına kısmen de tüzükteki bilgiler eklenmiştir. Yüksekte çalışmalarda yapılması gerekenler bu yönetmelikte sıralanmıştır. İlk 4 maddeyi sizinle paylaşmak isterim.a) Yüksekte yapılması zorunlu olmayan montaj ve benzeri çalışmaların mümkün olduğunca öncelikle yerde yapılması sağlanmalı.b) Yapılacak çalışmaların önceden planlanması ve organize edilmesi, bu planlama yapılırken yüksekten düşme ile ilgili hususlara acil durum planında yer verildiğinden emin olunması sağlanmalı.c) Çalışanların, çalışma yerlerine güvenli bir şekilde ulaşmaları uygun araç ve ekipmanlarla sağlanmalı.d) Çalışma yerlerinde çalışanların güvenliği öncelikle, güvenli korkuluklar, düşmeyi önleyici platformlar, bariyerler, kapaklar, çalışma iskeleleri, güvenlik ağları veya hava yastıkları gibi toplu koruma tedbirleri ile sağlanmalı.Bu maddelerin tümüne bakıldığında güvenliğin ne denli önem arz ettiği ve kanunlarımızın ne denli yeterli olduğu apaçık görülecektir.Unutmamalıyız ki korkuluk yaparak, güvenlik ağları gererek, zemin ve duvar boşluklarını kapatarak, ikaz işaretleri kullanarak, düşme tehlikesinin olduğu bölgelere yetkisiz kişilerin girişini engelleyerek, kurallara uygun yapılmış iskele veya geçici platformlar kullanarak, kişisel koruyucu donanım kullanarak, hava şartları dikkate alınarak vb. düşmeler mutlaka suretle bertaraf edilir. Sıkıntı yaşanan nokta kanunların uygulanması noktası. Bu eksiklik de yine bilinçli bir toplum olmakla giderilebilir.Biraz da Kişisel Koruyucu Ekipmanlar hakkında bilgi almak isteriz…Tam vücut emniyet kemeri, karabina, şok emici, tripot, kask, yatay yaşam hattı, kolluklar, kafa fenerleri, geri sarımlı düşüş durdurucu gibi birçok ekipman gerekli. Ancak işin niteliğine, yüksekliğe, hava şartlarına ve benzer kriterlere göre değişken olan bu malzeme listesini rastgele satın almak doğru değil.İş Güvenliği artık bir baret bir güvenlik şeridi ile geçiştirilemeyecek apayrı bir uzmanlık alanı. Birçok kurum bu eğitimleri veriyor. İş yerinizde böyle bir ihtiyaç varsa “Yüksekte Çalışma Eğitimi” veren kurum ve kuruluşlara başvurmanız gerekmektedir.AKUT olarak "Yüksekte Çalışma" konusunda neler yaptığımız hakkında, Eğitim Sorumlusu olarak birkaç bilgi verebilir misiniz? Gönüllülerimize yönelik çalışmalarımız: Arama-Kurtarma operasyonlarımızın birçoğu doğa sporları ile ilgilenen bireylerin kazaya maruz kalması nedeniyle gerçekleşiyor. Kaya tırmanışı, dağcılık, doğa yürüyüşü gibi alanlarla ilgilenen kişilerin başı derde girdiğinde onları kurtarmak için Teknik Kurtarma dediğimiz operasyon çeşidini uygulamak gerekiyor. Teknik Kurtarma, kendi imkânlarımızla inemediğimiz ya da çıkamadığımız noktalara ipli sistem kurarak kurtarma operasyonu yapma işidir. Biz Yüksekte Çalışma’yı en çok endüstriyel dağcılık ve teknik kurtarma alanlarında uygularız. Bu alanda yetiştireceğimiz gönüllülere 60 saatlik temel eğitimlerin akabinde profesyonel yani alan eğitimleri veriyoruz.Öncelikle bu arkadaşlarımızın performans testi ve sağlık raporu ile bu iş için yeterli olduklarını ortaya koymaları, akabinde arazi tanıma, ip teknikleri, düğümler, gergin ip sistemleri gibi toplamda 100 saati bulan çeşitli eğitimler almaları gerekiyor. Sonra asistan seviyesinde 100 saatlik bir tecrübenin akabinde gönüllümüz teknisyen seviyesine erişir ve kendi başına bu sistemi kurabilecek, yönetebilecek noktaya gelir.Firmalara yönelik çalışmalarımız: AKUT Arama Kurtarma Derneği’ne mali kaynak yaratmak üzere konumlandırılmış AKUT Enstitü olarak, işin kapsamına göre 2 günlük, 4 günlük Yüksekte Çalışma eğitimleri veriyoruz. İçeriğinde Yükseklik ve Yüksekte Çalışma tanımlamaları, işveren, yetkili personel ve çalışanın görev ve sorumlulukları, yüksekte çalışma ile ilgili yöntem tespiti, gerekli ekipmanlar ve bunların kullanımı, kişisel koruyucu donanımlar ve saha uygulamaları yer almakta.Eğitimi tamamlayan ve sınavda başarılı olan kursiyer, AKUT Arama Kurtarma Derneği, NASAR National Association for Search and Rescue ortak çalışması olan ve North American Rescue Institute onaylı Yüksekte Çalışma Teknisyeni (Rope Systems Technician) sertifikası almaya hak kazanıyor.Bizlere +90 212 217 04 10 ve +90 216 548 23 01 numaralı telefonlardan her zaman ulaşabilirsiniz.Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz…Ben teşekkür ediyorum. Önlenebilir kazalarla can kayıplarının yaşanmadığı, sağlıklı günler diliyorum.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/2017/08/akut-ile-yuksekte-calisma.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/2017/08/akut-ile-yuksekte-calisma.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/2017/08/akut-ile-yuksekte-calisma_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/2017/08/akut-ile-yuksekte-calisma.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/akut-ile-yuksekte-calisma/101198/</link>
			<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 08:45:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKUT Bilgilendiriyor…]]></title>
			<description><![CDATA[AKUT, gerçekleştirdiği arama-kurtarma çalışmalarının yanı sıra, uzmanlık alanları dahilinde bilgi paylaşımında bulunmaya devam ediyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[DEPREM; ACİL DURUM ÇANTASI; DEPREMİN ÖNCESİ, SIRASI, SONRASINDA YAPILMASI GEREKENLERÇiğdem Hanım, öncelikle sizi tanımak isteriz?Tabii... İsmim Çiğdem Tan. Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum, editörüm. 2009 yılından beri AKUT gönüllüsüyüm. AKUT'ta Mülakat ve Basın İlişkileri birimlerine destek veriyorum. İstanbul'da yaşıyorum.AKUT'un uzmanlık alanları hakkında bilgi almak isteriz?Elbette. 1996 yılında kurulan AKUT, öncelikle halk arasında "enkaz arama-kurtarma" olarak bilinen kentsel arama-kurtarma ile dağ ve doğa şartlarında kaybolmuş veya kendi imkânları ile istediği noktaya varamayan kişileri aramaya ve/veya kurtarmaya yönelik olarak, gönüllülük esası ile hizmet veren, İstanbul merkezli, ülke genelinde 30 ekibi ve 2200 gönüllüsü olan bir sivil toplum örgütü. Yine göçük, sel, heyelan, yangın, trafik kazası, sualtı arama, Acil Durum Yönetimi, ipli sistem ile teknik kurtarma, ilk yardım gibi acil yardım gerektiren pek çok konuda uzman bir ekibiz. Ancak halk sizi deprem ile tanıdı...Evet, 1996-1998 arası pek çok operasyon gerçekleştirmiş olsak da 1998 yılında meydana gelen Adana-Ceyhan depremindeki başarılı çalışmalarımız medyada fazlaca yer buldu ve bu vesile ile daha evvel AKUT'un varlığından bihaber kesimlerce de duyulduk. Akabinde dönemin Bakanlar Kurulu, Ceyhan'daki çalışmalarımızdan dolayı AKUT'U "KAMU YARARINA DERNEK" statüsüne taşıdı. (Ocak 1999)1999 Marmara depremi ise AKUT markasının dönüm noktası oldu. Beklenmedik büyük felakette 210 gönüllümüz ile 220 vatandaşımızı enkaz altından kurtardık, binlerce kişiye ilk yardım hizmeti sunduk, on binlerce vatandaşımızı kazazedelere yardım etmeleri için organize ettik ve ne yazık ki enkazdan pek çok cenaze çıkardık.1999 Marmara depreminde ülke olarak çok büyük bir sınav verdik. O depremden sonra AKUT olarak biz de eğitimlerimizi çok daha sistematik hale getirdik, lojistik malzeme anlamında son teknolojileri takip ettik, üye alım prosedürlerimizi revize ettik, disiplini ve kişisel güvenliğimizi her şeyin önüne koyarak bugünlere kazasız belasız gelmenin mutluluğuna eriştik.Bugün gururla söyleyebiliriz ki; AKUT, Kentsel (enkaz) Arama-Kurtarma'da, Birleşmiş Milletler'e bağlı olarak görev yapan INSARAG'ın (Uluslararası Arama-Kurtarma Danışma Kurulu) belirlediği uluslararası standartlara uyum sertifikasyonunu alan (2011 Medium sınıfı) ilk Türk ekibidir.Bu sertifikasyonun anlamı nedir? Bu sertifika, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir ülkede meydana gelen bir afette, ülkenin uluslararası yardım çağrısı var ise ilk 6 saat içerisinde 45 gönüllümüz ve ekibimize yetecek lojistik malzemeyle hava limanında yüklemeye hazır olabileceğimizi, 7 gün/24 saat boyunca tümüyle kendi kapasitemiz ile (yakıt hariç) yeme-içme-barınma-ulaşım gibi tüm "iaşe, lojistik ve insan kaynağı" ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılayarak arama-kurtarma yapabileceğimizi Birleşmiş Milletler'in bu konudaki uzman denetçilerine ispatlamış ve aynı zamanda taahhüt etmişiz anlamına gelmektedir.Peki deprem ile devam edersek, en basit tanımı ile deprem nedir?Yer kabuğu içinde kırılmalar nedeniyle ani şekilde meydana gelen titreşimlerin, dalgalar halinde yayılarak yer kabuğunu sarsmasına “Deprem” diyoruz. Bu sarsma, toprak üzerindeki yapıları yıkacak kuvvette olabilir.Günümüzde depremden korunmak için geliştirilmiş birçok bilimsel ve teknik bilgi mevcut. Bu bilgiler ışığında, depremleri en az hasarla atlatabilmek için, her bir bireyin üzerine düşen sorumluluklar olduğunu; topraklarının %93’ü önemli fay hatları içerisinde olan ülkemizde, sorumluluk bilinci ile hareket etmenin, önlenebilir sebeplerle meydana gelebilecek can kayıplarını bertaraf edebileceğini belirtmek isteriz. Halk arasında "Deprem Çantası" olarak bilinen "Acil Durum Çantası" nedir? Acil Durum Çantası, bireylerin ev veya iş yerlerini acilen terk etmeleri gerekebilecek olası acil durum veya afetlere karşı hazırlanan, ilk 72 saat süresince yani yardım ekipleri gelene kadar, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılaması hedeflenen lojistik destek çantasıdır. Acil Durum Çantasının içerisinde neler olmalı? Her çantada olması gereken standart malzemelerimiz genellikle şunlardır:Aile bireylerinin tümüne 72 saat yetecek kadar su; mevsime uygun yedek kıyafet; yüksek kalorili ve enerji verecek konserve, kuruyemiş gibi gıdalar; sigorta poliçesi, pasaport gibi önemli evrakların fotokopileri; alkollü mendil, sabun gibi hijyenik malzemeler; ilk yardım çantası; düdük, makas, çakı, fener, pilli radyo, yedek pil gibi malzemeler ile ev ve araçların yedek anahtarları ve bir miktar para. Mümkünse mat ve uyku tulumu da uzun süre dışarıda kalmamız gereken durumlarda hayatımızı kolaylaştıracak malzemelerden...Kişiye göre değişkenlik gösterecek malzemeler: Standart malzemelerin yanı sıra, bir de bireylerin ayırt edici özelliklerine göre değişkenlik gösterecek malzemeler vardır. Örneğin bebekli ailelerin acil durum çantasında bebek bezi, mama gibi malzemeler olmalıyken, düzenli ilaç kullanan bireylerin ilaçları acil durum çantasında yer almalıdır. Yine engelli bireylerin gündelik yaşamlarını kolaylaştıran malzemelerin yedekleri de acil durum çantasında bulunmalıdır.Bu çanta nerede durmalı? Kolay ulaşılabilir ve kolay görülebilir bir yerde olmalı. Bu mutlaka bir çanta olmak zorunda değil. Örneğin, binalardan yeterince uzakta, güvenliğinden emin olunan bir depomuz varsa bu depoda veya binalardan yeterince uzakta, açık bir otaparkta bulunan bir aracımız var ise aracımızın bagajında da bu malzemeleri hazır tutulabiliriz. Burada önemli olan nokta, hazırladığımız çantanın kolay erişilebilir ve taşınabilir olması.Bir acil durum çantası hazırlamayı tercih etmiyorsanız, acil durum malzeme listesi oluşturabilir, binayı terk ederken listeye bakarak almanız gereken malzemeleri hızlıca derleyebilirsiniz. Deprem sırasında yapmamız veya yapmamamız gerekenler nelerdir? Deprem meydana geldiği an uygulayacağımız doğru davranış biçimi, deprem öncesi alınan tedbirlere bağlı olarak etkili olabilir.En başta binamızın "bilimsel ilkelere ve mevcut yönetmeliklere" göre inşa edilmiş olduğundan emin olmalıyız. Sonrasında devrilebilecek eşyaları sabitlemeliyiz. Aile bireylerimiz ile birlikte deprem tatbikatı yapmalı, olası bir depreme evde yakalanırsak, evin içinde nerede korunacağımızı önceden belirlemiş olmalıyız. Bu şartlar altında deprem olursa; Öncelikle sakin olmaya çalışmalıyız çünkü panik bize hata yaptıracaktır. Mümkün olduğunca az hareket etmeliyiz. Bina içindeysek; Merdiven, balkon ve pencerelerden uzak durmalıyız. Eğer binamızın bilimsel ilkelere ve deprem yönetmeliğine uygun olarak inşa edildiğine eminsek ve eşyalarımızı sabitlemişsek; yerini daha önceden belirlediğimiz, ağırlık merkezi yere yakın olan eşyalarımızın yanında YAT-KORUN-TUTUN pozisyonu almalıyız. Yere yan yatıp dizleri karnımıza çekmeli, üstteki elimizle başımızı, alttaki elimizle yanına uzandığımız eşyayı tutmalı ve sarsıntı geçene dek beklemeliyiz.Dışarıdaysak; Bina, üst geçit, elektrik hatları, aydınlatma direkleri, araç trafiğinin devam ettiği oto yollar ve ağaçlardan mümkün olduğunca uzak durmalı ya da uzaklaşmalıyız. Deprem anında açık alandaysak ÇÖK-KAPAN pozisyonu almalıyız. Yani diz çökmeli, ellerimizle başımızı korumalı, olası kaza ya da yaralanma risklerine karşı etrafımızı gözlemlemeli ve yine sarsıntı geçene dek beklemeliyiz. Deprem sonrasından da kısaca bahsetmemiz gerekirse; Deprem bittikten sonra, acil durum çantamızı da yanımıza almalı; elektrik, su, doğalgaz hatlarını kapatmalı; binamızı ‘merdivenleri kullanarak’ terk etmeli ve yetkililer onay verene dek hiçbir sebeple binaya giriş yapmamalıyız. Binadan tamamen çıkana dek kibrit veya çakmak kesinlikle kullanmamalıyız.Binayı terk ettikten sonra, komşularımız arasında yardıma ihtiyacı olan kimse yoksa daha evvel belirlediğimiz buluşma noktasına doğru hareket etmeli ve aile bireylerimiz ile bir arada bulunmalıyız. Telefonu ve sosyal medyayı gereksizse kullanmamalı, erişim ağlarını meşgul etmemeli, söylenti veya spekülasyonlara değil, resmî açıklamalara itibar etmeliyiz.Depremde enkaz altında kalırsak ne yapmalıyız? Sakin olmaya çalışmalı, tozdan korunmak için solunum yollarımızı bir giysi parçası ile örtmeliyiz. Kibrit, çakmak gibi ateş kaynaklarını kullanmamalı, enerjimizi tasarruflu kullanmak için mümkün olduğunca az hareket etmeliyiz. Kurtarma ekiplerinin dinleme cihazları ile çok alçak sesleri bile duyma imkanı olacağı için, sürekli bağırarak enerji harcamak yerine, belirli aralıklarda ekiplere hayatta olduğumuzu belirtecek sesler iletmeliyiz. Katı cisimler sesi ileteceği için, bir duvara ya da tesisat borusuna sert cisimlerle vurabiliriz. AKUT olarak bilinçlendirme çalışmaları kapsamında neler yapıyorsunuz? AKUT gönüllüleri olarak, ülke genelinde her yıl ortalama 2000 ücretsiz oturum ile 100 bin vatandaşımıza TEMEL AFET BİLİNÇLENDİRME seminerleri veriyoruz.Sosyal medya hesaplarımızda sık sık eğitim videolarımızı paylaşıyor; basın aracılığı ile bilgilendirici makale, söyleşi vb. çalışmalar yayınlıyoruz.Radyolar için bilgi metinleri içeren kısa ses kayıtları hazırladık, eğitim videolarımızı web sitemize yükledik. https://www.akut.org.tr/video-galerisiTemel Afetleri ve bunlardan en az hasarla kurtulmamızı sağlayacak önleyici tedbirleri anlattığımız Afet Bilinci ve Önlemler kitapçıkları hazırlayıp ücretsiz olarak okullara, Halk Eğitim Merkezlerine, Belediyelere vb. gönderiyoruz gibi, yıl boyu ara vermeksizin pek çok çalışma gerçekleştiriyoruz.Önlenebilir sebeplerle meydana gelen can kayıpları ve/veya yaralanmaları en aza indirebilmek için hazırlanan her projeyi destekliyor ve bilgi paylaşımını son derece önemsiyoruz.Öğretmenlerimiz, muhtarlarımız, belediyelerimiz, tüm yerel yönetim temsilcileri, seminer veya benzer bilinçlendirme çalışmaları için bizlere AKUT’un web sayfasındaki iletişim bilgilerinden her zaman ulaşabilirler. (AKUT Genel Merkez: +90 212 217 04 10)Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz.Ben teşekkür ederim. Afetsiz günler dilerim.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/2017/08/akut-bilgilendiriyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/2017/08/akut-bilgilendiriyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/2017/08/akut-bilgilendiriyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/2017/08/akut-bilgilendiriyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/akut-bilgilendiriyor/101197/</link>
			<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 08:38:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sakarya Kanvas Tablo İmalatı 0535 206 35 60]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
			<link>https://www.canses.net/sakarya-kanvas-tablo-imalati-0535-206-35-60/85848/</link>
			<pubDate>Thu, 30 Jun 2016 18:00:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[OLAYLARIN BAŞINDA, KENDİMLE BERABERDİM…]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
			<link>https://www.canses.net/olaylarin-basinda-kendimle-beraberdim/85766/</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jun 2016 13:09:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sakarya Beşiktaşlılar Derneği ACAR Başkanı Erdinç Bayındır]]></title>
			<description><![CDATA[Fahri Araştırmacı Spor Yazarı Yalçın Kadıoğlu Sakarya Beşiktaşlılar Derneği ACAR Başkanı Erdinç Bayındır ile görüştü‏]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sakarya  Beşiktaşlılar  Derneği'ne konuk  oldum.



Başkan Erdinç Bayındır  yoğun çalışma  temposunda  beni kırmadı röportaj için söz almıştım.Kendisine  teşekkür ediyorum.Bu ziyareti  dostum Feyzullah Korkut  ve  kameraman Barış kardeşimle  gerçekleştirdik.

Başkan Erdinç Bayındır,mütevazi kişiliği,beyefendiliği, misafirperverliği ile bizleri  çok iyi karşıladı.

Başkan'a  içimden geçen  ACAR  BAŞKAN  sıfatını  kendisine yakıştırdım.Gerçekten  dinamik  ve  realist  fikirlere  sahip.Beşiktaş  için gecesini  gündüzüne  vermiş  o  şampiyonluk yolunda  daima  kulübünün  yanında olmuş
dernek  olarak  her türlü  desteğini  esirgememiş.

Söyleşimize  başladık:




Kadıoğlu:Fenerbahçeli  spor  yazarı  olarak  Beşiktaşın  şampiyonluğunu  kutluyorum.

Başkan:Teşekkür  ederim.

Kadıoğlu:Beşiktaş  zor bir  dönemden  geçti  bunca zorluklara  rağmen  şampiyon  oldu.Bu  zorlu  süreç nasıldı?

Başkan:Ben  Beşiktaş  sevdalısıyım.Dernekler  olarak  maddi  anlamda destekledik öncelik Beşiktaş'a faydalı olmak sonra  dernek faaliyetlerini  sağlamak.Farklı  stadlarda  maçlar oynadık.Çok  güzel  stadımız  oldu şampiyon  olduk.Taraflı tarafsız  herkesin  sempatisini kazandık.Başta  Sn.Başkan  Fikret Orman'a  emeği  geçen herkese  teşekkürlerimi  bir  borç  biliyorum.



Kadıoğlu:Dört  takım  arasında  sıkıntılar  yaşanıyor sizce bu  sıkıntılar  nasıl  giderilir.

Başkan:Beşiktaş  olarak  merhum  Süleyman  Seba'nın  bir lafı  vardır  iyi  insan olmadan iyi Beşiktaşlı  olunmaz.Spor kötülüklerden  uzaklaştırır.Yeni  spor  yasasında  teknoloji vasıtasıyla  cezalar  veriliyor.Çevreye  insanlara  zarar   verilmemeli  takımlarımızı  fanatikleşmeden  desteklememiz  gerekmektedir.Hepimiz  kardeşiz.



Kadıoğlu:80'li  yıllarda  Sakaryaspor  kasırgası vardı.Sakaryaspor  çoğu büyük  takımları  dize  getirdi. O zamanın  başkanların dan  Tuncer Tepe  abimizin emeği çok  büyüktü başarıdan başarıya  Sakaryasporu'muzu  koşturdu.Akıllarda  efsane başkan olarak  kaldı. Bu  konu ile ilgili  düşünceleriniz:

Başkan:Sakaryaspor  hak  ettiği  yerlerde  olur.Sakaryaspor şehrimizin  takımı  Sakaryaspor ile  köprü  vazifesi  olmaya her zaman  hazırız.Sakarya  herzaman  önemlidir.Efsane  başkan  merhum  Süleyman  Seba'nın  şehridir.Bu  yüzden bizim açımızdan  Sakaryaspor çok önemlidir.

Başkan:Dernek  olarak 20.yıl balosunu  gerçekleştirdik.Alifuatpaşa  Özel Eğitim Okulu'na  engelli  oyun parkı yaptırdık.Beşiktaş  atkıları kırtasiye malzemeleri dağıttık.Açılışa  Tekerlekli  Basketbol  lig  şampiyonu  Beşiktaş  geldi.Gösteri maçı yapıldı.Çocuklara formalarını  dağıttılar.Çocukların  hayata bağlanmalarına  destek  olduk.

Kadıoğlu:Bu   faaliyetlerinizden  dolayı  derneğinizi  kutluyorum.

​

Kadıoğlu:Deplasman  yasakları  ile ilgili  neler  düşünüyorsunuz

Başkan:İnşaallah  bir dahaki  sene deplasman  yasakları  kalkar.

Kadıoğlu:Dört  büyük  takımın  başkanları  ulusal medyanın kanallarında  iki ayda bir  üç  ayda bir  bir araya  gelmeleri sıkıntıları  gidermek  açısından  faydalı  olurmu?

Başkan:Faydalı  olabilir  ama  ilk önce  kulüpler  kendileri arasında  barışık olmalı  bu durumlar yavaş  yavaş  olmalı hassas  bir konu.Karşılıklı  bazı  adımlar  atılabilir.20 yıl  önce buranın  açılışını  Fenerbahçeliler  derneği  başkanı merhum  Süleyman  Sebayla birlikte yapmışlar.Benim  Fenerbahçeli  çok  dostum arkadaşım  var. Sporun  içerisinde  rekabet olacaktır  Süleyman Seba kültürü ile gelen Başkana sahibiz.Tabloya göre  birleştirici söylemler yapıyor.

Kadıoğlu:Sn.Fikret Orman barışçıl  tutumları ile  iyi   mesajlar  veriyor  realist  düşüncelere  sahip böyle bir başkana  sahip olduğunuz  için  şanslısınız.

Kadıoğlu:Söyleşimiz  için  tekrar Teşekkür  ederim.

Diyerek  Söyleşimizi  sonlandırdık.






]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/sakarya-besiktaslilar-dernegi-acar-baskani-erdinc-bayindir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/sakarya-besiktaslilar-dernegi-acar-baskani-erdinc-bayindir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/t_sakarya-besiktaslilar-dernegi-acar-baskani-erdinc-bayindir.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/sakarya-besiktaslilar-dernegi-acar-baskani-erdinc-bayindir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/sakarya-besiktaslilar-dernegi-acar-baskani-erdinc-bayindir/85418/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jun 2016 09:58:50 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[RIDVAN   DİLMEN  ABİMİZE  ACİL  ŞİFALAR]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
			<link>https://www.canses.net/ridvan-dilmen-abimize-acil-sifalar/84971/</link>
			<pubDate>Sat, 28 May 2016 15:32:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[OLAYLARIN BAŞINDA, KENDİMLE BERABERDİM…]]></title>
			<description><![CDATA[OLAYLARIN BAŞINDA, KENDİMLE BERABERDİM…]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[OLAYLARIN BAŞINDA, KENDİMLE BERABERDİM…
]]></content:encoded>
			<link>https://www.canses.net/olaylarin-basinda-kendimle-beraberdim/84934/</link>
			<pubDate>Fri, 27 May 2016 15:32:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hüseyin Komite Yazdı....]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
			<link>https://www.canses.net/huseyin-komite-yazdi/82173/</link>
			<pubDate>Thu, 25 Feb 2016 00:17:28 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İspiroğlu “O” İhale İçin Canlı Yayında İlk Kez Konuştu]]></title>
			<description><![CDATA[“Karakol’da doğru söyler, Mahkeme’de şaşar”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Karasu Belediye Başkanı Mehmet İspiroğlu katıldığı radyo programında sessizliğini bozdu ve tartışma konusu olan 45 milyon lira değerindeki ihale hakkında ilk kez konuştu.

89.3 Radyo Net’de Hülya Sürücü ile Detay Programı’na konuk olan İspiroğlu, ihalenin gizlendiğine, şeffaf olmadığına ve kendisine borçlanma yetkisi verilmediğine dair iddiaları yalanladı. 

İddiayı meclis toplantısında dile getiren meclis üyeleri ile arasında bir dargınlık veya kırgınlık olmadığını öne süren İspiroğlu, “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar” ifadesini kullandı ve kendisini yıpratmak isteyenler için de “İşte meydan, işte şeytan” dedi.  

İspiroğlu canlı yayında ayrıca, hakkında açılan bir dava sonrasında para cezasına çarptırılmasını canlı yayında yorumlarken, “Belediye çalışanlarının bu işle alakası yok” dedi ve “Ben arkadaşlarıma güvendim. Aslında imar komisyonu ceza almalıydı. Hakim böyle takdir etmiş” şeklinde konuştu.

İşte Karasu Belediye Başkanı Mehmet İspiroğlu’nun, merak edilen o sorulara canlı yayında verdiği cevaplar:

TARTIŞILAN İHALEYE VE İDDİALARA YANIT VERDİ

Canlı yayında bir soru üzerine, tartışma ve gündem konusu olan, Karasu Belediyesi’nin 45 milyon lira tutarındaki ‘Yağmur Sularını Enterne Etme Projesi’ne ilişkin ihaleye değinen İspiroğlu, ihalenin gizlendiğine, şeffaf olmadığına ve kendisine borçlanma yetkisi verilmediğine dair iddialara şöyle yanıt verdi:

“NERDE SÖYLEMİŞ, MERAK EDİYORUM”

“Bizim partimizden de eleştirenler oldu. Mensubu olduğumuz parti çok büyük bir parti. Ben sonradan katıldım, ama kısa zamanda uyum sağladım. Kamu’dan gelen biriyim. 35 yıldır kamuda, bu millete hizmet ediyorum. “Mecliste borçlanma yetkisi verilmedi diyen kişi bunu nerde söylemiş, bilmiyorum. Merak ediyorum. Karasu’da 4 tane yerel gazete var.

“HERŞEY KAYIT ALTINDA”

Meclis’ten belediye başkanına kredi için yetki verilir. Meclisin tüm yetkileri kayıt altına alınır. Mesela 28-29-30 Eylül’de m2 ye 150 kğ. yağış düştü. Büyük bir felaket atlattık. Çok şükür can kaybı olmadı. 1988’de Karasu’nun imarı yapılmış. İmar da düzovaya açılmış. Şimdi binalar yapıldıkça, suyun gidecek yeri yok. Şehir merkezinde 10 km uzunluğunda suni yapay kanal var. Acilen islah edilmesi lazım. Aksi halde ilçe sular altında kalır. Afetlerin önüne geçmek için tutanak tutuldu. “Bunu duymadım, görmedim” diyen meclis üyesi olamaz. Yazılı olarak katibin tuttuğu tutanak var.

“KARAKOL’DA DOĞRU SÖYLER, MAHKEMEDE ŞAŞAR”

Kanalı islah edeceğiz. Dağlardan, tepelerden gelen suyu borularla yapay kanala taşıyacağız. Karasu’da neden kayıklar gezmesin? İnşallah eser ortaya çıkınca daha güzel anlayacaklar. Basına da, bunları söyleyenlere de kızmıyorum. Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar misali…

“MECLİS ÜYESİ İSEN, BUNLARI TAKİP EDECEKSİN”

Kardeşim sen neden geldin meclise? Meclis üyesiysen bunları takip edeceksin. Mecliste herşey açık ve şeffaftır. İller Bankası bizim kara kaşımıza, kara gözümüze bakıp kredi verir mi? Yanlış bir şey olsa krediyi nasıl verecek? Mevzuatı yerine getirirsin. Krediyi kullandırır. Ne benim kişisel hesabıma, ne de belediyenin hesabına para gelir. Para İller Bankasının. İhalesini yaparsın. Müteahhit hak edişini yapar. Gelir kontrol eder ve gider parasını alır.”

“BU MİLLET, YANLIŞ YAPANI HİÇBİR YERE GETİRMEZ”

Bir soru üzerine, tüm bu iddiaları gündeme getirenlerin, ya kendisini yıpratmayı amaçladığını veyahut ilerisi adına bazı hedefler içinde olabileceğini öne süren İspiroğlu şunları söyledi:

“Benim herşeyim açık. Yanlışım olsa, 35 yıldır bu makamlarda olmazdım. Bu millet yanlış 
yapan insanı hiç bir yere getirmez.

“İŞTE MEYDAN, İŞTE ŞEYTAN”

Belki beni karalamak istiyorlar, belki emelleri vardır ilerisi için... Bilemem. Ama biz buraya bir taş koyuyorsak, sen de adaylığı düşünüyorsan, gelirsin “ben bu taşı gümüşten yapacağım” dersin. Bu milletin gönlüne girersin. Bu milletin gönlüne girmezsen ne söylersen söyle boş… Karasulular beni de, arkadaşlarımızı da tanıyor. İşte meydan, işte şeytan. 3 senemiz kaldı. Bakarız. 

“GENEL MERKEZE DEĞİL, İL BAŞKANINA BİLGİ VERDİM”

Canlı yayında, ihaleye ilişkin iddialar ve tartışmalar üzerine Genel Merkeze ifade vermek üzere çağrıldığına dair çıkan haberleri yalanlayan Başkan İspiroğlu, “Genel Merkez beni çağırmadı. Ben il başkanımıza ve yerel yönetimlerden sorumlu arkadaşımıza gittim ve onlara gerekeni söyledim. Meclis kararlarını kendilerine takdim ettim. Bunun dışında beni herhangi bir yere çağırmadılar.” dedi.  

“O MECLİS ÜYESİ İLE KIRGIN DEĞİLİZ”

Belediye Meclisinde bir meclis üyesi ile arasında yaşanan gerginliği yorumlayan Karasu Belediye Başkanı İspiroğlu “Buna gerginlik demeyelim. O da değerli bir arkadaşımız. Tamamen kendi düşüncesi. Belki Karasu’ya bu şekilde fayda vereceğini düşünmüştür. Biz de Karasu’ya nasıl hizmet edebiliriz, onun düşüncesindeyiz. Aramızda dargınlık veya kırgınlık olmaz. Her zaman görüşürüz.” şeklinde konuştu. 

O SORUYA NE YANIT VERDİ?

Radyo Programında, “2009-2014 dönemi meclis üyeleri ile üç belediye çalışanının usulsüz imar değişikliği yaparak görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle hakkınızda açılan dava sonuçlandı. Hakkınızda bir para cezası gündeme geldi. Bu olay basına da yansıdı. Davaya ve dava neticesine ilişkin yorum yapmak ister misiniz?” şeklindeki soruyu cevaplandıran İspiroğlu şöyle konuştu: 

“BELEDİYE ÇALIŞANLARININ BU İŞLE İLGİSİ YOK”

“O olay, basına yansıdığı gibi değil. Bir vatandaşın arsasının içinden geçen yolun kenara kaydırılması ile ilgili mevzuydu bu. Belediye çalışanlarının bu işle ilgisi yok. Başkan ve Meclis üyeleri ile alakalıydı. Meclis onayıyla yapılan bir değişiklikti. Belediye Başkanı veya Meclise değil, bana göre hakimin imar komisyonuna ceza vermesi gerekirdi. Ben bir maddeyi komisyondan geldiği şekliyle oylamaya sunarım. Arkadaşlarımıza inandık ve evet oyu verdik. 

“KADROLU ŞİKÂYETÇİ”

Çalışanların bu işle alakası yok, önce bunu düzeltelim. Mahkemeye verdiler. Kadrolu şikâyetçimiz bu arkadaşımız. Bu arkadaşımız bizi Mahkemeye vermiş. Hakim de böyle takdir etmiş. Neticede bir para cezası verildi.” 

Canlı yayında Karasu sahilinde yaptıkları düzenleme çalışmalarından söz eden Başkan İspiroğlu şunları söyledi:

“DEĞERİNİ BİLMİYORUZ”

“Karasu son yıllarda kendinden söz ettiren bir ilçe. Limanı, sahili ve şimdi de yerli otomobil üretimi ile gündemde. TÜİK verilerine göre,  en çok göç alan 2. ilçe biziz. Doğal güzelliğimiz, denizimiz, kumumuz, güneşimiz ve gölümüz var. Allah özenerek yaratmış. Ama maalesef pek değerini bilmiyoruz. Hoyratça kullanıyoruz. 

“İSTANBUL’UN ARKA BAHÇESİ OLACAĞIZ”

Büyükşehir sınırları içine girdikten sonra, sahilde 25 bin m2 lik çok güzel bir park yapıldı. Büyükşehir Belediyesi tarafından 30 bin ton asfalt döküldü. İlçemiz süratle gelişip, büyüyor. Yılda 2.5 veya 3 bin konut üretiliyor ve pazarlanıyor. Sahil bölgesinde imarlı arsamız kalmadı. Yeni turizm bölgesi dediğimiz Karasu-Kocaali arasındaki bölgeyi imara açmak için çalışma başlattık. İnşallah bundan sonra Karadeniz otoyolunun bitmesiyle İstanbul’un arka bahçesi haline geleceğiz.”

“NÜFUSUMUZ HIZLA ARTACAK”

Nüfusumuz artacak. İller Bankası’ndan gelen destekle hizmetlerimiz artıyor. Sağolsun Zeki Toçoğlu Başkanımız da bir çok alanda yanımızda ve destekçimiz. Kendisine çok teşekkür ediyorum.

“İNSANLAR HİZMET ALMAYA ALIŞMIŞTI”

“Halka hangi vaadleri vermiştiniz? Hangi vaadlerinizi, niçin yerine getiremediniz?” şeklindeki soruyu cevaplandıran İspiroğlu şöyle konuştu: 

“1999’da belediye başkanı olurken Karasu 6 mahalleden ibaretti. Şu anda 40 mahalle daha ilave oldu. 50 bin km2 olan sorumluluk alanımız 500 bin m2 ye çıktı. Yani 10 kat artış oldu. 4 belediyemiz daha vardı. O belediyeler kapandı. Buradaki insanlar hizmet almaya alışmıştı. Tabi birden hizmet veremeyince, ilk etapta bir kargaşa oldu.

“80 YILDA YAPILAMAYANI, 1 YILDA YAPTIK”

36 bin ton asfalt döktük. 120 bin m2 parke döşedik. Köylerden mahalleye dönüşen yerlerde 80 yılda yapılamayanları 1 yılda yapmak için mücadele verdik. Okullar ve camiler de belediyelere bakıyorlar. Onlara da yardım yapmaya çalışıyoruz.” 

MÜJDE İÇİN TOÇOĞLU’NA TEŞEKKÜR

Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu’nun “Karasu’ya Sosyal Gelişim ve Gençlik Merkezi” açılacağı müjdesine sevindiklerini anlatan Mehmet İspiroğlu şunları söyledi:

“Büyükşehir Belediye Başkanımız çok haklı. Kendisi altyapıya önem veriyor. Örneğin Altyapı Tesisleri kurmuş... Belki bunun değeri şimdi anlaşılmıyor ama, o altyapı tesislerinden nice cevherler çıkacaktır, kimbilir...

“AHLÂKLI GENÇLER YETİŞTİRMEMİZ LAZIM”

Sakaryaspor 3. ligde. Üzülmüyor muyuz? Elbette üzülüyoruz. Gençlerimizi eğitirken maneviyata da önem vermemiz lazım. Ahlaklı gençler yetiştirmemiz lazım. Toçoğlu başkanımızdan örnek alarak biz de harekete geçtik. Karasu Gençlik Merkezimizin projesini yaptık. Buna ilişkin Sakarya Milletvekillerimize birer dosya da sunduk. İnşallah milletvekillerimiz bunları takip edecek. Ödenek çıkarsa yapılır. Arsamız hazır. Temeli tamam. İçinde konferans salonları ve aktiviteler yapılabilecek bir merkez olacak. Sayın Toçoğlu’nun bu konudaki destek ve hassasiyetine çok teşekkür ediyorum.” 

“MARMARA’NIN PARLAYAN YILDIZI OLACAĞIZ”

Yerli otomobil üretiminin Karasu’da yapılmasının kararlaştırılmasından son derece memnun olduklarının altını çizen Belediye Başkanı İspiroğlu, şöyle konuştu: 

“Bu, belki de sadece Karasu’nun ve Sakarya’nın değil, bu bölgenin insanına büyük katkı sağlayacak. Yerli otomobilin yanısıra, zırhlı araç da yapılması da planlanıyor. OSB içinde 6 fabrika düşünüyorlar. Sadece burada 4 bine yakın kişi istihdamı olacak. Karasu’ya yatırımcı talebi var. OSB lerde ve Küçük Sanayi bölgelerinde yer arayan çok sayıda sanayici akın etmiş durumda. Kapımızı çalanların yarısı iş için geliyor. Çok sıkıntı var. Sakarya ülke genelinde kapalı kutuydu. Çıkmaz sokak olmaktan kurtuluyor. Belki de Marmara bölgesinin parlayan yıldızı olacağız. Belki de sanayisi, tarımı ve turizmi ile dünyada hiçbir yerde olmayan, üçü birarada bir ilçe olacağız. 2050 yılında belki de, Karasu 400 bin nüfusa ulaşacak.”

“TAŞ TAŞ ÜSTÜNE KOYMAYIN AMA…”

Bir soru üzerine hayalindeki Karasu’yu anlatan Mehmet İspiroğlu şöyle konuştu: 
“Hayallerimiz başkan olmadan önce çok büyüktü. Ama biraz gerçekçi yaklaşmanız lazım. İlk olarak vatandaşın huzurunu sağlamanız gerek. Vatandaşın iyi ve kötü gününe gelirseniz, bunları asla unutmazlar. İsterseniz taş taş üstüne koymayın, sadece düğününe ve cenazesine gidin, işte onu unutmazlar. 

“ROMANLARI ASİMİLE ETMEK ZORUNDAYIZ”

Roman Çalıştayı’nda verilen sözlerin yerine getirileceğinin altını çizen Karasu Belediye Başkanı Mehmet İspiroğlu, “Roman vatandaşların en büyük sorunu eğitim. Bunun yanında sosyal şeylere de ihtiyaçları var. Yer tahsisi talebinde bulunmuşuz. 60 tane konut yapmayı düşünüyoruz. 5 veya 6 kişiyi belediyede istihdam ediyoruz. Eğiterek onları asimile etmek zorundayız.” şeklinde konuştu.  

 “YIKIMLAR YENİDEN BAŞLIYOR”

“2009’dan sonra Karasu sahilinde büyük değişiklik oldu. Öncelikle kıyı kenar sınırında kalan kamu binalarının tamamı yıkıldı. Mahkemenin tespit ettiği 186 ruhsatsız bina yıkıldı. Önümüzdeki günlerde Büyükşehir ile birlikte yıkımlara yine başlayacağız. 2019’a kadar ruhsatlı ve  ruhsatsız binalardan Karasu’yu temizleyeceğiz. Bu olay Karasu için büyük bir atılım. Bu sahil, ender kumu ile dünyanın en ayrıcalıklı sahillerden biri.” 

“6 MİLYONLUK BORÇ, KARASU İÇİN BORÇ DEĞİL”

Karasu Belediye Başkanı Mehmet İspiroğlu, programda ayrıca, Belediyenin ne kadar borcu olduğunun sorulması üzerine şu yanıtı verdi:

“Büyükşehir olmadan önce altyapıdan kaynaklı borcumuz vardı. Şimdi borcumuz 6 milyon 300 bin lira. Bu miktar Karasu için borç sayılmaz.”

TİP MİMARİ PROJE

Canlı yayında yasadan kaynaklı olarak vatandaşa kolaylık olsun diye tip projeler geliştirip, inşaat konusunda kolaylık gösterdiklerini anlatan Başkan İspiroğlu, vatandaşa 2019 yılına kadar vergi almadan bedava hizmet verdiklerini söyledi. 

FESTİVALE 100 MİLYARLIK BÜTÇE

Bir soru üzerine bu yıl da festival yapmayı planladıklarını açıklayan İspiroğlu, “Mersin balığı festivalini küçük çapta yapıyoruz. Ama 32 yıldır devam eden bir festivalimiz var. Festival için genelde 100 bin liralık bütçe ayırıyoruz. İlçenin tanıtımı için yılda bir sefer bu işe katlanacağız. Festival yapıyoruz diye bizi eleştirenler, bize belki de hiç katkı vermiyor. Sadece eleştiriyor. Yapıcı eleştirilere her zaman açığız” şeklinde konuştu. 

3.5 MİLYONLUK ASFALT

Programda asfalt çalışmalarından da söz eden Mehmet İspiroğlu şunları söyledi:

“Bu yıl yama dahil 36 bin ton asfalt döktük. 3.5 milyona mal oldu. 120 bin m2 parke yapmışız. Stabilize yollar yapıyoruz. Aldığımız krediyi burada da kullanacağız. Bu yıl su geliyor. Yollar yeniden kazılacak. Vatandaşın parasını çarçur etmeyelim diye stabilize ediyoruz. Nisan ayından sonra bölüm bölüm çalışma yapılacak.”

“GEBZE VEYA DİLOVASI OLMAYACAĞIZ”

Sakarya’nın kuzeyi belki Sakarya kadar büyüyecek. Sayın Toçoğlu ile planlama yapacağız. Eğer bu planların içinde olursak Karasu, tahmin ediyorum bir Gebze veya bir Dilovası olmayacak. Güzel bir ilçe olacak. Ama bu şansı kaçırırsak, inşallah çarpık yapılaşma ve her yerde sanayi kalıntıları olmaz... Hem sanayisi, hem tarımı, hem de turizmi ile gelişmiş bir ilçe olacağız. Hedefimiz bu” 


(Haber Hülya Sürücü)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/20160129_170154.jpg-92851.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/20160129_170154.jpg-92851.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/20160129_170154.jpg-92851.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/20160129_170154.jpg-92851.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/ispiroglu-o-ihale-icin-canli-yayinda-ilk-kez-konustu/81356/</link>
			<pubDate>Sat, 30 Jan 2016 09:28:56 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKUT 2. Başkanı ile Söyleşi]]></title>
			<description><![CDATA[AKUT’un sihirli kapılarını aralamaya ve başarının temelini oluşturan değerli yöneticilerini sizlere tanıtmaya devam ediyoruz. Bu çalışmamızda yine önemli bir ismi ağırladık.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[AKUT Arama Kurtarma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, 2. Başkan, İnsan Kaynakları Sorumlusu ve AKUT Spor Kulübü Koordinatörü Cüneyt Koparan…


Cüneyt Bey, kısaca kendinizi tanıtır mısınız?


29 Nisan 1957 Mudanya doğumluyum. 1978 yılında Anadoluhisarı Gençlik ve Spor Akademisinden mezun oldum. Mezun olduktan sonra 2 yıl akademide öğretim görevlisi olarak görev yaptım daha sonra ticarete atıldım. Evliyim, 1990 doğumlu bir kızım var.


Uzun yıllar Hentbol oynadım. Beşiktaş, Simtel, İTÜ kulüplerinde ve Türkiye Hentbol Millî Takımında oynama, ülkemi temsil etme onurunu yaşadım. 


AKUT ile nasıl tanıştınız? 2. Başkan olarak anılmanızın hikâyesini paylaşır mısınız?


AKUT adını ilk olarak 1998 yılında Adana-Ceyhan depreminde duydum. Hemen gidip üye olmak için başvurdum ve Nasuh Mahruki ile görüşüp ekibe katıldım. O zamanlar küçük bir gruptuk. 1 yıl sonra Gölcük depremi oldu. Avcılar, Gölcük ve Yalova’da farklı ekipler ile görev yaptık. AKUT olarak o depremde büyük bir sınavı başarı ile atlattık. O ana dek böylesi bir sorumluluğun altına girmemiştik. Deprem bölgesinde hazırlıksız yakalanan devletimizin üstlenmesi gereken organizasyon ve arama kurtarma görevinin büyük bir bölümünü, çok az kişiden oluşan bizler AKUT olarak üstlenmek durumunda kaldık. Bir taraftan arama kurtarma görevi yaparken bir taraftan da bölgeye gelen yardımseverleri ve ülkenin dört bir yanından yardımseverler tarafından gönderilen araç-gereç ve malzemeleri yönlendirme, organize etme görevini üstlendik ve bu görevi de başarı ile tamamladık. AKUT’un ismi bu depremde yaptığımız başarılı çalışmalardan sonra bütün ülkede ön plana çıkınca çok fazla gönüllü aramıza katılmak istedi. Bu durum, beklemediğimiz ve kapasitemizi aşan bir yoğunluktu ve bizi bazı önlemler almaya itti. İlk önce üye alım prosedürünü ve disiplin kurallarını gözden geçirip tekrar düzenlemek zorunda kaldık. O dönemde Yönetim Kurulu tarafından Disiplin Kurulu Başkanı olarak atandım ve disiplin kurallarını revize ettim. Bugüne kadar bu kurallara uyulması için azami gayret sarf ettim. Daha sonra Yönetim Kurulu üyeliğine seçildim ve iki dönemin sonunda 2. Başkan seçildim. İki dönemdir de YK üyesi 2. Başkanı olarak görev yapmaktayım. 




AKUT gibi önemli bir STK’nın yönetim kurulunda olmak büyük bir sorumluluk. Bu kurul kaç kişiden oluşuyor? Bu sorumluluğun ağır geldiğini düşündüğünüz zaman oluyor mu?


Türkiye’nin en saygın ve güvenilir sivil toplum kuruluşları arasında ilk sıralarda yer alan AKUT gibi bir kurumun yönetim kurulunda görev yapmak ve önemli kararlara imza atmak tabii ki çok büyük bir sorumluluk. Zira vereceğiniz kararlar hem AKUT’un yararına olmak hem de gönüllülerin onayını almak zorundadır. Bu yüzden çok dikkatli olmak, ince eleyip sık dokumak zorundayız. Yönetim Kurulunda Genel Başkanımız Nasuh Mahruki de dâhil olmak üzere toplam 7 kişiyiz. Her birimiz AKUT içindeki birkaç birim yahut bölümün yönetim ve denetiminden sorumluyuz. İnsanlara tabii ki sorumluluk veriyoruz ancak hemen her şeyden mutlaka haberdar oluyoruz. Her pazartesi akşamı tüm gönüllülere açık olarak YK toplantısı yapıyoruz. Bazen iş ve özel hayatımızda davranmadığımız kadar özenli ve dikkatli olmak zorunda kalıyoruz.




AKUT'u kurarken bir gün bu kadar önemli bir kurum olabileceğini, ülke genelinde 35 ekibe ulaşabileceğini, Birleşmiş Milletler tarafından “Tüm Dünyada Arama Kurtarma Yapabilir” sertifikası alabileceğini, tamamı gönüllü bir kadro ile 2.000 den fazla insanı yaşama döndürebileceğini, arama-kurtarmada bir çığır açabileceğini düşünüyor muydunuz?


AKUT’un kuruluşunda yer almadım ancak kuruluşundan çok kısa bir süre sonra katıldığım için bu konuda cevap hakkım olduğunu düşünüyorum. Başlangıçta kimsenin AKUT’un bu noktalara geleceğini düşündüğünü sanmıyorum. Belki hayal edebilirdi. Yalnız, dünyanın neresinde olursa olsun, özellikle toplum yararına doğru ve faydalı işler yapıyorsanız, çabalarınız sizi hayal bile etmediğiniz noktaya getirebilir. Özellikle hedefinizde İNSAN HAYATINI KURTARMAK varsa; dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin, dünyanın neresinde olursa olsun yardıma muhtaç insanların veya canlıların yardımına koşuyorsanız ve bunu yüzde yüz karşılıksız ve gönüllü bir ruh ile yapıyorsanız, bu noktaya gelmeniz normal aslında…


Tabii kurallarınızı doğru koymak ve bunlara uyulmasını olmazsa olmaz kabul etmek, misyon ve vizyonunuzu doğru tespit etmek ve bunlardan sapmamak, eğitimi her şeyden üstün tutmak, aksatmamak ve sürekli olarak tekrarlamak, doğru ekip liderleri ve üyeleri ile çalışmak gibi zorunluluklar ile gelişen bir süreç.


Ayrıca % 100 gönüllülük esasına göre yönetilen bir kurumda gönüllü yönetimini de çok dengeli ve adaletli yürütmeniz gerektiğini unutmamak lazım. 




İnsan Kaynakları mevzuuna değinecek olursak; tüm birimler ve ekipler için yeterli insan gücüne sahip misiniz? Gönüllü olma süreci merkezde ve ekiplerde nasıl ilerliyor?


Bir STK’nın en önemli ihtiyacının sürdürülebilir insan gücü olduğu bir gerçek. AKUT’a gönüllü olarak başvuran adayları özel hayatlarındaki kişisel kabiliyetlerine göre öncelikle faydalı olabilecekleri birim ve bölümlere yönlendirip zamanları kalırsa birden fazla birimde görev almalarına gayret gösteriyoruz ki bireylerin uzmanlık alanlarından faydalanabilelim. Bu durum bazı birimlerde insan fazlalığına, bazı birimlerde ise insan eksikliğine neden olabiliyor. Bu da eksik kadro ile devam eden birimlerdeki üyelere fazla yük binmesine neden olabiliyor. Ancak fedakâr üyelerimiz sayesinde bugüne kadar her işin üstesinden geldik. Yakın bir zamanda yeniden yapılandırdığımız mülakat grubu sayesinde daha dengeli bir gönüllü profili oluşacağına inanıyorum. 


Gönüllü olma süreci İstanbul’da şu şekilde işliyor; adaylar belirli tarihlerde düzenlediğimiz tanışma toplantılarından birine katılıyorlar. Burada AKUT’u tanıyıp misyon, vizyon ve disiplin kurallarını öğreniyorlar. Devam etmeye karar verdilerse evraklarını tamamlamalarını istiyoruz ve evraklarıyla mülakata alıyoruz. Mülakat sonucuna göre faydalı olacakları birim yahut birimlere yönlendirilmelerini sağlıyoruz. Bu arada derneğin misyonuyla paralel temel eğitimleri (İlkyardım, Temel İletişim vb.) almaya başlayıp birimlerinde görev almaya devam ediyorlar. Birimi departman gibi düşünebilirsiniz. Birim başkanları ve İnsan Kaynakları tarafından performansları takip ediliyor. Bu arada İlk Haber Alma eğitimini aldıktan sonra nöbet tutmaya başlıyorlar.


İstanbul dışındaki ekiplerde ise gönüllülük süreci de hemen hemen aynıdır; aslında İstanbul dışındaki ekipler genel merkezin birer prototipidir, ancak onlarda tüm sorumluluk ve insiyatif ekip liderindedir. Onlar da kendi içlerinde birim ve bölümlere ayrılmışlardır. Adaylar hemen hemen aynı prosedürlerden geçerler. Ancak İstanbul gibi büyük şehirlerin haricindeki yerlerdeki ekiplerimizde bu prosedürler daha hızlıdır. Daha küçük ve insanların birbirlerini daha yakından tanıdıkları yerler olduğu için,adayların tanıma ve intibak süreci daha çabuk olur.


Bu vesile ile bize çok sık sorulan bazı konulara da açıklık getirmek isterim: İnsanlar bize “ben dağcı ya da sporcu değilim, AKUT’a üye olabilir miyim?”diye soruyorlar.


AKUT’ta herkes operasyonel olmak zorunda değildir, isteyen özel hayatında kabiliyeti ya da uzman olduğu, faydalı olabileceği bir birim ya da bölümde rahatlıkla görev alabilir. AKUT’ta herkesin faydalı olabileceği bir iş mutlaka vardır. Sporcu ya da dağcı olmayıp yine de operasyonlara gitmek isteyen olursa eğitimlere katılır ve başarılı oldukları taktirde operasyonlara katılabilirler. Yani AKUT’ta olmak isteyen herkese kapımız açıktır.


Başka bir soru da,”ne kadar maaş alıyorsunuz?” sorusudur. Bildiğinizgibi AKUT, tamamı ile gönüllülük üzerine çalışan bir kurum. Burada herkes gönüllüdür ve karşılığında ücret almaz. Sadece İstanbul Genel Merkez’de günlük idari işleri takip eden 2 arkadaşımız ve AKUT Vakfı’nın Genel Müdürü arkadaşımız maaşlı.






Bu kadar büyük bir markayı gönüllü bir kadro ile yönetebilmenizin sırrı nedir? Bu yöntem aynı zamanda riskli de değil mi? 
Bizim misyonumuzun merkezinde insan hayatı kurtarmak ve karşılıksız yardımseverlik var. Bunu bilerek gelen ve egosundan arınmış, gönülden yardım etmek için aramıza katılan adaylar sürece adapte olmakta zorluk çekmiyorlar. Bu durumda bizim işimiz de kolaylaşıyor. Siz de kuralları doğru koyup adaletli bir şekilde uygularsanız sorun kalmıyor.


Gönüllü yönetimi kolay bir iş değil, hatta iş hayatındaki klasik insan kaynakları yönetimine göre çok daha zor diyebilirim. Gönüllüye bir taraftan tatmin olabileceği bir iş vereceksiniz, bir taraftan mutlu olmasını sağlayacaksınız, aynı zamanda da derneğin işi görülecek… Mutlu olmayan, aradığını bulamayan ya da başka sebeplerden dolayı AKUT’a gelen üyelerin ayrıldığını kabul etmek durumundayız. Herkesin beklentisini tümüyle karşılayamıyoruz. Bu sebeple gidenler evet oluyor, ancak kalan üyeler ile gerçekten güzel şeyler başarıyoruz.






AKUT gönüllüsünü bir kaç kelimeyle nasıl tarif edersiniz? 
AKUT gönüllüsü dürüsttür, güvenilirdir, karşılıksız yardımseverlik ilkesini hayatının önemli bir yerine oturtmuştur, gönüllü olarak yani beklentisiz iyi niyet gösterebilecek düzeydedir ve insan yaşamına, yaşam hakkına değer verir. 




Başvuru yapanlar ile devam edenlerin oranlarını paylaşır mısınız? 
Başvuran adaylar çeşitli nedenlerle AKUT’a gelirler. Bu başvurular genellikle büyük bir deprem, afet ya da büyük kazalardan sonra çok fazlaca artar. Bu adayların bazıları macera, bazıları eğitim, bazıları aidiyet duygusu ve kimlik kazanmak için, bazıları gündemdeki olayın heyecanıyla, bazıları vermek değil almak için, bazıları da gerçekten yardım etmek, faydalı olmak için gelir. Ancak bir kısmı henüz tanışma toplantısında, aldıkları bilgilerden sonra aradıkları gibi bir yer olmadığını görüp vazgeçerler. Bir kısmı devam eder ve çalışmaya başlar fakat bazı kurallar ve sorumluluklar ağır geldiği için henüz yarı yoldayken bırakır. İşte herkes elendikten sonra geriye kalan aşağı yukarı % 10’luk bir grup gerçek anlamda gönüllüdür ve bize ayak uydurarak iyi ve kötü günde yanımızda olmaya devam eder.


Burada özellikle bir konuya değinmek istiyorum. Bana katılmak zorunda değilsiniz elbette.


Bazı adaylarımızın onlarla yakından ilgilenilmediği için, sırtlarını sıvazlamadığımız için, gönüllerini hoş tutmadığımız için uzaklaştıklarına ya da derneği bıraktıklarına şahit oluyoruz.


Burada bir karşılama komitesi ve gönüllüleri hoş tutma komitesi kuramadık ne yazık ki çünkü burada herkes gönüllü. Dolaysıyla kimse kimseden aramıza katıldığı için sırtının sıvazlanmasını, hoş tutulmasını, motivasyonununbir başkası tarafından sağlanmasını beklememeli. En güzel motivasyon, günün sonunda kurtarılan insan hayatı ya da yapılan güzel bir iş diye düşünüyorum. Hepimiz buraya aynı amaç için geldik. Bu amaç da temelde insan hayatı kurtarmak için gücümüz yettiğince katkıda bulunmak. Yani herkes kendi motivasyonunu kendi sağlamalıdır. Bu da AKUT’ta iyi bir şeyler yaparak olur.




İnsan Kaynaklarının yanı sıra AKUT Spor Kulübünün de sorumluluğu sizde. Spor Kulübüne gelecek olursak; ne zaman kurulduğu, kaç branştan oluştuğu gibi detayları genel hatlarıyla paylaşabilir misiniz?


Spor kulübümüzü 2010 yılında kurmaya karar verdik. Yönetim Kurulumuzda 3 kişi zaten millî sporcu. Spordan gelen insanlar olarak, arama-kurtarma konusundaki başarılarımızdan sonra, spor konusunda da bir şeyler yapabiliriz, nitelikli sprocular yetiştirerek ülke sporuna da katkı sağlayabiliriz diye düşünerek yola çıktık ve AKUT Spor Kulübü’nü kurduk. Düşündüğümüz gibi birçok branşta da başarılara imza attık.


Şu anda Atletizm, Kar sporları (Kayak, Snowbord), Dağcılık, Motosiklet Sporları, Paralimpik Yelken, Bisiklet, Geleneksel Okçuluk branşlarında faaliyet gösteriyoruz. Bu branşlarda birçok başarılara imza atmış durumdayız. Örneğin Kar Sporları branşında kayak ve snowbord dalında birçok İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarımız var ve millî takıma birçok sporcu vermekteyiz. Yine Motosiklet branşında birçok Türkiye ve Avrupa şampiyonlukları elde etmiş durumdayız.


Amacımız önümüzdeki yıllarda branş ve sporcu sayımızı çoğaltmak, ülkemize daha fazla nitelikli ve başarılı sporcular yetiştirmektir.






Geçtiğimiz yıllarda yapılan bir ankette AKUT, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden sonra en güvenilir kurum seçilmişti. AKUT’un insanlar tarafından bu denli sevilip sayılmasını ve güvenilir bulunmasını neye bağlıyorsunuz?


20. yılımızı kutlamaya hazırlandığımız bu güne hiç hata yapmadan, misyon ve vizyonumuzdan sapmadan, disiplin ve etik kurallarımızı hiç tavizsiz uygulayarak, üyelerimizi ve liderlerimizi seçerken asgari dikkatli ve seçici davranarak geldik.


Egoları yüksek ve kötü niyetli insanları içimizden uzaklaştırdık. Kötü niyetli olmadıktan sonra yapılan hataları affederek ikinci ve üçüncü bir şans verdik ve hep kaybetmeye değil kazanmaya odaklı davrandık.


İşimizi en iyi şekilde yapmaya gayret gösterdik, eğitimlere hep çok önem verdik, çıtamızı hep yüksek tutmaya gayret gösterdik, hiç bir zaman havaya girmedik, mütevazı davranmaya çalıştık ama hakkımızı da hiçbir zaman yedirmedik. Dışarıdan gelen düşmanca davranışlara karşı birlik olduk, dimdik durduk. Sonunda da halkımız bizi bu onurlu mertebeye yerleştirdi.






Ekiplerin finansmanlarını nasıl sağlanıyor? Devletten destek alıyor musunuz?


Ekiplerin bazı temel ihtiyaçları merkez tarafından karşılanır, diğer talepleri için kendi bölgelerindeki kaynakları harekete geçirmeleri istenir. Yerleşke, araba, araç ve gereçlerini yerel kaynakları harekete geçirerek ve sponsorlar vasıtası ile temin ederler. Ayrıca çeşitli kişi ve kurumlara eğitim vermek suretiyle kendi kaynaklarını yaratırlar.


Ne yazık ki şimdiye kadar devletten maddi anlamda bir yardım alamadık. Bu konuda başvurmadığımız yer kalmadı. “Kamu Yararına Dernek” statüsünde olmamıza rağmen bırakın yardım almayı, tam aksi araç ve telsiz vergileri başta olmak üzere devlete bugüne kadar bir sürü vergi ödedik, ödemeye devam ediyoruz. 


Aslında AKUT’taki insan kaynağının maliyeti kadar yükü devletin üzerinden alıyoruz. Devlet bu sayıda insan kaynağını kadrolarında istihdam etmeye kalksaydı inanılmaz rakamlara mâl olurdu. Oysa AKUT’a çok cüzi rakamlar ile destek sağlansa hem daha fazla insan hayatı kurtulur hem de devlet üzerindeki yük daha da hafifler. Yazık ki biz devlet desteğinden vazgeçtik, sadece halkın bağışları ve özel kurumlara verdiğimiz eğitimler ile mali kaynak yaratmaya razıyız. Yeter ki ödediğimiz vergilere bir çözüm bulunsun… 




Nasuh Mahruki ile çalışmak nasıl? Size kattıklarını öğrenebilir miyiz?


Nasuh Mahruki ülkesini canını verecek kadar seven, vizyonu ve dünya görüşü geniş, kültürlü, ileri görüşlü, dürüst, güvenilir, içi dışı bir olan biridir. İyi bir hatip, mütevazı bir sporcu, iyi bir yazar, başarılı bir liderdir. Meziyetleri ve özellikleri saymakla bitmez ki her şey ortada zaten.


Nasuh ile çalışmak aslında çok kolay. İyi niyetliyseniz, dürüstseniz, ülke ve AKUT için bir şeyler yapmaya çalışıyorsanız her zaman yanınızdadır. İhanete tahammülü yoktur. İyi niyetli her türlü hatanızı kabul eder ancak kötü niyet ve ihaneti asla affetmez. Her türlü fikre açıktır. Bazen çabuk sinirlenir, kaşlarını çatar. Öyle zamanlarda bir şeyi kabul etmesi zorlaşır ancak mantıklı olduğu takdirde onu her konuda ikna edebilirsiniz. Onun için vatanı ve AKUT en önemli değerleridir.




AKUT'un gelecekteki hedefleri nelerdir?


AKUT her zaman hedefini en yükseklerde tutmuş bir kurum. Her zaman Türkiye’nin üç adım ötesinde olmaya çalışıyoruz. Kaliteli ve gönüllü insan kaynağımız ile yurdumuzun ihtiyaç olan her yerinde var olmak istiyoruz. İhtiyacı olan her insana, yardıma muhtaç her canlıya yetişmek istiyoruz; insanlar hiç uğruna yitirilsin istemiyoruz.


Sadece yurt içinde değil dünyanın neresinde olursa olsun afetlerde insanların yardımına koşuyoruz ve koşmak istiyoruz. Derneğimizin yanı sıra Vakfımız, Spor Kulübümüz, Üniversite Topluluklarımız, Yayınevimiz, Enstitümüz ile bu ülkeye daha fazla katkıda bulunmak istiyoruz. Ülkesini ve insanları seven, topluma faydalı bireyler olmak isteyen, doğaya saygılı insanların çoğalmasını istiyoruz. Bunları gerçekleştirdiğinizde hedefinizi gerçekleştirdiniz demektir.






Sizin gelecekteki hedefleriniz nelerdir?


Ben AKUT’ta kendime bir hedef belirlemiş değilim. AKUT’a faydalı olduğumu düşündüğüm ve AKUT’un bana ihtiyacı olduğu sürece, sağlığımın da elverdiği sürece buradayım. Bugün YK 2. Başkanı, yarın normal bir üye olarak hizmet ederim hiç fark etmez.


Ben AKUT’a verebildiğim kadar emek vermeye geldim. Verebildiğim sürece nerede olursa olsun vermeye devam edeceğim. AKUT’ta birlik ve beraberlik devem ettiği sürece, üyelerin birbirine saygı ve sevgileri sürdüğü sürece, misyon ve vizyondan ayrılınmadığı sürece, benim hedeflerim de gerçekleşmiş demektir.




Eklemek istedikleriniz nelerdir?


İnsan hayatı kurtarmak, insanlara yardım etmek dünyada karşılığı olmayan bir his ve duygu. Daha değerli bir duygunun olacağını düşünmüyorum. Bunun değerini ancak tattığınız zaman anlayabilirsiniz. AKUT’ta bu duyguyu her zaman tatma şansınız var. Kurtarmalara direkt olarak gitmeniz yani operasyonel olmanız da gerekmez. Bazen çay yapacak birisinin varlığı bile son derece önemlidir. Bir şekilde insan hayatını kurtarmaya yönelik bir organizasyonun içinde yer alıyorsunuz. O ekibin içinde bir yerde olduğunuz sürece de bu sevinci herkesle birlikte yaşıyor, paylaşıyorsunuz. 


Bizler bir takımız. Operasyon zamanı sahada çalışanından tutun geri planda lojistik destek verenine, yemek ve çay yapanına kadar herkesin verdiği katkı aynı ve değerlidir.


Demek istediğimi herkesin AKUT’ta yapacağı bir iş mutlaka var. Yeter ki gönülden isteyelim. Bizim kapımız iyi niyetle bir işin ucundan tutmak isteyen herkese açık.


Sevgilerimle]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/cuneytkoparansoylesi.jpg-231311.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/cuneytkoparansoylesi.jpg-231311.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/cuneytkoparansoylesi.jpg-231311.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/cuneytkoparansoylesi.jpg-231311.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/akut-2-baskani-ile-soylesi/79646/</link>
			<pubDate>Sun, 15 Nov 2015 23:13:29 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KARASULU PİCASSO FATMA DEMİRCİ]]></title>
			<description><![CDATA[YETENEKLER HEP KEŞFEDİLMEYİ BEKLER!]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[    

 
FATMA DEMİRCİ… SON RESİMLERİNDEN BİRİNİN ÜZERİNDE ÇALIŞIRKEN…
 
YETENEKLER HEP KEŞFEDİLMEYİ BEKLER!
 
KARASULU PİCASSO
FATMA DEMİRCİ…
 
Hayatımız, tesadüflerle, ilginç buluşmalarla,
hayatın bize hazırladığı sürprizler ile şekillenir… Bir anne-babanın sevgileri ya da başka değerleri ile buluşması sonucu, onların bir ürünü olarak “Dünya’ya merhaba” der, yaşamdaki rolümüzü alır, sonuna kadar da başarı-başarısızlık vargeli arasında geçer ömrümüz… Ta ki, bize sunulan nefesimiz, rızkımız sona erene kadar…
Hepimizin gönül kuşu vardır… Daldan dala konar, sorumluluklarını yerine getirmek için de yaşamın tüm risklerini alır… O’nun için, önemli olan kendisi değil, O’nu verilen görev ve sorumluluklardır ve bunun için de “Hayır! Ben bunu yapmam!” deme şansını da yoktur…
O biliyordur ki, yaradılışının bir gayesi vardır…
Elbette… Zaman zaman; “Neden bütün bunlar benim başıma geliyor? Neden ben? Neden? Neden?” diye sorular da sorunlarımız olur… Sonrasında da; “Her şeyde bir hayır vardır… Yaşam sadece Dünyamız olsa… Bitmesini, hayata yeniden dört elle sarılmayı da isteyenlerimiz olur… Ama, önemli olan, rolümüz ne, ne için var edildik?” sorularının cevaplarını aramak, bulmak, öğrenmek değil midir?
 

 
Onlar kardeş.. Abla kardeş olarak, ikisi de sanat aşığı… tuval, firça, boya ve gerisi içlerinden geçenlerin şekil bulması… O nedenle.. ikisi de resim meraklısı…Bir ne yaparsa, diğeri de O’nu…
* * * * * * * *
Ünlü Ressam Picasso’nun yaşamından mini bir kesit…

Ünlü ressam evlidir… Ama, resim yapmaya o kadar tutkundur ki… Kendisini kontrol edemez ve insanı diğer sorumlulukları da umurunda bile değildir… Evlidir de… Mutlaka çocukları da vardır… Ama, ne evliliği, eşi, çocukları kendisini kaptırdığı resim yapma tutkusundan önde gelmez. Hatta, umurunda bile değildir… Zaman zaman evine de gelir… Üstelik, “Ne yediniz, ne içtiniz?” diye sormak aklına bile gelmemiştir… Ancak… Eşi hanımefendi o kadar sabır küpüdür ki… Her gelişinde, iyi karşılar, yıkar, paklar, tırnaklarını bile keser… Evinde yaptığı resim çalışmalarında da ortalığı toz duman eder… Eşi yine ayrı sabır ile ortalığı toplar, bez, kağıt, boyalı ne kadar atılacak şeyi varsa, atmaz bir yerde biriktirirmiş… Ve… Picasso yaşarken, fakir olarak yaşamış ve O’nu anlayan çıkmamış… Ama, eşi anlamasa da hep O’na sahip çıkmış…
Kimbilir belki de, eşi; “Benim eşimi yaradan, resim yapsın, hayranlarının beğenisine sunsun!” inancındadır…
 
* * * * * * * *
BAL SANAT VE RESİM SEVİNCİ…

Hüseyin Komite olarak, yıllardır, “Evlenene, ev yapana, çocuk sahibi olana ve bürosunu açana” 60x90 yağlı boya resim armağan ederim…
Ressamlıkla, sanatkarlıkla uzaktan yakından ilgim yok… Hatta, pek çok boya ve tuval ziyanlığı yaşar, Ay’a gitmek isterken, kendimi, evimin garajında bulurum… Ama, ortaya birilerinin beğendiği şekiller de çıkar… Bunu en bilenler de, hediyelerimi sahiplenen dostlarımdır…
Adapazarı Eski Reci Sokağı ya da Bahçıvan Sokak’ta uzun yıllardır dostluk yaptığım BAL SANAT’tayım…
Birkaç ihtiyacımı gidermek için pazarlık yapıyorum… Hatta, Batu ile adeta koyun pazarlığındayım… (Sağolsun… Sabrediyor…)
 
Orası benim yerim ama… Benim gibi bu işlerle haşır neşir olan binlerce Sakaryalının da hobi ve uğraş mekanı… O gün… FATMA DEMİRCİ ile tanıştığımız gündü… İnsan üç kız babası olunca, onlarla çabuk kaynaşabiliyor… Bu arada, üçüncü kişilere resimden, eserlerinden, ne kadar çok uğraş verdiğinden de söz ediyor.. Ben dinlemedeyim… Zira, birkaç gün önce, “Benim eşim resim yapıyor ağabeycim…” diyen bir kardeşimin iş yerindeyim… Siyah-beyaz kadar zıtlık… Oysa, üstadımız uzmanlığın üzerinde ralli yapıyormuş da benim yeni bilgi sahibi oldum… “Birkaç resim gösterebilir misin?” dediğimde de Serdivan AVM’de açtığı sergisinden birkaç resim gösterdi… Kendimi tarttım.. Resmen imrendim…  O an için değerlendirmem; “süper ötesi…”  oldu… O an, bütün tuvallere küstüm, renklere darıldım, fırçalarımla vedalaştım…
O modaydım… Genç bir bayanı da “hem dinliyorum, hem dinlemiyorum…” havasındayım…
“Herkes resim yaptığını iddia söyler de… Acaba siz de o herkes gibilerden misiniz?” diye lafa karıştım…
“Olur mu amcaaaaa? Gerçekten resim yapmayı çok seviyorum ve çabalıyorum…”
“ Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz… Ben, gördüğüme inanırım, sözlerinizi de yabana atmam…” dedim…
 
Telefonunu çıkardı… Üç beş resim gösterdi…
Anladım ki, benim dilim, merakım, benim başıma olmadık dertler açmayı ilke edinmiş… Bir hafta da iki darbe olur mu? Akıllanmazsa, neden olmasın?
FATMA DEMİRCİ Karasulu… Gurbetçi çocuğu… Almanya’da doğmuş… (Benim kızım da –EMEL- Almanya’da olunca, bir başka yakın oluyor insan…
 
…)
 
Fatma’nın hayatı, her gurbetçi çocuk gibi… “Almanya’da yabancı, Türkiye’de ise Almancı”  gibi…(Hani; Markel’in sevdiği Filistinli çocuk gibi…) Türkiye Sakarya Karasu’ya ailecek temelli dönüş yapıp burada yaşamaya başladık (28.02.1980 Almanya doğumlu. 8 kardeşten 6.çocuğum) Almanya’da ilkokul dönemimi geçirdikten sonra, burada İmam-Hatip Orta Öğretimi tamamladım. Başarılı bir öğrenciydim bu süreç içinde devletin burslu sınavlarına girip görsel sanatlar bölümünü kazandım… Fakat… Babamın engeliyle okuma hayatına son vermiş oldum. 29.03.1998 yılında  eşim olan Engin Demirci ile tanışıp “güzel bir ömür”e adım atmış oldum . Bu evliliğimden 4 kız çocuğum oldu.” diyordu…

Bu fotoğrafı… Eşini ve kızlarının fotoğrafını çeken Fatma… Görüntü de “O”yok. Yine, önemli olan ailesi…
İnanamadım… Ama,hayat böyle bir şey işte… İnsana olmadık sürprizler yapar, olmadık yükleri sırtına verir… Bize düşen ise; DAYANMAKTIR… ZİRA, “KADERİMİZDİR” DİYE KABULLENİRİZ… Fatma’nın (Manevi kızım) yaşamı tam bir macera… İster; Muhterem Nur’un “Kırık Çanak” ya da Mel Gibson’un; “Cesur Yürek” yaşamlarını göz önüne getirin…
Fatma’ya kulak verelim mi?
“-2010 yılında eşimin aniden hastalanmasıyla, hem maddi-hem manevi büyük çöküşlere uğradık . Rahatsızlığı “kronik böbrek hastalığı”. Ailece, psikolojik olarak bozuntular geçirdik. Fakat... Benim desteğimle çocuklarım ve eşimi toparlayarak “hayatla nasıl baş edeceğimizi” gösterdim. İnternetleri araştırdım. Bu sayede eşime “özürlü raporu” çıkarttım, özürlü memur sınavına girmesini sağladım. Sınavdan 80 puan almasına vesile oldum. Eşim, “özürlü kadrosu”yla BİM Mağazas’nda iş sahibi oldu.  Fakat eşimin aldığı “ücret ile geçimimiz” zorlaşmaya başladı. Benim de “bir şeyler  yapmam gerektiği”ni  düşünerek Karasu Belediyesi’nde  düzenlenen kurslara gittim ve “Koskep Belgesi”ni aldım. “Bilgisayar ve Aile Psikolojisi Programı” adında eğitimler gördüm ve bir çok belgeler aldım. Ama… Eşimin “sürekli doktora gitmesi”yle çoğu hayallerim yüzüme kapı gibi kapandı. Şimdi ise;  “aşık olduğum resim” yapmaya başladım. Sergiler açıp, “kazanç amaçlı eşime destek” olmak istedim. Bu sürede, ablam Elvan İspiroğlu ve ikizim olan Selma Demirci onlar da severek “resim yapıp, bana destek olmak” istediler. Bu süreçte, ablam Elvan İspiroğlu; “hem maddi, hem manevi desteği” oldu. Ablam Elvan’a yaşama bağlanmamıza verdiği destek ve moralden dolayı her zaman teşekkür ediyorum… İyi ki, Rabbim O’nu karşımıza çakırdı..”
“Fatma, farkında olmadan ünlü Jan Dark’ın rolünü üstlenmiş…”
Hepimiz hayallerimi ile yaşarız… Gerçek olsa da olmasa da “Kimsenin elimizden alamayacağı değerlerinimdir hayallerimiz…”
Fatma’nın da Dünya’sında, acılar, talihsizlikler, hüzünlü kolkola girip volta atarken, hayattan beklentilerini de beslemekten geri kalmamıştı…
“Ama… Hayalim resimlerimi bir gün sergilemek, paylaşmak ve insanlarda yaratacağı tepkileri görmekti… Fakat… Her şey engel oluyor. Hala, bu hayalimin gerçekleşeceği günün beklentisi içindeyim… Birgün, şans kapımı çalacak… Hem de üç kere… (Postacılar öyle yapardı ya…) Ben de açacağım… Her zamanki umutsuzluğumun etkisinde kalmış biri olarak… Oysa… İçim içime sığmıyor… Ama, kabullendik bir kere… Kaderimiz ise gereğini yapar, sabreder, devranın döneceğini de “bu alemde görürüz” diye bekliyorum… “Çok mu şey istiyorum?” diye de sormadan edemiyorum.”
 
 
YARI ŞAKA, YARI CİDDİ
 
 

HERKESİN KAPISINI MUTLULUK

BİR GÜN ÇALAR…
 
Hepimizin hayatı bir yaşam öyküsü…
Demirel’inki de, Özal’ın ki de, Erdoğan’ın ki de…
Hele onlar gibi, her gün göz önünde iseniz…
Birileri, yaşamınızdan hem kendisine, hem da yaşayanlara maddi-manevi katkılar sağlar…
Öte yandan, kıyıda köşede kalmış insanlar vardır…
Onların da karşılarına birilerini çıkarır…
* * * * * *
Günün birinde birine KAN lazım oldu….
Ben de “KAN bol” isteyene veririm…
Devlet hastanesine gittik… Kanımızı verdik, birkaç ünite daha lazımmış… Kan’a, KAN takası yapacağız…
Alıcı da para yok… Bizde de bir ünite var…
Sorunu bir şekilde çözdük…
Çıkarken biri seslendi;
“-Sn. Komite… Hadi, bu vatandaşı kurtardın, diğerleri ne olacak?”
“-Merak etmeyin! Bu vatandaşın yardımına beni gönderdi ise… Diğerlerinin yardımına da pek çok Komite gönderir… Siz endişe etmeyiniz!”
Dedim… Günü kurtarmıştık, hastayı da…
Her zaman, Kul sıkışmadan, Hızır yetişmezmiş…” derim…
* * * * * * *
Boya kim, tuval kim, resim kim… VE… işin garibi de ben KİMİM?
Bu sorunun yanıtını hala ararım…
Fatma kızım ile de bir vesile ile yollarımız kesişti…
Olayın ilginç yönü, gerçek bir senaryo, gerçek bir roman…
“Fakir mağrur olur!” derim…
Çünkü… Ben de bunu çok ama çok iyi bilirim…
O nedenle, bugün, “Allahımın bana verdiği her şeye, her vesile” ile teşekkür ediyorum…
O demişti ki;
“-Amca… Tek istediğim… Bir sergi açmak…”
O zaman aklıma, önce Zeki Toçoğlu geldi…
“Açarsın kızım… Merak etme… Senin gibi ekmeğini taştan çıkaran, ailesine sahip çıkanlara uzanan eller olur… Bunun başında da ZEKİ TOÇOĞLU gelir!” dedim…
Sevindi… Ama… Buruk…
İnanamadı…
Hayatının her günü bir darbe yiyen kişi, kim ne derse desin, söylenene inanamayabilir…
Hele hele, “söz verme”yi, insanlık, adamlık saymayanların olduğu günümüzde, elbette Fatma Demirci’nin bu hayallerini gerçeğe dönüştürmek, Başkanım için zor almasa gerek…
Belediye Kültür Dairesi, Serdivan AVM’deki dostu; Orhan Kocabıyık, ya da diğer sanat galerisi olan kurumlar  eserleri sergileme özlemi içinde iken…
 
Yakında; 
FATMA DEMİRCİ
KARASU KABAKOZ MH. SAKARYA KARASU
ADRESİNE, SEVİNDİRİCİ, UMUT VERİCİ HABERİN GELECEKTİR…
Kendime inandığım kadar, bunun geleceğine de inanıyorum…
 
HÜSEYİN KOMİTE
“Aramızdaki RABİA…”ya selam…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image004(233).jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image004(233).jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image004(233).jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image004(233).jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/karasulu-picasso-fatma-demirci/76938/</link>
			<pubDate>Fri, 24 Jul 2015 23:38:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ZEKİ TOÇOĞLU’NUN HİZMET RAPORU]]></title>
			<description><![CDATA[SAKARYA B. ŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI ZEKİ TOÇOĞLU’NUN HİZMET RAPORU]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
 
Sakarya B. Şehir Belediye Başkanı Zeki TOÇOĞLU, belediye başkanlığında 4. Hizmet yılı içinde…
Kendisinin özel hizmet raporu var… Yaptıkları, ilimizi temsildeki etkinlikleri, sosyal, sanat, sporun her türü, projeleri, hayata geçirilenler, devam edenler ve yenileri…
Bu kadarla da kalmıyor… Birkaç özel görüntüyü sizlere aktarmak için seçtim… Ve geride daha yüzlercesi var…
Herkes gibi sizler de merak ederseniz, yapacağınız iş; hemen bilgisayara girmek 2 ZAMAN TÜNELİ”ni tıklamak ve sonrasında bir bir incelemek… İnsan ömrüne “sığanlar ve sığacaklar” diye iki katagoriye ayırın sonra da O’nun ifadesi ile; “YAPTIKLARIMIZ, YAPACAKLARIMIZIN TEMANATIDIR!” sözünü bir kenara not ediniz…
Sizlere kolay gelsin!
HÜSEYİN KOMİTE
12.04.15]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/clip_image036.jpg-234939.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/clip_image036.jpg-234939.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/clip_image036.jpg-234939.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/clip_image036.jpg-234939.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/zeki-tocoglu-nun-hizmet-raporu/73800/</link>
			<pubDate>Sun, 12 Apr 2015 22:56:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[CRY STİL HOME COLLECTİON İLE  DOĞDULAR VE YAŞIYOR]]></title>
			<description><![CDATA[Sakarya’ya yeni bir marka kazandırmaya kararlılar…İSMAİL&HÜSNÜ KIRAY CRY STİL HOME COLLECTİON İLE DOĞDULAR VE YAŞIYOR]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ “EVLENİYORUM…  
EVİMİ YENİLİYORUM…
ÇAĞI YAKALAMAK İSTİYORUM!”
diyorsanız; 
STİL HOME COLLECTİON’E GELİN!
 
Sakaryamızın bir çok üründe, yapılaşmada markalaşmaya gittiği biliniyor. Patatesimiz, kabağımız, soğanımız, ıslama köftemiz, yaylalarımız, doğal ve tarihi güzelliklerimiz, göllerimiz, nehirlerimiz, limanımız, sahilimiz, TÜVASAŞ’ımız, Şeker Fabrikamız, yabancı sermaye olarak TOYOTA’mız, Alabalığımız, dönerimiz, Gülseven helvamız,  Sakaryasporumuz, Sakarya B. Şehir Basketbol Takımımız, müzik ve siyaset alanında “Top” olmuş isimlerimiz ve ev, büro tefrişat ürünlerimizin üretildiği iş yerlerimiz, mobilya sektöründe ulaştığımız son nokta, özellikle mobilya sektöründeki peşpeşe gelen ataklar, gözleri, dikkatleri ve ilgiyi Sakarya’ya mıknatıs gibi çekmeye devam ediyor.
 

 
SAKARYA’YA SIĞMADILAR
Sakarya’da markalaşmaya yönelik hamleler içinde yer alan sektörlerin başında, her türlü büro, mesken, otel, özel konutlar ve malikanelere yönelik mobilya ürünleri geliyor.
​
 

 
“EVLENİYORUM… 
EVİMİ YENİLİYORUM…
ÇAĞI YAKALAMAK İSTİYORUM!”diyorsanız; 
STİL HOME COLLECTİON’E GELİN!
 

 

 
Kimin nerede ne yaptığını merak edenlere önerim; sanal alemde, internette, fecabook’ta kısa  (CRY STİL HOME COLLECTİON”) turlar atmaları ve kimin neler ürettiğine göz atmaları ve onların içinde de kimlerin Sakaryalı olarak “ONE MAN” konumuna geldiklerini görmeleri ve ürettiklerine, üretim zevklerine ve tasarım alanında ulaştıkları yere göz atmalarıdır…
 

O firmaların arasında; CRY STİL HOME COLLECTİON’u özellikle bulunuz ve tıklayınız ve sabırla günümüze kadar neler üretildiğinin genel değerlendirmesini yapın.
 


 
İSAİL VE HÜSNÜ KIRAY… İŞE TEMELDEN BAŞLADILAR, İŞİ ÇABALAYARAK ÖĞRENDİLER… İŞLERİNE DÖRT ELLE SARILDILAR VE BU ÇABALARI ONLARI; İSMAİL&HÜSNÜ KIRAY’I İŞLERİNİN PATRONU, MÜŞTERİLERİNİN ÇÖZÜM USTASI, ERBABI HALİNE GETİRDİ… BAŞARIYA GİDEN YOL, ÇALIŞMAKTAN… ÇALIŞMAKTAN VE YİNE ÇALIŞMAKTAN GEÇERMİŞ… İSPATI MI? İSMAİL VE HÜSNÜ KIRAY KARDEŞLER…
 
İSMAİL ve HÜSNÜ KIRAY ismini gördüğünüzde, “Sakaryalılara fırsat verildiğinde, destek sağlandığında neleri başardıklarını, neleri başarmaya muktedir olduklarını göreceksiniz…
İsmail &Hüsnü kIray, bugün geldikleri zirveye ulaşma için çok yoğun çalışma temposu içinde idiler… Sakarya Mobilya Sektörü’nde zirve yapmış bir çok firmada hem eğitim, hem pazarlama, hem de tasarım konularında “Çırak, kalfa, usta…” süreçlerini yaşadılar. İşlerini ideal düzeyde yapmak, müşteri memnuniyetini ilk hedef ve kalıcı ilke olarak benimseyen İsmail&Hüsnü Kıray, yine uzun yılların sonrasında “işinin sahibi” piyasanın “YEPYENİ UFUKLAR AÇAN”  “PATRONU” konumuna geldiler.
 

 
HER İŞYERİNİN KENDİNE ÖZEL MACERELARI VARDIR…
 
Serdivan, Sakarya’nın Türkiye’nin önemli mobilya merkezleri arasındadır. Ankara, İnegöl Türkiye’de ne ise, Serdivan’da  ASEM’i ile ilçenin en işlek caddesindeki sıra sıra mobilya mağazaları ile senin her günü ayrı bir heyecan fırtınası yaşatır.
Bu heyecana, İSMAİL&HÜSNÜ KIRAY da dahil oldular. STİL HOME MOBİLYA ile piyasaya açılarak, “Bizi görmeden, mobilya alma hatasına düşmeyiniz!” sözünü kendilerine sembol seçtiler.
Mobilya sektörü, pek çok kişi için, iş hayatının “her türlü zorluklarını çekmek” anlamına da geliyordu.
Zira, sektörün ana hedef kitlesi, yeni evlenecek, yeni ev, iş yeri sahibi olacaklarla bir araya gelmek zorluklarına da göğüs germektir…
Zira, o mekanlarda insan yaşamına, renk, zevk, kullanışlılık, dayanıklılık ihtiyaçlarına kavuşarak devam edecek.
Eşler, sonra dostlar, akrabalar, yakınlar, çoluk-çocuk “BEĞENİ” kazanılmış bir mekanda olmanın tadını almak isteyenlerden oluşur…
Bunun içinde alıcı ve satıcı arasında inanılmaz bir pazarlık, üründe kesin beğeni, kalite, kullanışlılık süreci yaşanır.
 

 
Önemli olan, müşteri memnuniyeti… Günlerin yorgunluğu, sığınılacak yer olan evler, istenileni verecek düzeyde olmalıdır…
 

 
İSMAİL&HÜSNÜ KIRAY ikilisi, “kendi kuralları, ilkeleri, etik değerleri ve müşteri ne isterse, verilmeli ve haklıdır”  prensiplerine sıkı sıkıya bağlılar…
Mekanlar ve meskenlere gidilir, istenilen ile yapılabilecek olanlar istişare edilir, örnekler sunulur ve sonra da eyleme geçilir.
Sonuç; Hedefin tam 12’den vurulmasıdır…
 

 
SAKARYA’YA SIĞMADILAR VE KOCAELİ’YE DE  EL ATTILAR…
 
İsmail&Hüsnü Kıray, Sakarya&Kocaeli arasında mekik dokuyorlar… Bir ayakları Kocaeli’de ise… Diğer ayakları Sakarya’da…
 

 
Peki… Kısa sürede gelinen bu durumda, yakın gelecekte nasıl bir ivme kazanacak?
 

 
Bu sorunun yanıtını İSMAİL KIRAY veriyor;
“ Mobilya sektörü, insan yaşamının en önemli parçası… Evine işinden dönen her insan, evim, salonum, oturma grubum, mutfağım, balkonum, tv ve film seyredeceğim odam… havası ile gelir… Günün kalan saatinin tadını çıkarmak, bir sonraki mücadele için moral ve güç toplamak beklentisi içindir… Gönül kuşu, pır pır uçar… İçini ısıtacak, kendisi ile bütünleşecek, zevkini ortaya koyacak ürünler düşler ve aramasını da sürdürür… Tam bu arada da devreye CRY  STİL Home Collection girer… Önce beğendirme süreci, sonra pazarlık süreci, sonra “Ne zaman getireceksiniz?” sorusuna vereceğimiz en makul süre gelir. En uzun süreni ise pazarlık aşamasıdır. Bizim belirlediğimiz fiyatlar, emek, kurum giderleri ve üzerine konacak kar ile sabittir… Stilin değerleri; Kaliteli malzeme, kaliteli imalat ve yine kalitede kendimiz ile yarışmaktır… Bu söz bazılarına göre, “iddialılık olarak gelebilir…” Oysa, “kendine güven” demek daha gerçekçidir… Zira, “parayı veren için, para ne kadar önemli ise… O parayı alıp, hak etmek, müşteri memnuniyeti bizim için çok daha önemlidir… Zira, ürünü vermekle işimiz bitmiyor. Zaman içinde gelecek sıkıntıları da üstlenmek gibi bir sorumluluğumuz var… O nedenle, ürünlerimizden nasıl taviz vermiyorsak, sorumluluklarımı yerine getirmekten de asla kaçınmıyoruz!” diyor.
 
Bunu bizzat yaşamış, görmüş ve STİL’in kurallarına uymak zorunda kalmış biri olarak, STİL’in “BİZE 
DANIŞMADAN, ÜRÜNLERİMİZİ GÖRMEDEN VERECEĞİNİZ KARAR, DOĞRU VERİLMİŞ BİR KARAR DEĞİLDİR!” sözünün ne anlam ifade ettiğini çok iyi anlıyorum…
İSMAİL&HÜSNÜ KIRAY’a kulak verin!
 
“EVLENİYORUM… 
EVİMİ YENİLİYORUM…
ÇAĞI YAKALAMAK İSTİYORUM!”
diyorsanız; 
STİL HOME COLLECTİON’E GELİN!
 
“Kazanan olmak!” istiyorsanız tabii…
 
CRY STİL HOME COLLECTİON
İsmail&Hüsnü Kıray
Şube 1 ; Turan Güneş CD.  No; 117 İZMİT
Tel; 0.262 32173 74 fax; 321 73 19
Şube 2 ; Çark Cd. No; 118 Serdivan-SAKARYA
Tel; 0 264 277 26 68
Merkez; Fabrika : Çark Cd. Üstad Sk. No; 4 Serdivan-SAKARYA
ismlkry@gmail.com Facebook? Cry Stil Home Collection 
 
 
RÖPORTAJ; HÜSEYİN KOMİTE
 
 

 

İSMAİL&HÜSNÜ KIRAY KİMDİR?
 
 

 

İsmail&Hüsnü Kıray kardeşler; (İsmail; 1967-Hüsnü;1969) Hendek Yağbasan Köyü’nde doğdular. 1979 yılında Yağbasan Köyü’nde mobilya sektörüne; imalatında çalışmaya başladılar. Daha sonra 1982  yılında Yağbasan Köyü’nden Sakarya Serdivan İlçesi’ne taşındılar.  İsmail ilk okul, Hüsnü İse ; İHL mezunu.
Mobilya imalatına çırak olarak başladılar. Babası Hasan Kıray Adapazarı Şeker Fabrikası işçisi, annesi Vasfiye Kıray ev hanımı bir de kız kardeşleri Fikriye Kıray 3 kardeşler. Çıraklık, kalfalık, ustalık derken… 1996 yılında Stil Mobilya’yı kurdular. Serdivan’da  imalat satış mağazalarına bir yenisini 2007 yılında İzmit’te şube olarak hizmet vermeye devam ediyorlar. Mobilyada farklılık olarak mekana, eve, işyerine göre tasarım ölçü ve renk olarak kullanıcıyı bilgilendirme, ürün kullanışını ön planda tutarak, tasarım ve üretim yapmaya devam ediyorlar. 
Evli ve aile reisi olan Kıray Kardeşler; Nadiye&İsmail Çocukları; ( Dilara, Cengizhan, Ömer Yakup,Aynur&Hüsnü Çocukları (Burak, Emirhan)
 
 

 

Yarı şaka, yarı ciddi
İKİ SAKARYALI’NIN GERÇEK
BAŞARI ÖYKÜSÜ…
 
 

 

68 yıldır Sakarya’da yaşıyorum…
Adapazarı’na Türkiye’nin pek çok yöresinden gelen-gidenlerin uğrak yeri olarak, eski Sakarya Köprüsü, Ankara Cad. sonra, Kavaklar Cd. İzmit Cd. Devam eden güzergahlardaki canlılığı da görmenin bahtiyarlığı içindeyim…
Bulvarın eski hali, İbrahim Bey Parkı ve (müze değerindeki tarihi kalıntıları ile) Atatürk Parkı, eski Karaağaçdibi ve yine tarihi kimliğini görmüş, Çark Mesire Yeri’ndeki özel geceler, özel günleri kısmen yaşamış, Çark Deresi’nde kayık sefası yapanlar, Çark Mesire’deki şehre su sağlayan Çark’ın altından geçen dere suyundan istifade edilerek yapılan özel plajına, Adapazarı Tren Garı’nın kara trenine, elektrikli trenine, mazotlu treninde yolculuk yapmış 1967 yılında da Arifiye’den askerlik için uğurlanışıma kadar (Ablam ve eşim) Sakaryalıyım…
Sakarya’nın tarihi kadar, mazisi kadar, Tığcılar, Hasırcılar, Çeşme Meydanı, Eski Hendek Caddesi, Kaymakamlık Cad. Ankara Cd.sinin Direkli çarşısı, Atatürk Parkı’nın cazibe ve günün her  saati nefes alınacak yerlerinde yaşamışım…
Yöntem Mobilya, çocukluk yıllarımın firması… Ve daha sonraki yıllarda neler neler…
Ama… En çok ilgimi çeken, Merkez Orta Okulu ve civarındaki sos yal hayattı… Köy-kent iç içe…
Bir diğer anım ise, hiç gözümün önünden gitmeyen, Uzun Çarşı başındaki 1960 ihtilali sonrası kurulan üç dar ağacı ve asılan üç kişi ve önündeki yaftadır…
Bir de… Sakarya’nın zenginleri, hatırlı kişileri, arazi ve iş yeri sahipleri vardı…
Hala da varlar çok şükür…
Pek çok kişinin “Hayata, yaşama, ekonomiye nasıl tutunduklarına yönelik” hikayesini yazdım…
“Çalışarak zengin olunur mu?” sorusunun yanıtını da bu anıları yazarken gördüm “EVET!” dedim ve şu kişi, şu kişi,  diye isim isim dillendirdim…
2015 Nisan’ı, çalışarak, hem kendisine, hem ailelerine, hem çevrelerine, hem de ekonomimize katkı yapan iki kardeşle de tanıştım…
Bir tesadüf sonucu, mütevazi “Stil Mobilya”nın, zaman içinde iş, güç, üretim, proje, tasarım, verim ve hepsinin üzerinde de “Herkesin ödediği paranın hakkını alması şart” diyen iki kardeşe, İSMAİL&HÜSNÜ KIRAY ile yeniden tanıştım…
Sonrasında da her ikisinin (O kadar yoğun iş, sosyal hayat, toplumuna karşı sorumluluk, hatır, gönül, eş-dosta verdiği değerler) meşgaleleri nedeni ile 10 gün sonra, mutlu sona erdik ve takipçilerimizin beğenisine ve takdirlerine sunma imkanım oldu…
Sakaryalının imza attığı her başarı beni ayrı sevindirir…
Bu nedenle, Sakaryalı nerede ise, ne iş yapıyorsa takibimdedir…
Ve… Sakaryalılık ruhunun, başarı ile güçlendirilmesi beni her zaman mutlu etmiştir.
Ticaret, sanat, spor, siyaset, edebiyat…
Erişebildiğim her yerde takipçileri oldum…
Pek çoğunun, benim özel çabalarımdan ve onlar için yaptıklarımdan da haberi yoktur…
En çok hoşuma giden ise; “İyi ki varsın Komite.. Yoksa, unutulup gideceğiz…”
Şehrine, hemşerisine hizmet veren, katkı yapan her kim ise “yaptıkları ile…” yaşayacaklar ve yaşatılacaklardır…
İsmail ve Hüsnü Kıray’da günümüzün başarılı iki Sakaryalısı…
Ve.. Şanslıları da!
“Yeni Türkiye’nin iş adamları” arasında yerlerini şimdiden almış durumdalar…
Biliyorum ki, daha pek çok “başarı” yolunda emek verenler var…
Yollarınız açık olsun!
 
 

 

HÜSEYİN KOMİTE
07.04.15 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/ismailkiray.jpg-233326.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/ismailkiray.jpg-233326.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/ismailkiray.jpg-233326.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/ismailkiray.jpg-233326.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/cry-stil-home-collection-ile-dogdular-ve-yasiyor/73655/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Apr 2015 23:03:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ATABEK, AKŞAM GAZETESİ’NDE SAKARYA’YI ANLATTI]]></title>
			<description><![CDATA[Çiğdem Erdoğan Atabek, Akşam Gazetesi’ne yaptığı açıklamada Sakaryalıların şehrine vefalı ve azimli insanların şehri olduğunu vurgu yaparak “ Sakarya, yeni Türkiye’nin lokomotifi olacaktır” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Eski Bakan Yardımcısı ve Ak Parti Sakarya Milletvekili Aday Adayı Çiğdem Erdoğan Atabek, Akşam Gazetesi Muhabiri Bülent Şanlıkan’ın sorularını cevapladı. Atabek, Sakarya’nın gençlerine ve kadınlarına vurgu yaptığı açıklamalarında Sakaryalıların vefalı ve azimli insanların şehri olduğunu söyledi.


“TÜM ENERJİMİ VE ZAMANIMI SAKARYA’M İÇİN KULLANDIM”


Bizler Sakarya’ya sevdalı insanlarız. Sakarya’nın havasında barış kokusu vardır, Balkanlardan Kafkaslara, Karadenizden Akdeniz’e uzanan ecdadımızın tüm izlerini Sakarya’da bulabilirsiniz. Sakarya’da huzur vardır. O nedenledir ki Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya’da huzur bulduğunu ifade etmiştir. Sakarya, vefanın ve mücadelenin şehridir. O nedenledir ki Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu şehrimizi ziyaret ettiğinde Sakarya “ Ayağa kalkmanın sembolüdür demiştir.


Sakarya’nın her bölgesi, her ilçesi ayrı bir zenginlik sunar. Çalışkan halkına bir nebze olsun omuz verdiğimiz her projenin Sakaryalılara dönüşlerini büyük bir mutlulukla takip etmekteyim. Malum yaşanılan depremin ardından artık onlarca yıl bu şehir kendine gelemez denilen Sakarya, şehrine vefalı ve azimli insanların Ak Parti’yle birlikte bu şehri ayağa kaldırdığını nasıl ki yaşadıysak, bugünden sonra da Yeni Türkiye’nin de lokomotifi olacağından şüphemiz yoktur. Sakarya, Yeni Türkiye’ye güç verecek. Partimin çeşitli kademelerinde görev aldığım dönemlerde de Sakarya’nın tüm meseleleriyle yakından ilgilendim. İlçe kadın kolları, İl kadın kolları başkanlıklarımın ardından Ak Parti MKYK üyeliğimde de şehrimin kazanımlarını arttırmak için milletvekillerimizle, belediye başkanlarımızla, teşkilatlarımızla sağlam bir dayanışma içerisinde çalıştık. Sayın Bakanımız Ayşenur İslam’ın Bakanlığı döneminde de Sakarya’mız birçok alanda hizmet gördü. Ben de kendisinin Bakan Yardımcılığı görevinde bulunduğum dönemde bizzat bu çalışmalara şahit oldum, katkı sağlama onurunu yaşadım. Tüm enerjimizi ve zamanımızı Sakarya için harcadık.  Bundan sonra da görev verildiğinde Sakarya’mızın başta tarım olmak üzere, sanayisi, turizmi, sağlığı ve eğitimiyle ilgili çözüm odaklı çalışmalarıma devam edeceğim. 


İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SOMUT ADIMLARI


Partimizin 2023 vizyon belgesinde ifade edildiği gibi “AK Parti’nin varlık sebebi adaleti ve hakkaniyeti en üst düzeyde geçerli hale getirebilmektir.” Çok şükür, bir zamanlar hayal bile edilemeyen hak ve özgürlüklere halkımızın ortaya koyduğu iradeyle sahip olduk. Ak Parti iktidarı, halkının sesine kulak veren, geçmişten beslenip geleceğe sağlam adımlarla yürüyebilen Türkiye’nin partisidir. Bizler bu partinin bir mensubu olmaktan bile şeref duyuyoruz. Kaldı ki bizim gibi inancını yaşamak isteyen ve inancı gereği başını örtmek isteyen kadınlara da haklarını teslim etmiş bir iktidardır. 


Gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı ve Genel Başkanlığı döneminde gerekse de Sayın Başbakanımız ve Genel Başkanımız Ahmet Davutoğlu döneminde başarılı olan herkese çalışma fırsatı verilmiş, hiçbir zaman cinsiyet veya inanç ayrımcılığı yapılmamıştır. 


Sakarya da kadınlar siyasette çok etkilidir. Zira kadın kolları teşkilatlarımızla yaptığımız çalışmalar Sakarya’da ve Türkiye’de çok defa örnek gösterilmiştir. Teşkilatımızın bu denli güçlü oluşuyla İl Kadın Kolları Başkanı’yken MKYK üyeliğine seçilen ilk kişi olma şerefini yaşadım. Daha sonra da Sayın Bakanımızın uygun görmesiyle Türkiye’nin ilk başörtülü Bakan Yardımcısı görevini üstlendim.


Biz, teşkilat çalışmalarını çok iyi biliyoruz. Teşkilat ruhunu da çok iyi biliyoruz. O nedenle nasip olursa görev verildiğinde daha önceki çalışmalarımızı çok daha güçlü bir zeminde kadınlarımızla birlikte gerçekleştireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.


GENÇLERİMİZ VE KADINLARIMIZ GÜÇ KATTI


Ak Parti, çok net bir duruş sergileyerek, hatta pozitif ayrımcılık yaptığını belirterek, kadınlarımızın tüm yönetim kademelerinde aktif bir şekilde çalışmasının önünü açmıştır.  Bunu kendi partisinde uygularken, aslında diğer siyasi partileri de buna zorlamıştır. Çünkü Ak Parti’de kadınların çalışmalarına bizler alışıktık; ancak birçok siyasi parti kadınlara yeteri kadar olanak tanımıyor, onların yönetimsel alanlarda etkin olmasını umursamıyordu. Bizim partimizde ise, başarılı olan, çalışkan her bir kadın partimizin her kademesinde kendisine yer bulabilmektedir. Ak Parti, kadının siyasetteki yerini aldırdığı gibi gençlerin de bu anlamda en büyük destekçisi oldu. Kadınlarımız ve gençlerimiz Yeni Türkiye’nin mimarları olacaktır.


Partimizin ortaya koyduğu 2023 vizyonu, Türkiye’yi gelecekte nerede görmek isteyişimizin de bir belgesidir. Çanakkale gibi büyük bir zaferin 100’üncü yıl dönümünü kutlarken, bize şanlı bir tarih bırakan şehitlerimizi birkez daha rahmetle ve şükranla anıyorum. Türkiye, zorlu yollardan bugünlere gelmişken, hiçbir oyuna, hiçbir saldırıya kayıtsız kalmadık, kalmayacağız. Yeni Türkiye, dünden daha güçlü olacak. Bunun yolu ise Haziran seçimlerinden geçiyor. Yeni Türkiye’nin oluşmasında yeni anayasayı hazırlayabilmek için başta Sakaryalıların olmak üzere Türkiye’nin güçlü iradesine bir kez daha sesleniyorum: “Hep Birlikte Yeni Türkiye” ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/img_4237-001-kopya.jpg-111920.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/img_4237-001-kopya.jpg-111920.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/img_4237-001-kopya.jpg-111920.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/img_4237-001-kopya.jpg-111920.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/atabek-aksam-gazetesi-nde-sakarya-yi-anlatti/72913/</link>
			<pubDate>Fri, 20 Mar 2015 11:19:54 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sakaryalı Ertiryaki, AK PARTİ’yi seçti]]></title>
			<description><![CDATA[İbrahim ERTİRYAKİ;rnrn“Hayatım boyuncarnrnSAKARYAMrnrniçin çabaladım”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2015 Genel Seçimleri için aday adayı olacaklara start verildi… “10 Şubat 2015 günü, görevinden istifa et ve adaylık için hangi partiye gönül vermişsen, başvurunu yap ve çalışmalarına başla…” mesajı verildi.


Mesajlar hemen ilgili adreslere ulaştı ve istifaların ardından başvurular da başladı ve halen de devam ediyor ve süreç Mart 2015’in ikinci yarısına kadar da devam edecek.


Bu mesajı alanlardan biri de eski TÜVASAŞ Genel Müdürü İBRAHİM ERTİRYAKİ…


TÜVASAŞ’taki hizmet nöbeti devam ederken, “Nöbet değişikliği zamanı geldi” denildi ve veda ederek, yeni bir mücadele süreci için yola çıktı.


İbrahim ERTİRYAKİ, geride kalan yıllarda da pek çok kurumda ve pek çok alanda görevler yaptı.


Birikimli, deneyimli, paylaşımcı, ekip çalışmasına önem veren biri olarak da hep paylaşımdan yana idi…
 

 
Sakarya’da eğitim süreci öncesinde ve sonrasında sporcu kimliği ile dikkatleri üzerine çekti. Günümüzde, B. Şehir Basketbol Takımı’nın varlığı ile yeniden sevilen spor dalları arasındaki yerini alan Sakarya Basketbolu’nda, Donatımspor Basketbol Takımı’nın flaş ismi idi.  Daha sonraki sezonlarda da Sakaryaspor, Karadenizspor ve Yıldırımspor basbek ve voleybol takımlarında etkinliğini sürdürdü. Üniversite tahsili, hayata atılma, kurum yönetimlerinde aldığı görevler sonrasında yolu TCDD’nin önemli işlerini çözen ve Sakarya’nın da “Cumhuriyet Dönemi’nin üç önemli kurumu; Şeker Fb. Donatım Fb. ve Türkiye Vagon Fabrikası”atan kalbi konumunda olan TÜVASAŞ Genel Müdürlüğü’nda rekor süre görev yaptı.


Adapazarı Büyük Şehir olmadan, İst. Büyük Şehir Belediyelerinde üst düzey sorumluluklarda bulundu.
Son olarak da Bolu Belediyesi’nde “Genel koordinatörlük” yapıyordu.
 
SAKARYA’YA VEKİL OLARAK KATKI YAPACAK MI?
 

 
Sakaryalı İbrahim Ertiryaki’nin görev aldığı kurumlarda devam eden hizmet süreçleri, bu görevleri yerine getirirken edindiği tecrübeler, “heba olup, boşa gitmesin, hizmetlerim devam etsin, katkımız sürsün!” ideali ile birleşince, 2015 için verilen “start çağırısı” O’nun için, adeta; “Hizmet kervanına, kaldığım yerden devam etmeliyim ve bunu da artık bürokrat olarak değil, siyaset alanında yapmalıyım” çağrışımı yarattı ve tetikledi.


Geride kalan yıllarda da seçim süreci yaşadı… Kendisine yöneltilen; “Siyasete atılmayı düşünüyor musunuz?” sorularına da, “Üstlendiğim sorumlulukta, beklentilere cevap vermeliyim… Ancak, yine de görev verilmek isteniyorsa, her zaman verilen görevleri yerine getirmeyi sürdürdüm, yine sürdürürüm…” der, kapıyı aralık bırakırdı…


Yıl 2015… İbrahim Ertiryaki artık, “kendisi ile ilgili kararları verecek” düzeyde ve kararını da açıklamış durumda.


2015 Genel Seçimleri’nde, Sakarya’dan ve AK Parti’den aday adayı olacağını ilan etti.


Artık, dönüşü olmayan bir yola girdi ve “YENİ TÜRKİYE”nin temellerinin atıldığı, yapının tamamlanmasına” katkıda bulunacağı”  inancı ile aday adaylığını resmiyete dökme aşamasına geldi.
 
ADAY ADAYI OLMAK, CERASET İŞİ…



 
Sportif olaylarda bir kural vardır; “Maç oynanmadan, bitiş düdüğü çalınmadan, skor belli olmaz!”


AK Parti gibi, Yeni Türkiye’nin mimarı olmaya kendisini adayanların güç birliği ettiği kadronun içinde yer almak, Ertiryaki’nin ideali, beklentisi…


Geride kalan yıllarda yaşananları hatırladığımızda, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde en riskli iş, siyaseten hizmete talip olmak.


Zira, siyaset alanı, labirentlerin çok ve çeşitli olduğu alan ve tüm siyasetçilerin de birbirlerine acımaksızın haklı-haksız, doğru-yalan ayırımı gözetmeksizin ekarte etme girişimleri…


2015 farlılıklar getirecek mi?



 
Bugünden, yarına bakıldığında, 2015 seçimleri geride kalan seçimlere oranla çok daha farklı geçecek… Zira, ortada bulunan sorun, “ESKİ TÜRKİYE” ve “YENİ TÜRKİYE”ciler arasındaki yol ayırımı…


Yapılan anketler, AK Parti’nin yine tek başına iktidar olacağı sinyallerini veriyor… İnce eleyip, sık dokuyarak, geçmişte yaşadıklarını (Darbe girişimleri, paralel yapıcılar, anayasa gibi konularda çözüme katkı bulunmayanlar, statiko tekrar yaşamak istemeyenler, özenli, dikkatli ve seçici olmayı tercih edecekler ve “Bir hata yaparsınız, bağışlanır, iki hata yaparsanız, affedilir, ama daha çok hata yaparsanız, bu hata yapmaktan öteye geçer” denir.) gelecek 4 yılı, sadece kalkınmaya, hizmete, 2023 hedefine varmaya engel olacak durumları ortadan kaldırmaya özen gösterecekler…


İBRAHİM ERTİRYAKİ, özel yaşamı, iş dünyası, sosyal dünyası ile şeffaf kişilik olarak tarif edilebilir bir aday adayı…
 
KİM ADAY OLURSA, BİRİLERİ DEVREYE GİRİYOR…
 

 
Siyasetin çirkin yüzlerinden biri de, “Kim aday adayı olursa, birileri hemen devreye giriyor ve “Fısıltı Gazetesi” ni devreye sokarak, ortaya bir taktım iddialar. İsnatlar atıyorlar…


Ne yazık ki, siyasetin bu sevimsizliği, her aday adayı için bir tehdit, tehlike…


İbrahim Ertiryaki, kendisi ile yaptığı oto kritikte, “Süper başarılar elde ettim… Buna da herkes şahittir!” iddiasında değil…


Son görevi; TÜVASAŞ Genel Müdürlüğü… Orta Doğu, Balkanlar, Orta Avrupa, Kafkaslar gibi bölgelerdeki ülkelerle pek çok ticari anlaşmalar yaptı… TÜVASAŞ, Türkiye’nin ilk 500 şirketi seçimlerinde, TÜVASAŞ’ı oralara taşıdı… Kurumun, kendisine yönelik AR-GE birimini oluşturmanın çabası içinde oldu. Bağımsız projeler üretmek arzusu ile girişimlerine devam etti…


Projeyi başlatmak önemli adımlardır… Ama, projenin tamamlanma ve hayat bulma sürecinde de işinin başında olmak gerekir…


Ertiryaki, projelerinin sonuçlarını tam almak üzere idi ki…


“Nöbet değişimi zamanı geldi…” denildi ve TÜVASAŞ’ta, Sakarya’da da çok konuşulan bir atama dönemi yaşandı ve korunma ihtiyacı olan bir başka genel müdüre yol açılmak zarureti hasıl oldu.


Hal böyle olunca, gelen, gidenin yaptıklarının devamına katkı yapmakta pek hevesli olmaz ve genellikle, kendisinin dahice (!) projelerini devreye sokar ve yapılan emeklerin de heder olmasına aldırmaz…


Ertiryaki’nin oto kritik yaptığında, önüne çıkan, Bulgaristan ile yapılan “iş anlaşması” nın zararla  sonuçlanması iddiası ortaya çıkıyor…


Yapılanlar değil de, sonuçlandırılamayan konu, daha çok ön plana çıkartılır… Ertiryaki, “sürecin sonunu görememesi”nden dolayı, “akibetine yönelik yorum yapmak”tan kaçınıyor…
 
Ama yine de şunu söylüyor; “Bu projenin bitimine 4 ay kala görevden alınmasaydım, yani göreve devam etmiş olsaydım, bu projede kesinlikle gecikme ve zarar söz konusu olmayacaktı… Hatırlanacak olursa, bu projenin ilk parti teslimatı her iki ülke bakanlarının katıldıkları bir törenle gerçekleştirilmişti…”
 
Kendisine haksızlık yapıldığı iddiasında… 
 
Olayı, ifşa edenler kimlerse, (Ki, genellikle insanlar her zaman, yakınında, emrinde olanların  ihanetine uğrar…) vicdani sorumluk gereği, olayı tüm yönleri ile belgelerle paylaşmak ve gerekli yasal başvuruları da devreye sokmaları gerekir…


Ki… Üzerinden çok zaman geçti ve “Köprülerin altından çok ama çok sular akıp gitti…”


Oysa, TÜVASAŞ ya da TCDD’ye bağlı kurumların yıllar boyu zarar edişi, kurumların değil, TCDD’nin genel yapılanmasından kaynaklanan bir sonuç olduğunu da cümle alem biliyor.


Hatta, bu tür durumlara, “Görev zararı” etiketi de yapıştırılabiliyor…


Genelde, başarı, bakana, müsteşara, yardımcıya, başarısızlık ise kurumun başında olan kişiye kalmaz mı?


TÜVASAŞ’ta ve diğer kurumlarda ortaya çıkan sorunlar da bu mantıkla karşılanmıyor mu?


Flu kalmış bu süreci, bir kenara bırakılırsa, İBRAHİM ERTİRYAKİ’nin veremeyecek bir hesabının, hatasının olacağına da H. Komite olarak inanmadığımı belirtmek, not olarak düşmek isterim…


Ki, böyle bir istek de AK Parti aday adayı İBRAHİM ERTİRYAKİ’den gelmedi, böyle bir isteğe de tenezzül etmez, “Şeriatın kestiği parmak kanamaz!” diyecek kadar da kendisine, sorumluluklarına hakimdir..


Ertiryaki’nin bir diğer özelliği ise… Son derece sakin oluşudur… Ancak, bu demek değildir, “Kuzuyuz dediysek…”


Hepimiz bir yolun yolcusuyuz ve hepimiz bir amaç uğruna var edildiğimizi biliyoruz…


Kaderde, başarılı bir eğitim süreci, başarılı bir amatör spor hayatı, başarılı yöneticilik hayatı, başarılı genel müdürlük sürecinde görev almak var ise… Siyaset alanında da kaderimizde yazılmışsa,  kim yoluna taş koyabilir, kim tekerine çomak sokabilir…


Göreceğiz, Mevla neyleyecek, neyleyecekse, güzel eyleyecek!…


Ertiryaki “Ya nasip!” diye bu yola da baş koymuş…


Bize de “Hayırlı olsun!” demek düşmez mi?


 
 HÜSEYİN KOMİTE
12.02.15 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image001(132).jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image001(132).jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image001(132).jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image001(132).jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/sakaryali-ertiryaki-ak-parti-yi-secti/71532/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Feb 2015 18:13:13 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[2015 İÇİN YERELDEKİ “TEK İSTİFA” ALİ İNCİ’DEN GELDİ]]></title>
			<description><![CDATA[ALİ İNCİ;rnrn“MECLİSTEKİ AÇIKLAMAM,rnrn GERÇEĞİN TA KENDİSİ!”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2015 Genel Seçimleri için, ilk önemli açıklamalar yapan ve kesin kurallar koyan parti AK Parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) idi…


Kuralların içinde, il başkanları, ilçe başkanları, meclis üyeleri, belediye başkanları “ADAY OLAMAYACAKLAR” dı…


Aday adayı olmaya sayılı günler kala, ilk sinyal Kayseri’den geldi ve Özhasaki’nin aday adaylığına olumlu sinyal verildi…


Demek ki, kuralların da bir yere kadar geçerliliği var… Bunu da Özhaseki kararı ortaya koydu…


Peki… Türkiye’de 81 il var, 81 başkan var, bunların yanı sıra da sayıları 2000’i geçen ilçe belediye başkanları var…


Melih Gökçek gibi, Ali İnci gibi başkanlıkta rekor kırmış başkanlar da var…


Melih Gökçek, 2015 cazibesine rağmen “yerel yönetimde yola devam” derken, Sakarya’nın Hendek İlçesi’nin yerel yönetimlerde” ilk” lere imza atan Başkan Ali İnci, 10 Şubat 2015 Salı günü, yol ayırımına geldi ve AK Parti’nin üst düzey yönetiminden aldığı işaret ile rotasını Ankara’ya, “Partisine, milletine ve devletine hizmete” TBMM çatısı altında devam etmek üzere,ara yoldan, duble yola girdi..


“Gelin ata binmiş…” Yine de; “Ya kısmet!” denmiş…


Ali İnci de, “Uzun ince bir yoldaydım, gidiyordum, gündüz-gece… Yine, uzun inci bir yola girdik, gideceğim, gündüz-gece!” diyor…
 
ALİ İNCİ, SADECE “BELEDİYE BAŞKANI” MI?
 
1959 DOĞUMLU Ali İnci’nin ilk özelliği, OF’lu oluşu… Bu O’na “avantaj mı sağlar, dezavantaj mı?” bu  bilinemez… Ama, yola çıktığı ilk günlerden, günümüze kadar geçen zaman içinde, pek çok işe el attı. Öğretmenlik yaptı, güreşçi oldu,madalyalar kazandı, ata sporuna hizmete,. Antrenör olarak devam etti. Geniş kardeş kadrosunu yönlendirdi, iş hayatına atıldı, akaryakıt işine girdi, pek çok istasyon sahibi oldu, Türkiye’nin önemli iş alanlarına yatırımlar yaptı, şirketleri ile girdiği her işte hizmet alanını genişletti. Bütün bu hamleleri yaparken, (Satranç oynayanlar iyi bilir…) mat olmayı değil, oyuna gelmemek için de  zaman zaman da risklere girmeyi becerdi. Ekmek kapısını, ailesine, çevrisine, çalışanlara da ekmek kapısı haline getirdi. Dünya’ya açılan nadir Sakaryalılar arasına girdi… Halen de hizmetlerini sağlamlaştırmaya, yaygınlaştırmaya devam ediyor… Bilinmeyen bir yönü de Afrika’da bir ülkeyi, beton ile tanıştıran kurumun lideri konumunda…


Peki… Ali İnci sadece, eğitimci, sporcu, öğretici, yatırımcı biri mi?


Hayır! Ali İnci, bütün bu işlerin üstesinden gelirken de, son yılların popüler filmi olan Cesur Yürek’in içinde “Bizim Ali İncimiz” olmayı da başardı.


Siyasetin içinde yer aldı… Genç yaşlarda, davasının her alanında, emek ve mücadele insanı olarak yerini korumasını bildi. İş adamı, biraz riski sevmez… Zira, kazanacakları olabileceği gibi kaybedecekleri pek çok değer de vardır…


Buna rağmen Ali İnci, “DAVAMIZ!” dediği siyaset yolunda da hep ileri gitti… Geçmişin sıkıntılı yıllarında olunmasına rağmen, o kendini ortaya koydu…


Siyasetin, partilerinin her zaman kalesi konumunda idi ve taviz de vermedi… Her kademede  görev yaptı… Partisinde yürüttüğü görevlerin yanı sıra, partisinin de aynı zamanda ekonomik sorunlarına da destek oldu.


VER ELİNİ HENDEK BELEDİYE BAŞKANLIĞI…
 
Hendek, DYP Sakarya Milletvekili, Bakanı Nevzat Ercan’ın da memleketi idi… Ancak, ilçede başkanlık yapanlar (Kamil Kamışoğlu, Zeki Cömert) DYP’li değillerdi… Ve, o günlerde de Hendek, kendi halende bir ilçe ve askeri birliğin verdiği ekonomik katkılarda yaşamına devam eden bir ilçemizdi…


Ali İnce, başkan seçildi… Hendek’in bilinen mazisi, farklılıklar, olumlu gelişmeler yaşamaya başladı ve devam etti… Zaman zaman da, “Hendek Sakarya’nın yeni merkezi olursa, şaşırmamak lazım!” ironileri de yapıldı… Bu, Adapazarı’ndan vazgeçmek anlamında değil, Hendek’in yaşadığı değişimi anlatmanın farklı bir yolu idi…


Hizmet yaptığı ve üç kez başkan seçildiği Hendek’ten, “2015 Genel Seçimi” nedeni ile yarıldı.


Geçen süreç içinde, belediye kendi özel aracını bağışladı ve makam aracı olarak kullandı. Görev yaptığı süre içinde, şahsi telefonunu kullandı, görev yaptığı süre içinde, başkanlık maaşını da bağışlamayı ilke edindi. Ve… Daha pek çok farklı destekleri gözlendi… Spor kamuoyunda dikkat çeken yönü ise, Sakaryaspor’a, amatör spora ve takımlara desteklerini de ihmal etmedi. Kulübe bağışlarının ve katkılarının devam etmesinin yanı sıra, futbolculara da klasik bayram hediyeleri, şampiyonluk  primleri ve kombine destekleri sağladı.
 
BAŞKANLIK, SADECE ALT YAPI, PARK, BAHÇE Mİ?
 
Belediye başkanları için de farklılığı hep konuşulan kişi idi Ali İnci… Hendek’te o kadar kalıcı işler yaptı ki… Hendek, Hendek olalı, tüm ilkleri Ali İnci ile yaşadı… Başkanlığını, iş adamlığını, siyasetçiliğini ilçesi için kullandı ve pek çok yatırımı sağladı.
 

 
Ali İnci, ilçesinin tanıtımı ve yaptıklarının propagandasını, sadece Hendek ve Sakarya ile sınırlı bırakmadı. Hendek’i her platforma taşıdı… Özellikle çözüm süreci konusunda, Gaffar Okan (Görev şehidimiz)  adına düzenlenen pek çok organizasyonda, iller arası da köprülerin kurulmasını sağladı, destekledi, geleneksel hale getirdi. Hendek’in doğal zenginlikleri,  doğa hazinelerini de hizmete açtı.
 
2014 YEREL SİÇİMİNDE HAYAL KIRIKLIKLARI VARDI…
 
Ali İnci, 2014 Mart’ın da yapılan yerel seçimde, beklenmedik bir hayal kırıklığı ve ihaneti yaşadı. Geçen dönemde, günümüzün paralel yapısı olarak deşifre edilen, inlerine girilen paralel yapının ihanetine uğradı…


Türkiye’de pek çok insanın yaşadığı hayal kırıklıklarını, Ali İnci, herkesten çok ve farklı yaşadı… Mart 2014 sonuçlarının açıklanmasından sonra da geçmişte yaptığı hizmetleri, hataları bir bire geri almanın mücadelesini verdi…

 
İnci, bütün bunları geride kalan yıllarda da yaşamıştı. İş adamı ve siyasetçi olarak, “Muhtar bile olamaz!” denilen R.T.Erdoğan’ın ve davasının yanında durdu. Tüm risklere rağmen, tavrını ve çizgisini değiştirmedi. “Dikkat et… Elinde-avucunda ne varsa, kaybedebilirsin!” uyarılarına da aldırmadı..


Dik gitti, diklenmeden, iri ve diri olma maratonunun kılavuzunun peşinde düştü, güç aldı-güç verdi, yılmadı, yılmayanların içinde, gözdağı verilenlerin arasında yerini aldı.
 
GERÇEKTEN DAVET ALDI MI?


Ali İnci’nin siyasi tavrında zaman zaman çıkışları da vardır.. Bu partisinin tüzüğüne, geleneklerine, dava olarak gördüğü ilkelerine ters düşer gibi görünse de “Yeni şeyler söylemek, söyletmek zamanı” anlayışı ile çıkışları da yaptı.


09.02.2015 Pazartesi günü, Sakarya B. Şehir Belediye Meclisi’nde, “ŞUBAT 2015 MECLİS TOPLANTISI” vardı. Yine ilklere sahne oldu. Fevzi Kılıç, AK parti Sakarya İl Başkanı seçildiği için veda etti, Ali İnci de Hendek Belediye Başkanlığı’ndan istifa ederek,  Meclis’e de veda etti.


Yaptığı kısa konuşmada; “Sn. Cumhurbaşkanımdan ve Başbakanımdan aldığım davet üzerine, vekil adayı olmak, Sakarya’yı farklı kulvarlar da temsil etmek için, çıktığım uzun ince yola burada nokta koyuyor ve yeni çıkacağım uzun ince yol için de haklarınızı helal etmenizi diliyorum!” demişti.


Özellikle, Sn. Erdoğan ve Sn. Davutoğlu’ndan gelen davet üzerine, istifa ettiği açıklaması, şaşkınlık yaratmıştı. Zira… AK Parti’nin kimin aday olup olmayacağına, birilerinin izin verme-vermeme kuralı geçerli değildi. Halen de öyle olduğuna inanıyorum… Ama, her lider, her önder, hizmet vereceği milletine, ihtiyaç duyacağı insanları yanına alarak, “HİZMET YARIŞI”na devam eder.


Ali İnci’nin de istisnai bir durum olduğu, bu açıklamasından anlaşıldı…


İnci’nin açıklamaları ne kadar doğru?


Bunun cevabını almak içinde;


 “Sn. İnci… Kararınız hayırlı olsun! Ancak, açıklamanız bazı tereddütler doğurdu… Gerçekten, hem Sn. Erdoğan’dan, hem de Sn. Davutoğlu’ndan davet aldığınızı söylemeniz ne kadar gerçekçi?” sorusunu yönelttim…


Sözü Ali İnci’ye bıraktım…


“- Sn. Komite… Hayatımın her aşaması, mücadele, çalışmak, siyaseten davamıza hizmet etmek için geçti. Bu nedenle, Meclis’te de ifade ettiğim gibi, uzun ve zorlu bir yoldan geliyorum ve uzun inci bir yolculuğa çıkacağım… O nedenle, Meclis’te yaptığım konuşma, her yönü ile gerçeğin ta kendisidir. Benim siyasi terbiyem, had bilmeyi gerektirir. Olmayan bir işi, olmuş gibi hayaller kurarak ortaya çıkmam, her şeyden öte, bana yakışmaz… Zira, bugün geldiğim noktanın her aşamasındaki tek hedefim, davama, milletime, partime ve liderime hizmet etmekti… Beni bu göreve layık görenler de yakinen tanıktırlar… Ali İnci, ne yaptıysa, ne yapacaksa, hizmet için belirlenen 2023, 2053 ve 2071 ilkelerine katkı yapmak için yaşamaya devam edecektir. O nedenle, tereddüt edenlere hak veriyorum… Ama, ALİ İNCİ ve aldığı davet söz konusu ise, bunda tereddüde mahal yok… Bugüne kadar kimseye mahcup olmadım, kimseye yarı yolda bırakmadım ve kimseye de ihanetim söz konusu olmadı… Bunun için de her zaman Rabbim’e teşekkür ediyorum, dua ediyorum, şükrediyorum… Allah hakkımızda hayırlı ne ise O’nu nasip etsin!”


Ali İnci’ye; “Hayırlı olsun, Allah mahcup etmesin!” dileklerimi sundum…


O da; “Peki sen ne diyorsun?” dedi.


Hüseyin Komite olarak, yılları, siyasetin, sporun, mesleğin içinde yaşamış 68. Yaşının tadını çıkaran biri olarak, Ali İnci’ye özel değil, Sakaryam’a özel yanıt verdim;


“Siyaset, Türkiye’de yeni bir uğraş alanı… İş adalı, işsiz, eğitimci, sporcu, siyaseti meslek edinmiş insanlar, hadlerini bilerek-bilmeyerek, içinde oluyorlar ya da tekrar tekrar ısrarlarında devam ediyorlar.. AK Parti’nin kuruluşundan sonra Türkiye her alanda atılımlar yaptı. Vekil seçecek bir kişi olarak, beni, milletimi, ülkemi ve sorunlarımızı iyi analiz etmiş, temsil yeteneği olan, 4 yıl, sadece parmak kaldırıp-indiren vekil istemiyorum… Vizyon açıcı, misyon üretici, proje geliştirici, milletine partisine, değerlerine bağlı biri için oyumu seve seve kullanırım… Ama, sadece işin başında “RTE var diye, işi götürüyor” diye etrafında  görüntü verenlere prim vermem.. Bir başka değerlendirmem de “Davaya, partiye, millete hizmeti ön planda tutanlarla da hep gönül bağım olmuştur, olacaktır da…

Bir sözümüz var, “Aİnesi iştir kişinin, lafa bakılmaz…” deriz… Herkes, elini vicdanına koyup, aynanın karşısına geçip,”ne verdiğini, ne aldığının muhasebesini yapsın…  Verdiği daha çoksa, yola devam, yoksa veda için beklemesine gerek yok… Yapanlara, başaranlara yol açsın! H.K.”
 
 

 

RÖPORTAJ; HÜSEYİN KOMİTE
 
“Not; Ali İnci’ni ilk belediye başkanı seçildiği dönemin ilk 5-6 ayı, ilişkimiz vardı. Sonrasında, yollarımız ayrıldı… O kendi yoluna devam etti, ben de Hendek’e sadece turist olarak gittim…
Ancak, yine de işimiz gereği, Ali İnci’nin Hendek’e verdiklerinin öyküsünü, çok farklı gözlemleyenlerden izledim… Başkan seçildiği ve ilk aylık dönem öncesinde ise partinin yüzde 4-5 olaylarda “ayakta kalması için terleyenlerin” içinde olduğunu biliyorum… Bilinsin isterim… H.K.”
 
 

 

ALİ İNCİ KİMDİR?
 
6 Ekim 1959 tarihinde Hendek´ te doğdu. İlk ve orta öğrenimini Hendek´te tamamlandıktan sonra, 1980 yılında Adapazarı İmam Hatip Lisesi´ nden mezun oldu. Aynı yıl girdiği Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Spor Akademisi Bölümü´nü 1984 yılında bitirdi. Mardin, Diyarbakır ve Hendek´te Beden Eğitimi öğretmenliği yaptı.
 


Lise hayatında başladığı güreş sporunda Türkiye´de önemli şampiyonalarda derece elde etti. Güreş, taek-wando, judo ve hentbol spor dallarında hakemlik, antrenörlük ve resmi masörlük sertifikası almaya hak kazandı. Öğretmenlik döneminde Güreş Milli Takım Antrenörlüğü´ne getirildi. Antrenörlüğü yaptığı süre içerisinde Dünya Şampiyonluğu’nu elde etmiş güreşçiler yetiştirdi. 4 yıl boyunca bu görevini başarıyla sürdüren İnci, siyasi nedenlerden ötürü görevinden istifa ederek ticarete atıldı. 


 Siyasi yaşamına 1991´de ilçe başkanlığıyla başlayan Ali İnci, 1994 yılında Hendek Belediye Başkanlığı´na aday olmuş, seçimleri küçük bir farkla kaybetmiştir. 1999 yerel seçimlerine kadar ilçe başkanlığı görevini sürdüren İnci, aynı yıl Hendek Belediye Başkanlığı´na seçilmiştir. Belediyecilikteki başarısını üyesi olduğu sivil toplum örgütlerinde de sürdüren Başkan İnci, halen Türk Dünyası Belediyeler Birliği kurucu encümen üyeliği, MÜSİAD, ATSO, Hendek Karate, Taekwando ve Güreş İhtisas Kulüplerinde başkan ve yöneticilik görevini sürdürmektedir. 


Ali İnci, evli ve 5 çocuk sahibidir. Halka yakınlığı ile bilinen İnci, azimli, yeniliklere açık, girişimci, konusuna hakim, objektif, ekip ruhuna inanan, hizmet eden ve reformist bir kişiliğe sahiptir.
 
 
HÜSEYİN KOMİTE]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/ali-inci.jpg-173458.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/ali-inci.jpg-173458.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/ali-inci.jpg-173458.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/ali-inci.jpg-173458.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/2015-icin-yereldeki-tek-istifa-ali-inci-den-geldi/71268/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Feb 2015 16:28:02 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[RUMELİ TV; “TURİZM’İN PARLAYAN YILDIZI” KOCAALİ İLE RÖPORTAJ YAPTI&amp;#8207;]]></title>
			<description><![CDATA[Kocaali Belediyesi standı; her pazartesi günü saat: 17.30’da Rumeli Tv’de yayınlanan Şaban Mergül’ün yapımcılığını üstlendiği “Yaşayan Rumeli” Programına EMİTT 2015’ten konuk oldu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Pazartesi akşamı Rumeli Tv’de


19. Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nda 8’A Salonunda MARKA’ya bağlı iller ile birlikte Sakarya Valiliği’nin içerisinde stand açan “Turizm’in Parlayan Yıldızı” Kocaali Belediyesi; her pazartesi günü saat: 17.30’da Rumeli Tv’de yayınlanan Şaban Mergül’ün yapımcılığını üstlendiği “Yaşayan Rumeli” Programına EMİTT 2015’ten konuk oldu.


Kocaali EMİTT’ten katıldı


Kocaali Belediye Başkanı Ahmet Acar, Antik Maden Deresi Tesisleri sahibi Av. İbrahim Sapan ve Sakarya Doğu Marmara Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Bölge Birliği Başkanı Ali Yılmaz ile yapılan röportaj; Rumeli Tv dışında ayrıca Şaban Mergül’ün yapımcılığını üstlendiği, Cengiz Olgaç ile Suat Beyenal’ın da sunuculuğunu yaptığı başta Sakarya Televizyonu Tv olmak üzere 6 internet sitesinde ortak yayınlanacak.


Artık aranan ve bilinen bir ilçeyiz


EMITT Fuarı’nda 5. kez boy gösteren Kocaali Belediyesi’nin başarılı ve çalışkan başkanı Ahmet Acar; verdiği röportajında Son yıllarda turizmle anılan ilçemiz gelen talepler doğrultusunda turizmle ilgili yatırımlarına yön vermektedir. Bu anlamda ilçemiz ve belediye yönetimimiz bundan önce olduğu gibi bundan sonrada yatırımcılara ve işletmecilere her türlü kolaylığı ve önceliğin sağladığını ifade etmeliyim.  Bu doğrultuda İlçemiz Kocaali Türkiye’mizin ve bölgemizin en önemli turizm fuarı EMİTT’te değerleriyle boy göstermemiz de bizim açımızdan çok önemlidir” dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/kocaal¦--ruportaj-1.jpg-10244.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/kocaal¦--ruportaj-1.jpg-10244.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/kocaal¦--ruportaj-1.jpg-10244.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/kocaal¦--ruportaj-1.jpg-10244.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/rumeli-tv-turizm-in-parlayan-yildizi-kocaali-ile-roportaj-yapti--8207/70768/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Jan 2015 10:24:45 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hendek’te doğdu,  Türkiye’de büyüdü, Dünya’da nam salıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Başkan Halit İnci;rnrnrnrn“MÜSİAD sürekli kendini yeniliyorrnrnve yeni vizyonlar peşinde koşuyor!”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
 

HALİT İNCİ KİMDİR?


1965 yılında Hendek İlçesi Aksu köyünde doğdu. İlkokulu Aksu Köyünde, orta ve lise tahsilini Hendek İmam Hatip Lisesinde tamamladı.


1990 yılında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Beden Eğitimi Spor Bölümü’nden mezun olan ve Sakarya Üniversitesi’nde yüksek lisans yapan Halit İNCİ aynı zamanda  “Türkiye Güreş Milli Takımı” sporcusu olarak birçok turnuvada ülkemizi temsil etti .Askerlik hizmetini 1992 yılında Artvin’de Piyade Asteğmen olarak ifa etti.
Ticari hayatına 1989 yılında Hendek ilçesinde açmış oldukları Petrol İstasyonu ile başladı. Yurt içinde Akaryakıt ve dinlenme tesisleri, hazır beton, beton yapı elemanları üretimi, taş ve kum ocağı işletmeciliği, madencilik, müteahhitlik işleri ve sigortacılık sektörlerinde, Yurt dışında ise, inşaat, maden işletmeciliği, ihracat ithalat, turizm acenteliği, tekstil mağaza işletmeciliği, vitrifiye mağazası işletmeciliği ile ticari hayatına devam etmektedir.


İnsan odaklı yönetim anlayışıyla ülkemizden kazandığını, ülkemiz insanı için yatırıma dönüştürerek çalışmalarını sürdüren ve katma değer üretebilmek için ulaşılan her noktada faaliyetlerini sürdürme azminde olan Halit İNCİ asli işlerinin yanında; Türkiye Hazır Beton Birliği Yönetim Kurulu Başkanlık Divanı Üyeliği ve MÜSİAD Sakarya Şubesi Başkanlığı görevlerini de başarıyla sürdürmektedir.


Halit İNCİ evli ve 3 çocuk babası olup İngilizce bilmektedir. Halen İNCİ Şirketler Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütmektedir. 





Geçtiğimiz aylarda, MÜSİAD Sakarya Şube Başkanlığının genel kurulu yapıldı. 3 dönem başkanlık görevini yürüten ve 4. kez de aday olan ve üyelerinin oyları ile  yeniden hizmetlerine devam etme imkanı bulan HALİT İNCİ, geçmiş dönemlerde yaptığı hizmetlerine, yeni dönemde yeni yeni hizmetler vermenin heyecanı ve telaşı içinde…


Sakarya’nın ticari, siyasi ve sivil toplum kuruluşları arasında iz bırakan kişi olmanın ve şehrine, meslekdaşlarına, milletine layık olmanın heyecanı içinde HALİT İNCİ ile bu çalışmayı sonlandırmanın mutluluğu içindeyim… Zira, Halit İnci “Leyleği havada görmüş” kişi gibi, takip etmekte,  zaman ayırmasını temin etmekte hiç kolay olmadı…


Ama… Bütün bu sabırlı uğraşlar sonunda, MÜSİAD Başkanı, İnci Grup Başkanı Halit İNCİ ile bu söyleşiyi başarmanın, merak edilen pek çok konuya da yanıt vermiş olacağıma inanıyorum…



“Sn. Başkan… Halit İnci, bugünlere gelirken, hangi zorlukları yaşadı, hangi zorlukları aştı ve bundan sonra iş dünyasında neleri hedefliyor?”


“- Sn. Komite… Sakarya’nın öncü şirketleri arasında yer alan İnci Grup, iş hayatına 1984-1985 yıllarında marketçilik ve nakliyecilik yaparak adım atmış, 1989 yılında da akaryakıt sektöründe faaliyet göstermeye başladı. İlk akaryakıt istasyonunu açtığımızda, 4 kardeşimde (Ali İnci (Hendek İlçe Belediye Başkanı) Halit İnci ‘İnci Grup Yönetim Kurulu Başkanı- MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı) Yusuf ve Mahmut İnci) Hendek Petrol İstasyonu’nda çalışıyor olması, bizden başka personel istihdamına ihtiyaç duyurmuyordu. Çünkü, biz pompacılık, araç yıkama, muhasebe gibi her şeyi kendimiz yapabiliyorduk. İş kendi işimizdi ve bunun mücadelesini de vermek zorunda idik… Çok şükür de alnımızın akı ile o süreçleri de geride bıraktık.. Zaman içerisinde petrol istasyonu sayısı artınca kardeşler olarak bir her tesisin başına geçtik. Ben, Hendek Petrol’ün başına geçtim. Şirketimizin merkezi o zaman Hendek idi. Hendek’teki tesise baktığım gibi, diğer istasyonlarında idari işler, finans, ödemeler ve diğer tüm mali işleri koordine ediyordum. 1989 yılında İnci petrolle temelleri atılan şirketimiz, 2000 yılı sonrasında İnci Grup çatısı altında faaliyetlerini birleştirdi. Bundan sonrası için de, “Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler!”. Diyor ve çalışmalarımıza aynı kararlılık ve azimle devam ediyoruz…”


 “- Sn. Başkanım… İnci Grup, bugün (2013) hangi birimlerden oluşuyor, kaç kişiye iş istihdamı sağlıyor ve ödediği vergi ile de Sakarya’da ve Türkiye’deki yeri nedir?”




“- Sn. Komite… İnci Grup, İnşaat sektöründe “İnci Beton” markası ile ortaya çıkardığı imajı ve güveni adım attığı her sektöre yansıtmıştır. İnci Beton, hazır beton sektöründe standart hazır beton ile birlikte hazır yaş sıva, sentetik lifli beton, renkli beton, kendiliğinden yerleşen beton, hafif beton gibi farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek beton çeşitleri üretmektedir. Sakarya’nın Adapazarı, Hendek, Karasu ve Taraklı ilçelerinde beton santralleriyle halkımıza hizmet vermektedir. İlerleyen yıllarda ise farklı sektörlerde de kendini gösteren ve İnci Grup çatısı altında toplanan, yaptığı projelerde hayati değerleri ön planda tutarak farklılığı yakalayan “İnci Yapı” markası ile konut inşaatları, endüstriyel yapılar, ticari binalar, oteller, prefabrik yapılar, çevre düzenleme işleri, alt yapı ve yol inşaatları gibi alanlarda başarıyı yakalamıştır. Deneyimli ve profesyonel ekiplerimiz, hiç durmaksızın değişim gösteren yaşam alanlarını akılcı, modern ve estetik bir çizgiyle hayata geçirmekteyiz.. Ülke ekonomilerinde önemli bir yere sahip olan madencilik sektörü, ülkemiz için de oldukça önemlidir. İnci Grup, “İnci Maden” çatısı altında faaliyet gösteren İznik’te bulunan Bazalt Ocağı ile Karasu, Hendek ve Geyve’de bulunan taş ocaklarımızda; hazır beton tesislerine, yol inşaatlarına, sanayi yapı inşaatlarına ihtiyaca göre farklı türde malzemeler üretmektedir. Bu ocaklarımızda “çevre dostu teknoloji ve yöntemlerin” kullanılmasına, “çevrenin korunmasına ve yenilenmesine yönelik üretim” yapıyoruz. Ayrıca, modern çevreler için taşları şekillendiren “İnci Beton Yapı Elemanları” “İnci Taş” markasıyla beton parke taşı, beton bordür, beton yağmur oluğu ve benzeri ürünleri kaliteden ödün vermeden müşterilerimize sunuyoruz.


Makine imalat sanayi, sanayileşmenin de itici gücüdür. İstikrar içinde büyüyen, fırsatları değerlendiren grubumuz yüksek teknolojiyle ürettiği “INVAC” markası ile makine imalat sektörüne girerek “vakumlu ambalaj makineleri” üretiyoruz.  Yine hizmetlerimizin arasında, sigorta aracılık hizmetlerinde; araç sigortaları, ev sigortaları, işyeri sigortaları, seyahat sigortaları, özel sigortalar gibi farklı alanlarda “İnci Sigorta” adı altında faaliyetlerimiz sürüyor. 1989 yılından beri faaliyet alanını yurt içinde ve yurt dışında hız kesmeden yaptığı yatırımlarla sürekli kapsamlı bir şekilde genişleten “İNCİ GRUP”, kaliteyi, mükemmeliyetçiliği, güveni, farklılığı ve müşteri memnuniyetini önemseyerek “öncü gruplar” arasında yer almayı başardık. Bulunduğu her sektörde yatırım yapmakta ve yeni iş alanlarına girmek için fırsatları değerlendirmeye devam edeceğiz… Zira, yaptıklarımıza gösterilen teveccüh, bizleri yeni yeni hizmet alanları aramaya adeta itiyor. Bundan dolayı da herkese şükranlarımızı sunarım…”


“- Sn. İnci… İnci Grup bu noktaya gelirken hangi zorlukları yaşadı?”


“- Sn. Komite… Yatırım yapan her müteşebbis bir takım zorluklar yaşar… Mesela; geçmişte yalnız ekonomik krizler bizi engellemedi. Aynı zamanda siyasi krizlerde bize çok zararlar vermiştir. 28 Şubat döneminde her türlü linçe maruz kaldık, çok zorluklar yaşadık. Hamdolsun ki ekonomik ve siyasi krizleri Allah (c.c.)’ın yardımıyla artık geride bıraktık. Ülkemizde yaşanan ekonomik inişler ve çıkışlar bize zor günler yaşatsa da sürekli yatırım yapan, büyüyen bir şirket olarak “Sakarya ilimizin” istihdam ve katma değer sağlayan bir şirketi olarak, hak ettiğimiz yerlere ulaşacağımıza dair inancımız tamdır. Daha işin başında olduğumuzu biliyoruz… Ama, varlığımızı sürdürmenin, hizmetlerimize devam etmenin de çok değerli ve önemli olduğunun bilincindeyiz… Biz, doğru bildiğimiz yolda yürümeyi sürdüreceğiz… Gerisi, Rabbimizin takdirine kalmıştır… Ondan yana da bir endişemiz yok, aksine teslimiyetimiz var… Her şey, rızık meselesi…”


“- Sn. Başkanım… İnci Grup’ta kaç personel istihdam ediyorsunuz?”


“- Sn. Komite… Grup şirketlerimizde taşeronlarımızla birlikte 400 kişiden fazla personel istihdam edilmektedir. Büyüme devam ettikçe, istihdam da devam edecektir… Gayretlerimiz, ülkemiz, şehrimiz ve insanlarımız içindir…”



“- Sn. Başkanım… İnci Grup’ta hangi görevleri aldınız? Bugün hangi görevlerde bulunuyorsunuz?”


“- Sn. Komite… 1999 yılında ağabeyim Ali İNCİ’nin iş hayatından çekilip siyasete atılmasından itibaren Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak çalışmaktayım..”


“- Sn. İnci… İnci Grup, geçtiğimiz yıllarda yurt dışına açılma girişimlerinde bulundu… Geçen yılda Kara Kıta Afrika’ya ulaştınız ve sizin de ifade ettiğiniz gibi, “Başkalarının değerlerini alıp götürdüğü yere, siz çimento sektörünü taşıma girişimlerinde bulundunuz… Bu konuda son durum nedir? Bugüne kadar yurt dışı kaç ülkede iş yaptınız?”


“- Sn. Komite… Sürekli gelişmek ve gelişmemizi sürdürülebilir hale getirmek için sınırların ötesinde de çalışmaya başladık. Birçok farklı sektörde başarıyı yakalayan, adını markalaştıran grubumuz dış ticarette de adından söz ettirmek için çalışmalarını sürdürmektedir. Bu bağlamda 4 yıl önce yatırım yapmaya başladığımız Fildişi Sahilleri Batı Afrika’nın önde gelen bir ülkesi olup, tarih boyunca da bölgesinin en büyük ülkesi ve en büyük ekonomisi olma özelliğini hep muhafaza etmiştir. Maalesef 15 yıldır süregelen iç çekişmeler ve iç savaşlar yüzünden ülke, her yönüyle geri gitmiştir. Dünya’da hızlı toparlanma ve kalkınma devam ederken, ülkenin buna ayak uyduramaması yöneticileri ve halkı ziyadesiyle üzmüştür.
Son yıllarda iç çekişmeler bitmiş, yönetimsel problemler halledilmiş ve büyük bir istekle geç kaldıkları kalkınma hamlesine başlamışlar. Hali hazırda ülkede çok büyük iş potansiyeli mevcuttur. 15 yıldır tek bir çivi bile çakılmamış. Bu ülkenin kalkınma ve büyüme sürecinde mutlaka Türk firmaları olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Şirketleri Afrika’da söz sahibi olacaksa başlama noktası muhakkak Fildişi Sahilleri olmalıdır. Çok büyük iş potansiyeli bulunan bu ülkede Türk Firmalarının çok büyük işler başaracağına inanıyorum.
Biz buna inandığımız için, ülkenin büyüme sürecinde burada iş yapma gereğini duyduk.
 
Fildişi Sahilleri’nde yaptığınız yatırımlar nelerdir? Burada kaç çalışanınız va?
 
 

 

Fildişi Sahilleri’nde “İnci Groupe Sarlu” adıyla inşaat, “İndo Groupe S.A.” adıyla İhracat, İthalat, Maden İşletmeciliği, Turizm Acentalığı, İndop Tekstil S.A. adıyla Tekstil alanında yatırımlarımız mevcut olup; personel olarak da;  20’si TC.vatandaşı, diğerleri Fildişi Sahilleri vatandaşı olan toplam 150 kişi çalışmaktadır. Grubumuzun Fildişi’ndeki ilk şirketi olan İnci Groupe’nin Fildişi Sahilleri’ndeki ilk işi Türk Büyükelçilik binasının tadilatı olmuştur. İnci Group,  olarak, bu ilk işini “en güzel şekilde tamamlamanın gururunu” “ülkemiz ve gurubumuz” adına duymaktayız. İnci Groupe Fildişi Sahilleri genel merkezimizin inşaatı da 2012 Mayıs ayı itibariyle tamamlanmış olup, merkezimiz 4 katlı, zemin katı Türkiye’den ithal edilen ürünlerin satıldığı hazır giyim tekstil mağazası ile vitrifiye, seramik ve hazır mutfak ve banyo malzemelerinin satıldığı bir showroom, 1. Kat İnci Groupe merkez ofisi, 3.Kat lojman ve ofis, 2.kat ise THY Acentası olarak kullanılmaktadır. Ayrıca sözleşmesi yapılmış 30 adet villa 48 adet daire inşaatının proje çalışmaları başlatılmış, hazır beton tesisi ve taş ocağı açılması ve işletmeciliği için gerekli çalışmalarımız sonuçlanma aşamasına gelmiştir. Hasılı, Türkiye’yi orada da başarılı şekilde temsil ediyor ve güzel eserler üretiyoruz.. Üretmeye de kararlıyız…”


“- Sn. İnci… Fildişi Sahilleri’ndeki ikili ilişkilerinizden ve ticaretin dışındaki kazanımlarınızdan bahseder misiniz?”




 


“- Sn. Komite… İnci Grup, ülkedeki yatırımlarına, batının emperyalist yaklaşımlarıyla değil, karşılıklı iyi niyet ve çıkarlar doğrultusunda insana önem veren yaklaşımla devam etmektedir.


İnci Grup Yönetim Kurulu Başkanı olarak, Fildişi Sahili bakan, müsteşar ve sivil toplum kuruluş yöneticileri ile karşılıklı ziyaretler ve görüşmeler yapmak suretiyle ilişkileri en üst seviyeye çıkarmış, gerek işletmemiz ile gerekse ülkemizle olan ilişkilerine yeni bir boyut kazanılmasına vesile olmuştur. Ülkede faaliyet gösteren ilk önemli Türk firması olmamız sebebiyle “Türkiye’ye bakış açısı ve imajımız oldukça olumlu bir noktaya” ulaşmıştır. Bu, bizim dışımızdaki Türk firmalarında ülkede faaliyet göstermeleri açısından çok olumlu bir gelişmedir. İNCİ GRUP, yaşam tarzı farklı olan bu ülkeye şirketimizi tanıtmanın yanında ülkemizi, kültürümüzü ve manevi değerlerimizi de tanıtma görevini üstlenmiş, ülkenin siyasi, fiziki tüm zorluklarına karşı inancını kaybetmeden mücadele ederek ismini başarılı bir şekilde duyurmuştur.  Bu konuda geçmişte bize olumlu izler bırakan Atalarımıza layık olmanın mücadelesini veriyoruz. Başarabilirsek, ne mutlu bizlere…”




“- Sn. Halit İnci… Özel çalışmalarınızın yanı sıra, MÜSİAD Sakarya Şube Başkanlığı’na da aday oldunuz ve göreve de seçildiniz? Sizin “Bismillah!” diyerek göreve başladığınızda, MÜSİAD Sakarya Şubesi’nin durumu neydi, bugün ne? Sizin başkanlığınızda MÜSİAD; “Nereden…. Nereye…” geldi… Ve bundan sonra nereye gidebilir?”


“- Sn. Komite… Her iş adamı “kendi işini yaptığı gibi sosyal faaliyetlerde de” bulunmalıdır. İçinde bulunduğu sektörle ilgili grup çalışmaları yapmalı, sosyal sorumluluk projelerinde yer almalıdır. Yalnız kendi kazanımına bakmadan, yaşadığı sosyal çevreye de neler verebileceğinin, hangi hizmetleri yapabileceğinin de hesabı içinde olmalıdır. Gençlerin gelişimi, eğitimi, sosyal çevreye uyumu gibi toplumun tümünü ilgilendiren çalışmalar yapmalıdır. Her türlü kalkınma ve gelişim tüm toplumda olmalıdır. Yalnız sizin kazanmanız yeterli değildir. Tüm bu nedenlerden dolayı çeşitli örgütlerde, sivil toplum kuruluşlarında görevler aldım. “Türkiye Hazır Beton Birliği Başkanlık Divanı Üyesi”yim. Bunun yanında 2010 yılından beri MÜSİAD Sakarya Şubesi Başkanlığı görevini yürütmekteyim. MÜSİAD, bir işadamı derneği olarak Türkiye’de “öncü bir sivil toplum örgütü”dür. Her alanda çalışma yaptığı gibi, iş adamlarının ve üyelerinin gelişimine vizyon kazandırma ve geniş ufuklar açmak için çalışmaktadır. 2010 yılında MÜSİAD Başkanı olduktan sonra, MÜSİAD’ın kriterlerine uygun, “üyelerin ve Sakarya’nın menfaatleri doğrultusunda çalışmalar” yaptık. Benden önceki başkanlar ve yönetimler de çok güzel ve başarılı çalışmalar yaparak MÜSİAD Sakarya Şubesi’ni bu noktaya getirmişlerdir. Yönetime gelen herkes mevcut başarılı çalışmaları bir adım daha ileriye taşımak ister. Biz de yönetimimizle birlikte bunu gerçekleştirdik. Üye sayımızı artırdık, yurt içi ve yurt dışı iş gezileri düzenledik, eğitim çalışmaları ve konferanslar tertip ettik, dalında uzman olan bilim adamları getirip üyelerimizle buluşturduk. MÜSİAD sürekli kendini yenileyen ve yeni vizyonlar peşinde koşan bir kuruluştur ve bu doğrultuda çalışmalarımız devam edecektir..”


“- Sn. İnci… Geçmiş başkanlık dönemizde, Türkiye’nin ve Sakarya’nın her alanda kat ettiği aşamaları nasıl değerlendiriyorsunuz ve bunu örneklerle destekleyebilir misiniz? 


“- Sn. Komite… Türkiye tüm dünyanın dikkatle izlediği ve imrendiği bir gelişim içindedir. Bununla ilgili çok şey söylenebilir. Ülke içinde ve dışında çok başarılı bir çizgi sergilenmekte olup bunu vatandaşlarız çok iyi görmekte ve yaşamaktadırlar. Bu istikrar devam etmelidir. Yalnız Türkiye’nin değil, dünyanın bu istikrara ihtiyacı vardır. İlimizde de önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle “sanayide hızlı gelişmeler kaydedilmekte”dir. Bu ivme daha da artarak devam edecektir. Büyüyen ülke ekonomisine paralel, ilimiz ekonomisi de büyümektedir. Türkiye’de kişi başına düşen milli gelirin yükselmesinde ve iç ve dış siyasetle elde edilen çok büyük başarılarda ülkedeki her kesin önemli katkıları olduğunu düşünüyoruz. Tabii ki en büyük pay iktidarındır. Tek başına iktidar olmanın ve istikrarlı bir yönetim sergilemenin ne kadar önemli olduğu görülmektedir. Zamanında ve hızlı alınan kararların hükümetimizin başarılı çalışmalarında ve bugünlere gelmemizde çok büyük katkısı vardır. Bir değerlendirme yapmam gerekirse, Türkiye’nin hamle üzerine hamleler yapacak güce eriştiğini söyleyebilirim. Ancak, bir başka gerçekte, henüz işin başındayız ve çok çalışmamız gerekiyor çoookkk…”


“- S. İnci… Türkiye’nin günümüzde nasıl sonuçlanacağı merakla beklenen “ilk sivil anayasa” çalışmaları var? Siyasilerimiz “sivil anayasayı” başarabilecekler mi? Bir Sakaryalı işadamı olarak, “Sivil Anayasa” için önerileriniz var mı?”


“- Sn. Komite… Sivil anayasayı hep birlikte başarmak zorundayız. Buna herkesin katkı vermesi gerekir. Şartlı ve koşullu bakmaksızın asgaride toplum mutabakatı sağlanacak bir noktada buluşulmalıdır. Biz MÜSİAD olarak 2012 yılında “TC Anayasası” öneri taslağı hazırladık ve kamuoyu ile paylaştık. Umudumuzu hala koruyoruz… Başarmamızı yürekten diliyorum… Olmaz ise… O’nu da sonra değerlendirebiliriz…”


“Sn. İnci… İş hayatı, sivil toplum kuruluş başkanlığı sorumluklarını yerine getirdikten sonra, “Şehrime ve hemşerime karşı görevlerimi yerine getirdim… Bundan sonra, birikimlerimi farklı alanlarda değerlendirmek istiyorum… Mesela; milletvekilliği olabilir mi?” İnci Ailesi’nin, Sakarya’nın pek çok konusuna karşı hassasiyet taşıdığını ve yapılması gerekenleri yerine getirdiğine özen gösterdiğini biliyorum… Bu alanlarda, kamu ile paylaşmak istediğiniz bilgiler olabilir mi?”


“- Sn. Komite… Ben iş hayatı içinde olan biriyim. Bu alanlarda çalışmalarımı sürdürmemin bana ve çevreme daha faydalı olacağını düşünüyorum. Siyaset yapmak veya milletvekilliği gibi bir düşüncem yok. Bunu peşinen ifade edeyim… İnci Ailesi olarak da her türlü yardım konusunda çalışmalarımız olmaktadır. Bunların bizim özelimizde kalmasını dilerim… Gençlere, spora, eğitime bir çok katkılarımız olmaktadır. Bunların hepsini Allah (c.c.) rızası için yapmaktayız.


“- Sn. İnci, Türkiye’nin ve Sakarya’nın değerlerine yönelik neler aktarmak istersiniz ve bunların genelin hizmetine sunulması için neler önerirsiniz?  (Karasu Longozu, Keremali Zirvesi, Karasu Deniz Sahili, jeo termal kaynakların kullanılması, Sakarya Nehri ile nehir taşımacılığı, bitki örtüsü ile arıcılık, değerli toprakları ile tarım-hayvancılık-balıkçılık ve bu değerlerinde insanlığın kullanıma, istifadesine açılması... vs.vs.) Sakarya’nın Değerlerine Yönelik Neler Söyleyeceksiniz? Bunların Genelin Hizmetine Sunulması İçin Önerileriniz Nelerdir?”


“- Sn. Komite… Sanayileşmenin önüne geçmek mümkün değil. Ancak, Sakaryalı yöneticiler olarak önceden yapılan planlamalarla çevreyi kirletmeyen, havaya, suyumuza, tarım alanı topraklarımıza zarar vermeden tesislerimizi şehrimize kazandırmalıyız. İlimiz hakikaten ayrıcalıklı bir şehir. Allah (c.c.) bize çok güzel bir şehir bahşetmiş. Turizm alanları, gölleri, akarsuları, yaylaları, termal suları ile adeta turizm cenneti olan şehrimizde turizmin daha geliştirilmesi için her türlü çalışma yapılmalıdır.”


“- Sn. İnci… Sakaryaspor’un son durumu ortada… Sizin bu konuda tasarladığınız bir proje, öneri var mı? Sportif açıdan, Sakarya olarak geçmişi özlemle anar olduk… Yıldırımspor, Karadenizspor, Demirspor, Sapancaspor, Akyazıspor önemli katkılar sağladılar. S. Spor’da Sakarya’nın gerçek markası oldu… Eski günleri yad ederken, bugünlerin çaresizliğine nasıl farklılık getirilir?”


“- Sn. Komite… Sakaryaspor şehrimizin ürettiği “en önemli marka”dır. İçinde bulunduğumuz dönemlerde çok zor durumlara düşmüştür. Tabii bunların çeşitli nedenleri var. Bunları saymak istemiyorum. Geleceğine bakmak lazım. Problemin çözülebilmesi için öncelikle paraya ihtiyaç vardır. İlimizde top yekün seferberlik ilan edip ihtiyaç duyulan parayı Sakarya’da toplayabiliriz. Ya da bir takım yapılanmalar yapılabilir. Bir çok şehir takımında aynı problemler vardır. Bunun için Gençlik ve Spor Bakanlığı radikal bir takım kararlar almalıdır. Örneğin; sporcu transferinde vergi yükü kulübe bırakılmamalıdır. Bu vergileri o günkü kulüp yöneticileri ödemeyip, sonraki dönemler borç olarak devretmektedir. Vergi ödemesinin sporcu tarafından yapılması için kanun çıkarılmalıdır. O zaman sporcunun transfer bedeli daha fazla olacaktır ama kulüpte pahalı ise o futbolcuyu transfer yapmayacaktır. Bütün kulüpler futbolcular ile yapılan sözleşmelerde doğacak vergi ödemelerini hesaba koymamaktadırlar. Halbuki gelecekte büyük mali borçlar karşılarına çıkmaktadır. Ortak fikir, Sakaryaspor’un olması gereken yerde olmadığıdır. Takımımız bir an önce bu durumdan kurtarılmalıdır. Bunun yanında Sakarya futbolcu üreten bir fabrika durumundaydı. Buna yeniden dönmelidir. Alt yapıları güçlendirerek yeniden Türkiye’mize değerli sporcular yetiştirilmesi gerekir.”


“- Sn. Halit İnci… Bir yıl sonra, yerel seçimler, daha sonra da genel seçimler var… Türkiye’nin siyasi yapılanmasında bu iki yakın seçimi nasıl değerlendiriyorsunuz? AK Parti iktidarı devam eder mi, TBMM’de temsil değişikliği yaşanır mı?”


“- Sn. Komite… Elbette ki seçim ve sandık demokrasinin vazgeçilmezleridir. Her seçim de sürprizlere gebedir. Ancak bu istikrarın devam edeceğini düşünüyorum. Seçimler 1 yıl var.  Yıl içerisinde büyük değişiklikler olmazsa, yani aynı istikrar devam ederse bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. Basında yayınlanan anketler milletin iktidardan memnun olduğunu göstermektedir. Belediye seçimlerinde de çok büyük değişiklikler olacağını düşünmüyorum. Yerel seçimlerde adaylar çok önemli. Aday belirleme de hata yapan kaybeder. Önemli olan siyasi istikrar ve tek başına bir partinin yürütmeyi güçlü olarak götürebilmesi ve muhalefetin de ülkeye projeler sunarak, katkılarda bulunması… Türkiye için, millet için çalışmak eses olmalı… Sonra kişisel ikballer…  Aslında, kişisel ikbalin bugünün Türkiyesi’nde hiç önemi yok. İkbal düşüncesinde olanlar, hizmetleri ile bunu sağlasınlar…”


“- Sn. Başkanım… Bu arada, Türkiye’nin gündeminde olan ve tartışılan bir konu var; “Başkanlık Sistemi” Başkanlık Sistemi Türkiye için “hayırlı” olur mu?”


“- Sn. Komite… Başkanlık sistemini gelişmiş birçok ülkede görüyoruz. Gayet istikrarlı gitmektedirler. Alt yapısı iyi hazırlandığı ve halk doğru bilgilendirildiği takdirde başkanlık sisteminin ülkemizde de hayırlı olacağını düşünüyorum. Tek başına iktidarlarda da demokratik parlamenter sistemin iyi işlediğini, başarılı olduğunu da görmekteyiz. Ülkemiz için hayırlısı neyse Allah(c.c.) onu nasip etsin.”


“- Sayın Başkanım… Gerek İnci Grup ve gerekse Türkiye’nin başarılı kuruluşu MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı olarak bizlerle düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim… Allah yar ve destekçiniz olsun!”


“- Sn. Komite… Ben de sizlere teşekkür ederim… Dilerim, üyelerimiz, hemşerilerimiz bu çalışmadan memnun olurlar…  Milletimiz ve Sakaryamız her şeyin en güzeline layıktır… Tüm güzellikler üzerimize rahmet gibi yağsın…
 
YARI ŞAKA,
YARI CİDDİ
 
 

 

 

BİR KOLTUKTA
ÇOK KARPUZ OLUR MU?


Türkiye, yeniliklere, gelişmelere yeteri kadar kendini hazırlamamış bir ülke idi yakın tarihimize kadar…


Şimdi ise, pupa yelken açmış gemi gibi istikametine adeta uçarcasına gidiyor…


Sakaryamızın yakın tarihinde, bazı girişimlere rastlanır…


Kalıcılıkları da devam etmekte zorlanmıştır…


Sakarya tarihinin ekonomisi, siyasi yapısı, ticari deneyimleri, sosyal aktiviteleri, hazan mevsimi gibidir…


Sakaryamızda özel kuruluşlar, ortaklıklar da aynı dertten muzdariptir…


Bugün var, yarın araki bulasın!


İNCİ GRUP… Yeni neslin, yeni parıldayan yıldızı…


Hem yerli.. Hem Türkiyeli, hem de Dünyalı olmak yolunda sürekli gelişmeler içinde…


İNCİ KARDEŞLER, namlarını ve namlarımızı ötelere taşıyorlar…


İçlerinde, 4 dönem MÜSİAD Şube Başkanlığı yapan Halit İnci de var…


Bir yandan, şirketleri, öte yandan mesleki kuruluşu olan MÜSİAD’ın başkanlığı’nı (Bir koltukta kaç karpuz olabilir ki…) koltuğuna sığdırmış, emin adımlarla yoluna gidiyor…


Halit İnci, kendi iş ve sorumluluk aleminde biri gibi durur…


İddiasız, ama kararlı… Heveslisi değil ama istikrarlı… Başarmış, ama mütevazi…


Genel de büyük işler yapanların tavrı böyle değil midir?


O yapar, millet görür…


O mutludur, millet de “takdirlerini” sunmaktan çekinmez…


Ne başardıklarını görmek için, İNCİ GRUP’un içine girmek gerekir…


Ne başardıklarını görmek için, MÜSİAD’ın çalışmalarının takipçisi olmak gerekir…


Ki..Kendi başardıklarınız ile karşı tarafın başardıklarınızı kıyaslamanız gerekir…


Unutmadan, Halit İNCİ,


“Ben yaptım! Ben ettim!” de demiyor asla…


O kendi yolunun izcisi olarak düşmüş yollara…


Dün Hendek’te idiler…


Bugün Türkiye’de…


Hergün ise Dünya’nın pek çok ülkesinde…


Yaradan, “Yürü ya kulum!” dedikten sonra, kime ne söz kalır ki…


Halit İnci nezdinde, tüm İNCİ’lere…


Hayırlı, bereketli, sağlık nice başarılar ve kazançlar…


HÜSEYİN KOMİTE]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/hendekte-dogdu--turkiyede-buyudu-dunyada-nam-saliyo.jpg-163455.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/hendekte-dogdu--turkiyede-buyudu-dunyada-nam-saliyo.jpg-163455.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/hendekte-dogdu--turkiyede-buyudu-dunyada-nam-saliyo.jpg-163455.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/hendekte-dogdu--turkiyede-buyudu-dunyada-nam-saliyo.jpg-163455.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/hendek-te-dogdu-turkiye-de-buyudu-dunya-da-nam-saliyor/70647/</link>
			<pubDate>Wed, 21 Jan 2015 16:43:04 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Teknik Patron;  “Durmak yok, hedefi 12’den   vurmak için yola devam!”]]></title>
			<description><![CDATA[Sakaryaspor, 2014-15 sezonuna, geçtiğimiz yıllarda K. Gümrük’te önemli başarılar elde eden Samsunlu Teknik Direktör Hülagü Ercüment Coşkundere ile anlaşmıştı…]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sakaryaspor için yeni bir isimdi Coşkundere… İşini seven, kendine has prensipleri olan, yarışmacı  özelliğini üst düzeye taşımaya çalışan Coşkundere, yeni sezon için de (2014-15) umutlu ve iddialı sözler etmişti.


Coşkundere, “Sakaryaspor’un sezon için ortaya koyacağı iddiası, ilk 6 hafta sonra belli olur!” demişti. Nitekim, ilk altı hafta sonrasında özellikle dış sahalarda elde ettiği galibiyetler ile seri yakaladı ve zirveye ortak olacağını gösterdi. İlk yarının son 4-5 haftasında ise ve özellikle Van maçı ile hayal kırıklığı yaşatan duruma geldi. Oysa, rakipleri ile aradaki farkı 6 puana çıkarması, “Bu iş bitti..” havasının esmesine yol açmıştı. Ancak, “dereyi görmeden paçayı sıvamak!”  deyişi olsa olsa, ancak bir kadar uyumlu olurdu. Özellikle kendi sahamızda aldığımız sürpriz sonuçlar. (3-3) (1-1)


 Farkın kapanmasına yol açmıştı. Bereket, Sakaryaspor kaybederken, karşımıza rakip olan çıkan takımlarda (Ayvalık, Ank. Demir) kayıplarla zirveden uzaklaştılar.


16 hafta sonunda, 31 puan ile Sakaryaspor zirveye kurulmuştu…


İkinci yarı için durum değerlendirmesi yapmak gerekiyordu… Zira, birkaç futbolcu ile ilk yarının bitimine iki hafta kalan zaten sorun yaşanmıştı. Bunlara, iki kişi daha eklenince, kadronun takviyesi gündeme gelmişti…


Sakaryaspor bu sezona kadar, sezon başı kamplarına giderken, “Kervan yolda düzülür!” mantığı içinde idi… Peki bu sezon farklı mı idi? Hayır!... Yine geçmişte yaşananlar tekrarlandı ve takımın eksiklikleri istenen (Sezon başı kampı) düzeyde olmadı…


Buna rağmen, ilk yarının lider olarak tamamlanması, Sakaryaspor’un ağırlığını hissettirmesi, sonuçların daha iyi ve grup liderliğinin de garantilenmesi için takviyeye gidilmesi gerekiyordu.
Başkan Selahattin Aydın, ilk yarının bitiminden hemen sonra, “İkinci yarı kampına giderken, hedefimiz yeni transferlerimizle birlikte çalışma ortamını sağlamak!” demişti.
Giden 5 futbolcunun yerine, bir kaleci, bir savunma, bir forvet gibi nokta transfer yapıldı… Ancak, kadronun arzu edildiği gibi, tam kadro (Yenilerle) yapılmasında bazı mini aksaklıklar yaşandı.
Kamp bitti, hazırlık maçları yapıldı… Ve… Sakarya’ya Rüstemlere Sakaryaspor’umuz avdet etti…


Sakaryaspor, sorunlu futbolcularla yolunu ayırmış, yerine hedefimize  güç katacak futbolcularla da kaynaşmayı sağlama yoluna gitmişti…


Bu süreç devam ederken, yönetim ve teknik heyette takımdaki birlik ve beraberliği sağlamakta gereken çabayı ortaya koydular.


Yönetimin yanı sıra, Sakaryaspor’un asıl hamisi olan Sakarya B. Şehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu da Başkan Aydın’ın “Kuzucuklarım!” dediği futbolcuları kampa ziyaret etmiş, destek sözünü vermiş, beraberinde Sakaryaspor’un transfer yasağının sona ermesini sağlayan, ADA TIP Hast.  Ve Serdivan AVM sahibi Orhan Kocabıyık da kamp ziyarnetcileri arasında idi.


Öteyandan, Sezon başında yaptığı katkılar ile Sakaryalıların takdirini kazanan Aile ve sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam da ayrıca ekonomik olarak yeni bir katkı ile ilgisinin devam ettiğini ortaya koymuştu…
 
ARTIK SÖZ YİNE ERCÜMENT COŞKUNDERE’DE…
 

 
Sakaryaspor’un ilk yarı macerasını, kat ettiği mesafeyi, aldığı sonuçlarla Sakaryalıların güven kazanmasına yönelik süreci aktarmaya çalıştım.


Şimdi… İkinci yarı için “SÖZ SÖYLEME” hakkı, her yönü ile Sakaryaspor Teknik Direktörü Hülagü Ercümert Coşkundere’nın…


Coşkundere, ilk yarının başında, “İlk 6 hafta gücümüzü, ne yapacağımızı ortaya koyacaktır!” demişti.


Dediği gibi de oldu… İster “falcılık” deyin, ister “gaipten haber verme gücü” deyin, isterseniz, “Futbol O’nun mesleği ve O bilmeyecek de, kim bilecek?” deyin…
 

 
Herkesin mutlu olmaya hakkı vardır. O zaman da ne yaptığı-yapmadığının önemi yok… Tıpkı, Hülagü’nün Ankara Misket Havası’na kendini kaptırması gibi… 
 

 
O nedenle, “Hocam… Şimdi, geri dönüşü olmayan, telafisi zor olan, “Atı alan
ın, Üsküdar’a geçeceği” sürece geliyoruz… Durumumuz nedir? Bunun öğrenmenin merakı içindeyim…” dedim…


Zira, geride kalan 17 hafta, alınan 31 puan ve kimin ne olduğu, ne yaptığı bilinen rakiplerimiz var…


(Özellikle, Ankara Etimesgut’un 3-3’luk maçta yaptığı, yan gelme, yatma, sakatlanma numaraları karşısında, sinir katsayımızın artması örnek olabilir…)
 
 

 

Coşkundere, “Bol keseden atıp, sonra da toplamak yerine, temkinli…) hali ile şunları söyledi;
 
“İlk yarıda nerede ise “Bu iş bitti!” diyecek aşamaya gelindi… Ama, futbolu ilginç yapan, her yönü ile pek çok bilinmeyenin içinde yer almasıdır… O nedenle, hala birçok sürprizlere, kimsenin aklı, hayali ermiyor. Gerek Süper Lig, gerek Birincil Lig, gerek 2. Lig veya Dünya’nın diğer ligleri pek çok sürprizlere gebe… Anc ak, bizim (Sakaryaspor ve Sakaryalıların) kendimize özgü bir durumu söz konusu… Birlikte gördük, Adapazarı Atatürk Stadı’nda Süper Lig’de oynayan pek çok takımın görmediği seyirci oranları var. Dolu statta, heyecanı yüksek maçlar oynuyoruz… Bu da gösteriyor ki, özlem büyük, başarıya karşı açlık söz konusu… Bu ihtiyaçlara yanıt verecek olan da yönetimimiz, teknik heyetimiz, futbolcularımız… İlk yarıyı yine de önde kapadık. Bu durumu devam ettirmek için de takviye değil, alternatif oyuncularla güçlenmeye, mücadeleyi teşvik ediciliğe ihtiyacımız vardı. Transferleri yaptık… Çalışmalara imkanlar ölçüsünde devam ettik. (Bilindiği gibi, Antalya mevsim olarak çok zorlu günler yaşadı… H.K.) Şimdi… Yuvamızda, Rüstemlerdeyiz ve çalışmalara da kaldığımız yerden devam edeceğiz… Sakaryalıların, Türkiye’nin beklediği günlere dönmenin mücadelesini vereceğiz… Bu konuda her zaman olduğu gibi, yine itici gücümüz, taraftarlarımız olacak…”
 
“- Ercüment Hocam… Transfer konusunda, yeterli miyiz?”
 
“- Sakarya’nın ve Sakaryaspor’un hedefleri büyük… Transferde ilkelerimiz vardı… O’na bağlı kaldık…  Transferlerimizle bütünleşerek, ünvanımızı da koruyarak, mutlu sona varmak, ortak dileğimiz…


Ayrıca, transfer yapmak ile şampiyon olunmuyor. Bunun için, takım ruhu denilen, şehir birliği denilen etkenlerin de devreye girmesi gerekir… Transferlere bağladığımız umutlarımızı, halan bizimle birlikte olanlardan da beklemek durumundayız… Bunların yanı sıra, yapacağımız 17 etaplık maçlar sırasında, ilk yarıda olduğu gibi bir takım sürprizler, beklenmedik kayıplar da söz konusu olabilir… Burada, önemli olan, tüm Sakaryalılar olarak, sağduyuyu, sportmenliği, her türlü tahrik karşısında sükunetimizi korumak zorundayız… O nedenle, hem sahada, hem saha dışında, hem de dışarıda “LİDER”i yenmek için her türlü engeller söz konusu olabilir… Biz, ise işimize bakacak, kimsenin emellerine alet olmayacağız… Görülecektir ki,  son gülen, sorumluluklarını, zekasını en iyi kullanan sevinin taraf olacaktır.”
 
* * * * * * *
 
Sakaryaspor ilk yarıda ve özellikle deplasman maçlarında aldığı sonuçlarla Sakaryamızın uzun süredir hasret kaldığımız heyecanlarla tanışmasına vesile oldu.


Geçtiğimiz yıllarda, yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeni ile bocalayan ve sürekli irtifa kaybeden Sakaryaspor’un attığı bir gole bile sevinen taraftarlar olmaktan, bugün içeride ve dışarıda rakiplerini yenen, kafa tutan yakaladığı liderliği de bırakmayan bir noktaya gelindi…


Bundan sonrası daha güzel, daha olumlu, daha parlak ve “Küllerinden yeniden doğmak” idealimize  yakınız…


Hiçbir başarı, birileri çırpınırken, diğerlerinin yan gelip, yatması ile elde edilmez…


O nedenle, Sakarya için istediğimizin gerçekleşmesi için yapılacak en olumlu iş, fedakarlık, katkı, sağduyu, olayların dışında kalmak ve fair play ruhuna hizmetten geçer…


Sakaryaspor, Coşkundere ve ekibi ile mutlu sona ulaşacak yolculuğun ikinci yarısı için azimli ve kararlı…


Sakaryalılar ise dünden hazırlar…


Hem de, kendi başarımızın dışında kimseye prim vermeyecek kararlılıkta…


Gönülden dileğim, “Yolumuz açık, çabalarım üçer puan ile ödüllendirilsin! Amin!”
  
HÜLAGÜ ERCÜMENT COŞKUNDERE KİMDİR?


Ercüment Coşkundere 1963 yılında Çarşamba’da Dünya’ya geldi. Başarılı futbol yaşamından sonra, teknik görev yapmak üzere tercihini yine futbol sahaları içinde yapmayı tercih etti.
 

 
Hülagü Ercüment Coşkundere futbolculuğunda Samsunspor, Giresunspor, Zonguldakspor, Samsun Kadıköyspor, Ispartaspor ve Bafraspor’da futbol yaşamına devam etti.. 50 yaşında teknik adam olarak, Samsun ve Malatya’da görev yaptı. Geçtiğimiz sezon Fatih Karagümrük, ligi 34 maçta 63 puan ile ikinci sırada tamamladı.  2014-15 sezonu içinde Sakaryaspor’dan gelen teklifi kabul etti ve çalışmalara başladı. 

HÜSEYİN KOMİTE]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image002(238).jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image002(238).jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image002(238).jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image002(238).jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/teknik-patron-durmak-yok-hedefi-12-den-vurmak-icin-yola-devam/70641/</link>
			<pubDate>Wed, 21 Jan 2015 15:27:36 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SAKARYASPOR İLE YATIP, SAKARYASPOR İLE KALKAN ADAM;]]></title>
			<description><![CDATA[SAKARYASPOR İLE YATIP,rnrn SAKARYASPOR İLE KALKAN ADAM;]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
ALİ SÜHA ERTÜRK
“Hala işinin sahibi…”
 
Sakaryaspor, 1965 yılında kurulmuş… Bugün 2015’teyiz… 50 yıl… bir asrın tam tamına yarısı eder…


1947’de Dünya’ya geldiğimde, kendimle tanıştığımda yeteneklerimle de tanışmaya başladım… Önce emekledim, sonra adımladım, yürümeye başladım… Benim, diğer çocuklar gibi yürüteç ile tanışmam mümkün olamadı. Elimden tutup da birilerinin destek olduğunu da hatırlamıyorum…


Kendimi tanımaya başladığım süreç içinde, mahallemizde çocuklar arasında, konserve kutusu, kağıt ve çaputlardan yapılmış topa benzer yuvarlak bir nesne ile sokağımızda tepinir dururduk… Çıplak ayakla, her türlü spor malzemesinden uzak… Derken, Kenan ve İbrahim kardeşlerin hali daha iyi idi ki, lastik topları vardı… Her türlü kaprislerini, o top nedeni ile çeker, zaman zaman da ağabeyinin kaprisi ile topsuz kalsak da Kenan’ı devreye sokup, oyuna kaldığımız yerden devam ederdik…


O zamanlar çocuktuk… Biraz kendime geldiğimde, okul araları çalışırdım… Haftalık alırdım… Ama, O’da bana kalmazdı… Genel aile bütçesinin içinde kaybolur giderdi… Derken,  ben biraz daha büyüdüm, haftalığım biraz daha arttı, kendime yeter, aileme de önemli katkı yapar hale geldim…


İlk yaptığım bireysel iş, patronuma; “Bana futbol topu alır mısın?” isteği oldu. Kırmadı, 40 liraya bana top aldı… Mahalleye gittim… Top, koltuk altımda… Günlerden Cumartesi… Arkadaşlarım mahallede her zamanki çaresizlik içinde… Topu ortaya çıkardım, kaleci gibi degaj yaptım…  Hepimiz topun peşindeyiz… O gün, bugün hala  topum vardır… Ve bilinmelidir ki, bilmem kaç futbol topum, futbol sevgisi uğruna patladı, haşat oldu gitti…


Futbolla ilgimizin boyutunu, sevdamızı sadece “futbolu seviyorum” demekle olmazdı… O nedenle, futbolla olan beraberliğimin nerede başladığını, nereye vardığını, nerede sona ereceğini ise sadece Yaradan bilir…


Futbol ile Sakaryaspor’un birleştiği yıl, 1965… Ben ise o yıllarda,  19’umdayım… Semtimin futbol yıldızları arasında, o yıllarda Sakaryaspor’un gözdesi, yıldızı, acar çocuğu Merhum Rıfkı Manavoğlu idi. Çok şükür, birlikte mahallemizde top koşturduk… Bunun için hep kendimi şanslı sayarım…
 

 
**********
Şimdi… Hızlı bir geçiş yapıp… 2015 yılına, günümüze geleceğim…


Ve… Sakarya’ya, futbolseverlere futbolun gerçek emekçisi ve Sakaryaspor’un sadık emekçisi, ağabeyi, dedesi, masörü SÜHA ERTÜRK’ten söz edeceğim… Pardon; ALİ SÜHA ERTÜRK…  Bugün 58 yaşında, ak saçlı bir delikanlı… Süha&Fethiye, Tuğba ve Galip Tolga Ertürk… Ana&baba ve ailenin alt yapısı da Tuğba ve Tolga ile sağlama alınmış… Eğer RTE’nin son çağırısından haberdar olsalardı, inanıyorum ki, “Allahın hakkı üç!” derlerdi… Ama, artık tren kaçtı, kaçacak… Allah hepsine sağlık, afiyet, mutluluk versin…
 

AKLINIZA GELEN BEL ALTI İSE… Ağır emekçi biriyim… O nedenle, zaman zaman bel ağrısı (Mesleki hamallıktan dolayı) çekerim… Sorunumu da bir vesile ile SÜHA’dan medet umarak, kontrol etmesini istemiştim… O da, hemen gereğini yaptı… Paralel yapı turu, gizli çekim değil, çalışma anında bir görüntüyü paylaşıyorum…
 
Sakaryaspor’da göreve başladığı günlerde, o gençti… Ben de gençtim… Ve… O ekmek parası için Sakaryaspor’da çabalarken, ben de ekmek parası için Sakaryaspor’un peşinde koşuştururdum… Birçok, masör tanıdım… Ama, içlerinde, SÜHA’nın yeri hep başka oldu…


Sakaryaspor’dan zoraki kopuşlar da oldu… Ama, “Tilkinin dönüp dolaşacağı yer, yine kürkçü dükkanıdır!” derler ya… Süha da nereyle gitse, Sakaryaspor’da kalbi atan bir kişi ve emektar ve Sakaryaspor sevdalısı idi… Zaten, o sevda olmasa, Sakaryaspor’un kahrı asla çekilmez…  Ama, sevda söz konusu olunca da diğer detaylar için söylenecek tek söz; teferruat olur…
 

 
O’NU FUTBOL SAHASINDA, ÇEVRESİNDE TANIDIK… BİR DE AİLE BABASI GÖREVİ VAR Kİ… İKİ FOTOĞRAFA, BAKINCA, İNSANIN NİCE MUTLULUKLAR DİLEMEKTEN ÖTE AKLINA BİR ŞEY  GELMİYOR…. SADECE, KISKANANLAR ÇATLASIN! DİYORUM…(H.K.)
 

 
 Tuğba



 
ARANIZA ASLA KİMSEYİ SOKMAYIN… Havayı bile… Bakarsınız soğuk olur, üşütür, sıcak olur, afakan basar… O yüzden, birbirinize vereceğiniz güzellikler yeter de artar bile…
 
* * * ** * *
“İyi gün dostu olmak, sıradanlıktır!” Kötü günlerin çilekeşi olmak ise gerçek anlatma vefalılıktır… Süha ise “VEFA” yı ilke edinmiş, anatomisinin her noktasına nakkaş gibi işlemiş özel kişidir…


Son 5-6 yıldır… Sakaryaspor’un bütün şaşası bitmiş, tantanası bitmiş, yıldızı küllenmiş, parıltısı ve cazibesi ise Yunanlı Filozof Diojen’in güpe gündüz, her yer aydınlık iken, günlük güneşlik iken, elinde mumla, “ADAM” aramaya çıkmış halini andırırken, bile ALİ SÜHA ERTÜRK verilen mücadelenin hep içinde kalmıştır…


Günümüz Sakaryaspor’u Süha’nın elinin değmediği tek futbolcuyu, derdine çare aramadığı tek ismi içermez… Antrenmanlarda, maçlarda, normal yaşamlarında ya da süren sakatlıklarının tedavisinde, bilgeliğini, elinin, parmaklarının şifalı dokunuşlarını cömertçe sunar… Rüstemlerdeki odası, adeta şifa hanedir… Sadece, bedensel, adalesel sakatlıkları değil, aynı zamanda zihinsel ve beyinsel arazlarında giderildiği yerdir…
 
* * * * * * *
Futbolcular kadar, Süha’da form tutmak zorundadır… Zira, her an her şey olabilir… Ve olayın olduğu anda, en kısa sürede olay mahalline intikal etmeli, gereken ne ise yapmalı, arızayı gidermeli ve sonrasında da sırtını sıvazlayarak, dava arkadaşlarını yeniden sahaya sürmelidir… O nedenle, hep tetiktedir ve ellerinde malzeme çantaları ile de olay mahalline intikalini temin için formda kalmayı da ilke edinmiştir…


Hepimizin boş zamanları vardır… Kimi, bunları geyik muhabbeti yaparak geçirir, kimi uyuyarak, kimi de işine olan bağlılığı ve sorumluluğu nedeni ile araştırmak, soruşturmak, neden ve niçinlere cevap ayırmakla geçirir…


Süha, araştırmacı kişiliği ile günümüzün “DERTLERE DEVA, ÇARESİZLİĞE İSE UMUT” çabasında bir emektardır…


O nedenle, geçiminden günümüze, kendisini hep yenilemiş, bilgi dağarcığına, geçmişin olduğu kadar günümüzün yeniliklerini de eklemiştir…
 
 

 
Sakaryaspor’un yükü yetmiyor gibi…


* * * * * * *


 Özellikle, sportif sakatlıklar, genç insanlarımız için hayati önem taşır… Futbolsever olarak, pek çok sporcu kardeşimin sakatlanışına, ayak kırılmalarına, kol kırılmalarına, kaş yarılmalarına gerek Sakarya Atatürk Stadı’nda, gerek Erenlerde gerek Karaaptiler de ve diğer oyun mabetlerinde tanık olmuş biriyim… (Ölümlere de TV. kanalı ile tanık oldum…) Hele hele, Adapazarı Atatürk Stadı’nın mıcır kaplı zemininde mücadele veren kardeşlerimin fedakarlıkları, takımlarımızın, tarlalarda çalışma yaptığı günleri, çamur adam haline gelişlerini asla unutamam… Hele hele, Sakaryaspor’da kalecilere ilave olarak, Paşa Hüseyin, Nezihi, Bahtiyar gibi isimlerinde eklendiği  günlerde, idman sonrası, çamurlu suya “Delilere özgürlük!” diye dalışları aklımdan hiç çıkmaz… Bütün bunları yaşayan biri olarak, ALİ SÜHA ERTÜRK’ün önemini, becerikliliğini bugün futbolcularımız için bir şans olarak değerlendiriyorum… İyi ki, SÜHA var…
 
* * * * * * *
 
Arşivimde, Sakaryaspor’la ilgili pek çok fotoğraf vardı. Onların arasında da SÜHA& FETHİYE Çifti’nin düğün fotoğrafları da var… (Ararsan bulunmaz ya… O fotoyu bulamadım… ama, birgün elime geçecek…h.k.)


Kaç şöhretin derdine deva olmuş, kaç şöhretin ızdırabına koşmuş, tedavisini yapmış, kaç kişiye medet olmuş bir kişiliktir SÜHA…
 
* * * * * * *
O günden… Bugünlere… Değişiklik yok mu? Olmaz mı… Saçları biraz daha ağırmış… Bu arada da tedavi ettiği çocuklarımızın dedesi durumunda… O kadar ki, sadece tedavi kaynağı değil, moral kaynağı, motivasyon kaynağı… Bütün bunları anlamak için, Süha’yı benim gözümle izlemeniz gerek… Sizlerin bu eksikliğini gidermek için de  bu anıları paylaşıyorum…


İstiyorum ki, ALİ SÜHA ERTÜRK Sakaryasporumuz tabii organı gibidir…  O işin içinde yoksa, Sakaryaspor  özürlü sınıfına girer… Ama, Süha varsa, Sakaryaspor’da kusur, eksiklik söz  konusu olmaz…
 
* * * * * * * 
1965’ten bu yana, takipçisi olduğum Sakaryaspor’un gizli kahramanlarını her vesile ile dile getirmeme rağmen, SÜHA ERTÜRK’e karşı, bunu hissetmemiştim… Şimdi… Mutluyum… Zira, bir emek insanına, bir vefalı kardeşe, dosta karşı da görevini ifa etmiş oluyorum…
İyi ki varsın SÜHA…
 
 

Ercüment Coşkundere, Süha Ertürk ve Ayhan Kılıç…
 

SÜHA DEDE HEP İŞ BAŞINDA VE TORUNLARI İLE…

Hava sıcak… Torunları yorgun ve terli… Süha dedeleri de nöbette…

Elinde hortum… Çicek mi suluyor, çantasını mı temizliyor… Hasılı SÜHA yine iş başında…
 

HÜAEYİN KOMİTE]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image002(234).jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image002(234).jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image002(234).jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler//Upload/UploadFiles/clip_image002(234).jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/sakaryaspor-ile-yatip-sakaryaspor-ile-kalkan-adam/70429/</link>
			<pubDate>Wed, 14 Jan 2015 15:09:21 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ASKF FUTBOLUMUZ İÇİN ÖZEL VE ÖNEMLİ KURUM]]></title>
			<description><![CDATA[ASKF SAKARYA BAŞKANI KİM OLMALI VE NEDEN?]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2014 son günlerinde, Sinan Panta’dan bir çağırı aldım;

“Yarın sabah saat 9.30’da kahvaltılı basın toplantım var, bekliyorum…”Benim için çok zor… Hatta, imkansız! Zira, sabahın o saatleri, hayatımın en özel kısmı… O nedenle de programımı değiştiremem… Kendime göre bir mazeret uydurdum… Kabul görmedi…

“-BENİM İÇİN ÖZVERİ BEKLİYORUM!”

Durum böyle olunca, basın toplantısının konuğu oldum…

ASKF’nin 20 Ocak 2015’te yapılacak olan genel kurulu için Sinan Panta adaylığını açıklayacak ve Sakarya Futbolu’nu yönetenlerden, destek isteyecek. Bunu da en iyi aktaracak olan kesim haliyle, Sakarya Medyası…

Bazı adaylar da var…

ASKF’nin ilk Başkanı Recep Kıyak… Ve… O sıralarda da Sakaryalı olarak (Hendekle bağlantısı vardı) bilinen   da işin başında… Sonraları, birileri daha başkanlık yaptılar… Hepsi ile de o günlerde temaslarımız vardı… Çabalarına da tanık olduk…

Son başkan ise, adaşım Akyazılı Hüseyin Kama idi… Uzun yıllar görev yaptı, rakip tanımadı… Hepsini adeta ezdi geçti… Kaderin acı bil cilvesi, görevinin başında iken geçirdiği trafik kazası ile de başkanlığı sona erdi. Ama, Koca Yusuf gibiydi ve sırtını kimse yerine getirememişti..

Boşalan her makam zaman içinde yeni sahibini bulur…ASKF uzun süredir de sahibini arıyor ve o makam kanalı ile futbolumuza hizmet verecek olanlar da adaylıklarını açıklıyorlar.SİNAN PANTA’da onlardan biri…

Ama, Sinan Panta, sporun içinden gelen biri… Sakaryaspor’da futbola başladı, sürdürdü… Futbolu bıraktı, futbolun içinde kalmaya devam etti… Sakarya’da bayan futbol takımını uzun süre bir yerlere taşıyanların içinde yer aldı. Sakaryaspor’da yönetici oldu… Kayyum Üyesi oldu..Sinan PANTA şimdi de ASKF için adaylık için kararını vermiş, herkesten destek istiyor.

Ancak, bu iş, biraz zorlu iş… Zira, sadece aday olmak yeterli olmuyor… Belli kesimlerin desteğini almak, belli kesimlerin teşviğini almak da gerekiyor…

Sakarya amatör futbol olarak 250’ye yakın kulübe sahip… Geçmiş dönemlerde, ASKF o göreve seçilenlerin hobisi idi… Hatta, kendi imkanlarını kullanarak, saha kenar çizgileri dahil, sağlık hizmetleri dahil pek çok ihmal edilen detayları da yerine getirmeye çabalıyorlardı..

Her konuda olduğu gibi, ASKF’de güçlendi, sponsorlar edindi ve ekonomik güç olarak da belli seviyeye çıktı.

Bunların en belirgin örneği, törenlerle kulüplere, sezon başlarında forma, ayakkabı, top desteği sağlamaktı..

O nedenle, ASKF futbolumuz için önem kazanırken, yönetmek için de ortaya çıkacaklar içinde ayrı bir önem taşır hale geldi..

Sinan Panta, adaylığını, seçilirse neler yapacağını, futbolumuzsun yönetimi için yeni hamleler yapacağını dillendiriyor.Yani… Panta diyor ki, “Geçmişte kimin ne yaptığı  yapmadığından çok benim başkanlığa layık görülmem halinde neler yapacağım önemli…!”

Panta bir mesaj attı;

“- Sakarya’ya hizmet etmek isteyen bana Sakarya’dakı büyüklerimin destek olmasını bekliyorum, kimseden para istemiyorum, beni sponsorlarım hazır, projelerim hazır, kulüplerden de para alan değil, onlara destek olan bir yönetim hazırlığı içindeyim…”

“Kimler?” olabilir? diye sordum…

“- Zeki Başkanım’dan bana destek vermesini bekliyorum. Sakarya’ya en güzel şekıide hizmet edip; “bana destek verdi..”  diye pişman etmeyeceğim... Ben,  Sakarya aşığıyım ve Sakaryamın adının her yerde “zirve”de olmasını istiyorum...” dedi.

“- Elimin, kolumun bağlı kaldığı tek husus da benim için bu… Zira, Zeki Toçoğlu benim de başkanım… Severim, güvenirim… Ama, bütün bunlar, O’na, “Şunu destekle, bunu köstekle…” diye bir ricam olmaz..  Ayrıca, artık Zeki Toçoğlu, Sakarya’da, Türkiye’de kim kimdir? “Ne yapar, ne yapamaz?” lardın yanıtlarına da vakıf bir kişidir… Diğer adaylara göre, Sinan Panta benim için fovari… Ama, karar  ve destek mercii  olan kişi, bizzat Zeki Toçoğlu’nun kendisidir… İnandığı, birlikte olduğu, kol kola girdiği pek çok insanla yürüyüşünü sürdürüyor… Ama, sürdürmedikleri de var… Beni yapacağım, senin neler yapmak istediğini detayları ile aktarmak ve karar aşamasında bilgilendirmek…” dedim…

YAPACAKLARINDAN BİR KAÇ ÖRNEK;

“- Kardeş Şehir Projem için, Hollanda ve Almanya’ya gittim… Görüşmelerim harika geçti… Sakaryalı kardeşlerimize yeni ufuklar açmak için bu projem etkili olacak…”

“- Koltuklarda oturan değil, gece-gündüz çalışan bir yönetim ile görev yapmak iddiasındayım. Bıkmadan, usanmadan kulüplerimizi, futbolumuza hizmet edeceğiz…”

“- PARTİ SEÇİMLERİ YAPMIYORUZ. A.S.K.F.SEÇİMLERİ YAPACAĞIZ… O günlerin defterleri kapanalı çok oldu. Biz, Sakarya Amatör Spor Kulüplerine en iyi hizmeti yapacak olan “Spor Adamlarını” seçeceğiz. Ankara'lara gidip, Zeki Başkanı aratıp, “seçimler için destek aldık!” deyip bu yola çıkanlar bilsinler ki; “Yanlış yerler de dolaşıyorlar. Benim bildiğim,tanıdığım Zeki Başkanım bu tür davranışlara asla pabuç bırakmaz.”

“- Sakarya Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu Başkanlığı’na aday olacaksan, bu tür davranışların peşine düşmek yerine, projelerini anlatacaksın kulüplere arkadaş!. Ben, Sinan PANTA olarak gerçekleştireceğim projelerimle karşınızdayım.Tüm kulüplerimizin durumları ortada.Bu kulüpleri ayakta tutmak için sahadayız.Zeki Başkanımın dediği gibi; “Sakarya'yı Amatörlerin Başkenti yapmak için gece gündüz çalışacağız!” Bütün sportif organizasyonların şehrimize (Sakardya’ya) gelmesi için emek harcayacağız. Her sene sezon başı amatör takımlardan alınan A.S.K.F.  katkı paylarını,18 yaş altı sporcularımızdan alınan A.S.K.F. aktarma bedellerini almayacağız, 18 yaş altındaki futbolcu kardeşlerimiz için A.S.K.F. Karmasını kuracağız, Sakarya Gençler Ligi müsabakalarında şampiyon olan takımlarımızın gidecekleri İllerdeki konaklama ücretlerini A.S.K.F. olarak biz karşılayacağız. Hollanda, Almanya  ve Avusturya’da yapmış olduğum “Kardeş  Şehirler Projemi” de hayata geçireceğiz. Bizim gençlerimizi oralara götüreceğiz, oranın gençlerini de şehrimize getirerek, sportif müsabakalar yapacağız.Üvey evlat muamelesi gören balon sporlarına da gereken desteği vereceğiz . Hiç bir kulübümüzün hakkını yemeyeceğiz, kimseye  de yedirmeyeceğiz... A.S.K.F. kapımızı tüm Kulüplerimize sonuna kadar açık tutacağız. Telefonumuz da 24 saat Kulüplerimizin sorunları için açık olacak. Sporcularımızın yaşadıkları sağlık sorunlarını çözmek için, bir hastanemizle özel protokol imzalayacağız.Sporcularımızın sağlık sorunlarının tek muhatabı “SAKARYA AMATÖR SPOR KULÜPLERİ FEDERASYONU” olacak. Sakarya da A.S.K.F. olarak sosyal içerikli konserler, toplantılar tertip edip, elde edilecek olan geliri de burs gibi şehrimiz de spor yapan gençlerimize dağıtacağız. Sakarya adına kurulan tüm hayalleri gerçekleştirmek için üzerimize düşeni kuracağım “Yönetim Kurulumuz”la birlikte gerçekleştireceğiz.Bu hayallerin gelip-geçmemesi için tüm kulüplerimizin desteğini ve oylarını istiyoruz. Bu vaat ettiklerimizi gerçekleştiremezsek o koltukta da bir saniye de oturmayız,bunun da bilinmesini istiyoruz...”

SAKARYA AMATÖRÜNE HİZMET ETMENİN ONURU VE GURURUNDAN BAŞKA HİÇ BİR MENFAATİMİZ OLAMAZ!

Panta, “Arabulucular, benim A.S.K.F. Yönetimine alacağım “adam gibi adamları” aramaya, aratmaya dün olduğu gibi bugün de başladılar. Hiç kimse şunu unutmasın! Ben ve Yönetimimiz de yer alacak olan İnsanlarla “Sakarya Amatörü”ne faydalı olmak için bu yola çıktık. Kazanırsak,”Sakarya Amatörü kazanacak!”  bunun bilincindeyiz. Biz, “bu seçimi masada aldık!” diyenler, benim kuracağım “Sakarya Amatörüne hizmet edecek fedakar İnsanlardan uzak dursunlar!. Daha düne kadar “Biz bu seçimi kazandık, herkes bizde!” diyenler “Neden benim Yönetimimize alacağım insanları ararlar şaşırıyorum.!” “Bu Memleket Amatör Sporlar da nerede?”  herkes görüyor. Adaylığımı açıkladığım ilk gün şu mesajımı vermiştim; “Biz parti seçimi yapmıyoruz, biz “Sakarya Amatörünü ayağa kaldıracak Yönetimin göreve gelmesi için seçim yapıyoruz!”  demiştim. Bu yüzden Kulüplerimizden tek bir isteğim var. Sakarya Amatörüne hizmet edecek Yönetime destek olmaktan vazgeçmeyin! Oylarınıza sahip çıkın…”

ASKF Başkan Adayı ve Sakarya Amatörlüğü için yola çıkma kararını medyamız ve kamuoyumuz ile paylaşan Sinan Panta geçmişte kazandığı spor yöneticiliği birikimlerini, şimdi bütünü ile geriye iade etmenin ve bugünkü halinden alıp, zirveye taşımanın mesajlarını veriyor…

MİNİ YORUM;

KİMİN NE YAPTIĞINI, BAŞARDIĞINI BİLİYORUM…

ASKF Tarihi’nde yapılacak olan genel kurul, ne ilk ve ne de son genel kurul olacak! Her dönemin sonunda, birileri iktidar-muhalefet olarak karşı karşıya gelecekler…

Yıllardır, amatör sporların içinde geçirmiş, hizmet vermek için yola çıkanların neleri başardıklarına, neleri başaramadıklarına tanıklık yapmış biri olarak, göreve gelmesini isteyeceğim kişiden günü geldiğinde yakasına yapışacağım, hesabını sorabileceğim birine destek vermem gerekir.

Recep Kıyak, Yaşar Zımba, Hüseyin Boz, Asım Kaludra, Hüseyin Kama ile bugünlere gelen ASKF için ilk kez Sinan Panta farklılıklar ortaya koyuyor.Zira… Merhum Hüseyin Kama’dan sonra (5-6 seçim) ilk kez ASKF yeni başkanını, yeni yönetimini ve yeni hizmet hedefleri ile spor kamuoyumuzun huzuruna çıkacak.

Günümüzde, federasyonlar, TFF başta olmak üzere, Türk Sporu’na bir yerden alıp, bir yere taşımakta zorlandılar…

Zira… 12 yıllık AK Parti İktidarı’nın hemen hemen her alanda yaptığı hamleler, kat ettiği mesafeler “Türkiye’nin çağ atladığını” bölgesinde güçlü ülkeler arazsında yerini aldığını gösterirken, hükümet tarafından her konuda sağlanan ve halen devam eden desteklere rağmen, sportif alandaki geri kalmışlık ibretlik durumda…

Neden, sportif alanda bu yerinde saymamız? 

Bunun cevabı, siyasette olduğu gibi sportif alanda da iktidar desteği sağlansa bile muktedir olmaya sıra gelince, hala birilerinin kurulu düzenine çomak sokulamadığını gösteriyor.ASKF’nin içinde bulunduğu durumda farklı değil…

Daha geçen yıl, TFF amatör futbolumuzun içinde dönen dolaplar için soruşturma açtırmış, Sakarya’dan da pek çok kişi hakim karşısına çıkmak zorunda kalmıştı.

Son adım ise, davanın geri çekilmiş olması ve çözümün de “dava düştü!” ye getirilmiş olması…

İş bu kadar basit idi de…

Neden, pek çok isim kamuoyuna farklı tanıtıldı… Tutukluluk yaşadı, hakim önüne çıktı, uzun süre o kişiler, “Bizim suçumuz yok!” diye savunma durumunda kaldılar… Neden 3 Temmuz şike olayları bugün güdük hale getirildi?

Dünya’da ve Türkiye’de şike denilen kara leke yeni mi icat edildi?

Demek ki, birileri istediği zaman, yaşananları, yapılanları ve yapılmayanları farklı gösterebiliyor! Hem de 12 yıl tek başına hükümet olan, iktidara rağmen…

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, şeffaflığın herkesçe aynı anlamda algılanamamış olmasından kaynaklanıyor… Kirli eller, gizli planlar, gizli kasalar, artık gizlilikten sıyrılmalıdır…Herkesin, ne yapacağını, nasıl yapacağını en azından SİNAN PANTA açıklığında paylaşması gerekir…

Ardından, seçeceklerin de kimi neden seçeceklerini bilme hakları vardır…“Bizim çocuk.. Bizim adam… Bizim adayımız!” devrinin kapanması gerekir…İster genelden başlayarak özele, ister özelden başlayarak genele…

Bugün öyle yere geldik ki, güven yerini güvensizliğe bırakmış…Seçene, betçiğine, yönetilene, yönetene, yargıya, yargılayana, suçluya, suçsuza karşı “ACABA?” lar içindeyiz…

Oysa, 2023’te 100. Yılı kutlayacak Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan, her konuda kader birliği içinde olan insanlarız!Hangimiz zarar görürse, karşısındaki de bedel ödeyecektir!

Bence… Bugüne kadar ödediğimiz bedeller, yetsin artık!

Gün… Şeffaflık günü…

Gün… Herkesin birbirini tanıma hakkının olduğu gündür…


HÜSEYİN KOMİTE ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/panta-4.jpg-18463.JPG</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/panta-4.jpg-18463.JPG" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/panta-4.jpg-18463.JPG"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/panta-4.jpg-18463.JPG" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/askf-futbolumuz-icin-ozel-ve-onemli-kurum/70140/</link>
			<pubDate>Mon, 05 Jan 2015 18:46:09 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ KARİYER AJANDAM’DA İKİNCİ ADIM]]></title>
			<description><![CDATA[Eğitimde daha iyisi için öğrencilerinin psikolojik, akademik ve sosyal gelişimlerini aynı anda sağlayan ve bunun için eğitimlerini farklı bir çok proje ve tasarı ile bezeyen Özel Sakarya Etüt Eğitim ve Rehberlik Merkezi, öğrencilerinin meslekleri ve kariyer basamaklarını daha yakından tanımaları için hazırladığı ‘Kariyer Ajandam’ isimli projesine İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Oğuzhan ÖZKAN’ı davet etti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Programa katılan ÖZKAN çocukların heyecanlı soruları karşısında cevaplar vermenin memnuniyetini belirtirken, Kurucu Müdür Erkan ŞEN, daha bir çok farklı ve her alanda çocuklarımızın gelişimini sağlayacak olan projeler ile büyüyerek yolumuza devam edeceğiz dedi. Yoğun katılım ve heyecanlı bir konuşma içinde geçen söyleşinin ardından Kurucu Müdür Erkan ŞEN Oğuzhan ÖZKAN’a katılımı adına plaket taktim etti.

 

  
SÖYLEŞİ AKIŞI:
 
  
ÖĞRENCİ:  EĞİTİMDEKİ EN BÜYÜK AKSAKLIK SİZCE NEDİR?


OĞUZHAN ÖZKAN: Eğitimdeki en büyük aksaklık aslında biziz.Eğitim görevlilerinin kalitesini arttırmak, eğitim kalitesini arttırma adına yapılacak en iyi adım olacaktır.


ÖĞRENCİ: DAHA ÖNCE EĞİTİM  BİR –SEN  ŞUBE BAŞKANI OLMANIZ, ŞUAN YAPTIĞINIZ GÖREVDE  SENDİKALAR ARASI UYUŞMAZLIK OLDUĞUNDA YA DA ÇÖZÜM YOLUNDA TARAFSIZ OLMANIZA ENGEL OLABİLİR Mİ ?


OĞUZHAN ÖZKAN : Bir tarafa ait olmanız adaletsiz olacağınız anlamına gelmez. Biz doğru olanın her zaman yanındayız.


ÖĞRENCİ: SENDİKA BAŞKANLIĞI YAPTIĞINIZ DÖNEMDEKİ EN BÜYÜK SIKINTINIZ NEDİR?


OĞUZHAN ÖZKAN : Çok yoğun olması münasebetiyle aileme çok fazla vakit ayıramamak en büyük derdimdi.


ÖĞRENCİ : BU GÖREVİ SEÇERKEN EN ÇOK NELERE DİKKAT ETTİNİZ ?


OĞUZHAN ÖZKAN : Sadece bana faydası olması egoist olmaktan kurtulmak için başkalarına da faydalı olabilmek ve doğrularımızı empoze ettirebileceğimiz bir makam olması önemli bir ölçüt sebebidir.


ÖĞRENCİ : SAKARYA’NIN EĞİTİM SEVİYESİ İLE İLGİLİ NE DÜŞÜNÜYOSUNUZ ?


OĞUZHAN ÖZKAN :  İyi değil. Bu yalnız Sakarya için değil bir akademik başarı olaraktan değil, bir eğitim sistemi olarak değerlendirilmelidir.


ÖĞRENCİ : MESLEKİ HEDEFİNİZ BULUNDUĞUNUZ YER Mİ ?


OĞUZHAN ÖZKAN : Hayır. Öyle belli bir hedefim yok. Faydalı olabileceğim her iş benim severek yapacağım bir iştir.


ÖĞRENCİ : MİLLİ EĞİTİM BAKANI OLSANIZ NE GİBİ DEĞİŞİKLİKLER YAPARSINIZ ?


OĞUZHAN ÖZKAN : İlk olarak kılık kıyafet serbestliğini, eğitimde  özgürlüğü amaçlardım.


ÖĞRENCİ  : AMA KILIK KIYAFET SERBESTLİĞİ FAKİR,ZENGİN REKABETİ GETİRMEZ Mİ ?


OĞUZHAN ÖZKAN : Hayat zaten bir rekabettir. Bu eğitimi engelleyecek bir olgu olduğunu düşünmüyorum.


ÖĞRENCİ : MÜDÜR YARDIMCILIĞINDA YAŞADIĞINIZ EN BÜYÜK SORUN NEDİR ?


OĞUZHAN ÖZKAN : Kolay yapılabilecek bir işin bürokrasi ve prosedürler yüzünden uzaması  en büyük engelimiz.


ÖĞRENCİ : KÜÇÜK YAŞLARDA SUÇ ORANLARININ ARTMASI SİZCE NEDENDİR ?


OĞUZHAN ÖZKAN : En başta aileler olmak üzere ve daha sonra öğretmenlerin doğru bilinçle çocuklarımızı yönlendiremediğimiz ve toplumun bu anlamda çok eksiği olması en büyük sebeptir.


ÖĞRENCİ : BULUNDUĞUNUZ MEVCUT POZİSYONDA PES ETMEK ÜZERE OLDUĞUNUZ OLDUMU ?


OĞUZHAN ÖZKAN : Ara ara canımızın çok sıkıldığı olmuyor değil. Ama yılmayan inatçı bir yapıya sahibim o yüzden pes etmeyi düşünmedim.


ÖĞRENCİ : BAZI ÖĞRETMENLERİMİZİN DERSTE NE ANLATTIĞINI BİLE ANLAYAMIYORUZ.SİZCE NE YAPILABİLİR?


OĞUZHAN ÖZKAN : Evet maalesef ,öğretmen olma noktasında anlatabilme ,iletişim kurma gibi birçok noktada kriterlere bakılmaması öğretmenlik için bir hatadır. Bu bugüne kadar hep böyleydi bundan sonra ufak düzeltmeler olacaktır. Mesela öğretmen adaylığının kaldırılmasının güçleştirilmesi ve belirli aralıklarla performans ölçümü bunun adımlarındandır.


ÖĞRENCİ : EĞİTİMDE GERÇEKLEŞTİRMEK İSTEDİĞİNİZ PROJELER VAR MI ?


OĞUZHAN ÖZKAN : En büyük hedefim doğuştan gelen yeteneklerim okul çağında tırpanlanması yerine , okulda daha da geliştirilmesini sağlayacak ve daha özgür bir eğitim sistemi oluşturulacaktır.


ÖĞRENCİ : BU KADAR ÇOK ÖDEVLERİN VERİLMESİ DOĞRU MU ?


OĞUZHAN ÖZKAN  : Bu maalesef öğretmenlerden çok velilerin baskısıyla oluşan bir durum olduğunu söyleyebilirim. Velilerin gözünde çok veren öğretmen iyi öğretmen anlayışının kırılması lazım. Öğretmenlerin eve ödev vererek öğrenmeyi sağlaması da biraz işin kolayına kaçmaktır tabi.


ÖĞRENCİ : OKULLARDAN PARA İSTENMESİNİ NASIL KARŞILIYORSUNUZ ?


OĞUZHAN ÖZKAN : Okullarımızın  büyük  bir çoğunlukta   ihtiyacının devlet  tarafından karşılandığını ,  azınlıkta veliye ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle temizlik elemanı sıkıntımız olması nedeniyle bazen zorunlu olmamak şartıyla velilere başvurulabiliyor. Velilerimizin de ayda 3 yada 5 TL yi feda edebilmeleri gerekmektedir.


ÖĞRENCİ  : OKULLARDAKİ REHBERLİK HİZMETİ VE REHBERLİK ÖĞRETMENİ YETERLİ Mİ ?


OĞUZHAN ÖZKAN : Tabi ki yeterli görmüyorum.500 600 öğretmeninin çok faydalı olamayacağını düşünüyorum. Bu konuyla alakalı iyileştirme yapılacaktır. Fakat bu bir rehberlik sorunu değil tüm öğretmenlerin sorunu olmalıdır. Tam anlamıyla öğretmenlik yaptığımızda öğrenci problemi sadece rehberliğe kalmayacaktır.


ÖĞRENCİ : SABAHLARI ÇOK ERKEN KALKMAK ZOR OLUYOR. BU KONUDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ


OĞUZHAN ÖZKAN : Güne erken başlamak çok kazançlıdır. Bence bunu alışkanlık haline getirmelisiniz.


ÖĞRENCİ : ÖĞRETMENLERİMİZİN BİZİ ISRARLA ÇAĞIRDIĞI HAFTA SONU KURSLARI SİZCE BİZİM İÇİN YARARLI MI ?


OĞUZHAN ÖZKAN : Bu kursların amacı hafta içi yetişmekte sıkıntı yaşayanların ve eksiği kalanların eksiklerini tamamlaması için hazırlanmıştır. Kendinize güveniyorsanız ve daha iyi bir şekilde eksikliklerinizi tamamlayabileceğinizi düşünüyorsanız. Tabi ki gitmeyin diyebilirim.


ÖĞRENCİ : ÇANTALARIMIZ ÇOK AĞIR BUNA BİR ÇÖZÜM BULUNABİLİR Mİ ?


OĞUZHAN ÖZKAN : 2017 ‘ye kadar dağıtımı bitecek olan tablet bu soruna bir çözüm olacaktır diye düşünüyorum. Ayrıca alıştırma ve test kitaplarını öğretmenler okulda kullanıyorsa büyük yanlış yapıyorlar. Bunlar evde yapılmalı.


ÖĞRENCİ  : YENİ KİTAPLARIN İÇERİKLERİ BİLGİDEN ÇOK İÇERİK DOLU.SİZCE BU DOĞRU MU ?


OĞUZHAN ÖZKAN : Bu güne kadar yapılan tanım ezberciliği ile dolu kitaplar zaten yanlıştı. Bu etkinliklerle tanımın ne olduğunu anlayarak eğitim almış oluyorsunuz. Doğrusu da budur.


ÖĞRENCİ  : KİTAPLARIMIZ EKSİK GELDİ.


OĞUZHAN ÖZKAN  : Milli Eğitimin dağıtımı ile ilgili bir problem olmakla beraber okulların ders sayısı ile ilgili bilgilerin  eksik  girmesi de neden olmuştur.


ÖĞRENCİ  : BEN 6.SINIFA GİDİYORUM. SENEYE DERSHANELER KAPATILIP, ETÜT MERKEZLERİNİ DE 7. VE 8.SINIF ALMAMA YASAĞI GETİRİLDİ.SENEYE BİZ NASIL VE NERDEN DESTEK ALACAĞIZ.


OĞUZHAN ÖZKAN : Daha öncede söylediğim gibi programlı ve sistemli çalışarak kimseye ihtiyacın olmayacağı olduğu noktalarda da okul öğretmenleri ve okul kurslarından destek alabilirsin. ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.canses.net/images/haberler/imag0918.jpg-154426.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.canses.net/images/haberler/imag0918.jpg-154426.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.canses.net/images/haberler/imag0918.jpg-154426.jpg"/>
<enclosure url="https://www.canses.net/images/haberler/imag0918.jpg-154426.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.canses.net/kariyer-ajandam-da-ikinci-adim/70103/</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2015 15:44:44 +0200</pubDate>
			</item></channel>
</rss>