Türkiye son yıllarda 5 kırılgan ekonomiden biri diye vasıflandırılmış ve ekonomiyi yöneten çevreler tarafından da bu çerçevede yanımızda 4 tane daha endişeli ülke var demek suretiyle krize doğru gidişi uzun süre gizlemiş oldular. Şimdi Türkiye bu beş kırılgan ülke içinde birinci sırayı almakla ekonomisini endişeli bir noktaya sürüklemiş oldu. Doların don dönemde önlenemez yükselişi şu ana kadar ekonomiyle ilgili olumsuzlukları gizleyen iktidarı zora soktu ve ekonominin kötü tablosunu örten örtüler adeta kaldırılmış oldu. Türkiye gerçekten bir endişenin içindedir. Şu anda 432 milyar dolar uluslararası yatırım pozisyonu açığı olan, 402 milyar doların üzerinde dış borcu olan bir Türkiye var. Türkiye’de döviz cinsinden borcu 282 milyar doları aşmış bir özel sektör var ve borçları 60 katına ulaşmış, 350 milyar TL’yi aşmış borçlu bir hane halkı var. Dolayısıyla Türk lirasına son iki ayda bile %12 değer kaybettiren gelişme Türkiye’de bu oranda bir fakirleşmeyi ifade etmekle kalmıyor, bu sürecin 2014 yılı boyunca devam eden bir süreç olduğunu, bundan sonra da hızlanarak gideceğini ekonomiyi takip eden herkes biliyor. Şimdi tablo bu halde iken buraya nasıl gelindiğine dair satırbaşları ile birkaç hususa temas etmek istiyorum.
Türkiye ekonomisi bu iktidar tarafından üretilemez hale düşürüldü. Sonra da bu üretememe durumunun ortaya koyduğu olumsuz gelişmelerin sonucunda da şu anda yönetilemez hale geldi. Üretimden kopuk büyümenin kalkınmaya dönüşmediğini, kalkınma olmayan yerde gelişmenin olmadığını, sosyal gelişmenin ileriye doğru götürülemediği hallerde de sosyal gelişmenin geriye kaydığı yani sosyal çöküntünün olduğunu biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak devamlı söyleyegeldik. Nitekim Türkiye şu anda bunun sonuçlarını her şeyiyle yaşıyor. Şu anda Türkiye’de kadına olan olumsuz davranışlar, kadın cinayetleri, uyuşturucu kullanımının çocuk yaşa kadar inmesi, orta öğretim okulları kapılarında uyuşturucu satışları, cinnetler, cinayetler, boşanmalar, kadına yönelik tahkirler hepsi bu sosyal çöküntünün işaretleri olarak karşımızda duruyor. Ancak bunlar ya küçümsendi ya da ekonomideki çöküşle bağlantısı kurulmadı ve ekonomideki geri gidiş elden geldiği kadar gizlenmiş oldu. Şu anda bunlar artık gizlenemez haldedir. Artık kimse Türkiye için gelişen piyasa ekonomilerinden biri olarak bahsetmiyor, Türkiye adeta gelişen ekonomiler safından alındı, az gelişmiş ülkeler görüntüsü içerisinde sokuldu. Bu yüzdendir ki çare bulunamıyor veya çare konusunda yetkililer hiçbir şey söyleyemiyor.
Değerli basın mensupları,
Üretime dayalı ekonominin yerine ithalata dayalı ekonomi diyorduk, bir süre bunu kullandık. Sonra net şekilde gördük ki üretime dayalı ekonominin yerini ithalata dayalı ekonomik politikalar almakla kalmadı, ithalata dayalı politikaları da bir kenara attık, bunların yerini yolsuzluk esaslı, yolsuzluğa dayalı politikalar almış oldu. Bunun için ekonomideki hızlı çöküntü, bu yüzden ilerlemiş boyutlarıyla milletimizin önüne çıkınca şimdi herkes bir şaşkınlık içerisindedir. Şimdi mevcut duruma dönecek olursak değerli basın mensupları, ekonomideki kötü gidişin üzerine etkilenen çok yeni olumsuzluklar var. Bunların en önemlisi Türkiye’de uzun süredir yaşanmakta olan 17/25 Aralıktan sonra iyice netlik kazanmış bulunan devlet yönetimindeki kriz halidir. Türkiye’de bir tür devlet krizi yaşanıyor. Anayasal kurumlar anayasa dışı davranmaya zorlanıyor. Türkiye’de hukuk sistemi alt üst edilmiş vaziyettedir. Kimse görevini yapamıyor, görevini yapamayan anayasal kurumlar ve bunların üzerinde siyasi bir baskı, bunun sonucunda da zaten çok kırılgan hale gelmiş ve güven unsurlarını kaybetmiş bir ekonomik düzen var. Ortaya çıkan mevcut durumun bir başka açıdan izahı budur.
Türkiye’de iktidar sahipleri ekonominin kurumlarını, sorumlularını ve taraflarını ekonominin kuralları dışında davranmaya zorladıkları için Türkiye’de son tablo ortaya çıkmıştır. Lütfen hatırlayınız, eski Başbakan şimdi ki Cumhurbaşkanı iş adamlarıyla doldurulmuş salonlara gidip ekonomi kurallarına uygun düşmeyecek birtakım açıklamaları yaptığında iş adamları ayağa kalkıp alkışlamak zorunda kalıyordu. Bu bir iş adamının, üretim yaptığı için, istihdam sağladığı için, teknoloji kullandığı için helalinden kazanan ve Türkiye’nin gelişmesini katkı sağlayan iş adamlarının yerini iktidara yakın düşmekle ve ekonominin kurallarına uygun düşmeyen bir tarzda gelişmelerle gelir sağlayan insanlar iş almıştır. Ciddi iş adamları bu tür alkışlatmalar karşısında bir tür şahsiyet erimesine tabi tutulmuştur. O bakımdan Türkiye’deki erozyon sadece siyasilerin görmezliği, başarısızlığından ibaret değil, etraflarına verdikleri zararla da çok yakından ilgilidir. İktidar sahiplerinin şu dönemde ekonomi bu sıkıntıları yaşarken Türkiye dolar karşısında büyük eziklik içerisindeyken daha önceleri dalgalı kur diye birtakım ilmi sayılacak açıklamalar milletin önüne koyulurken, devalüasyon dediğimiz araç çaresizlik halinde bir çıkış yolu olarak kullanılabilirken, bu iktidar döneminde adeta bir dalgalı devalüasyon dönemi ortaya çıktı. Bir gün hiç üzerinde düşmediği halde bir iktidar sorumlusu olmayacak bir laf ediyor, dolar yükseliyor, ertesi gün bir miktar düşüyor, tekrar yükseliyor, tekrar düşüyor. İş alemi doların hangi seviyede hangi gün ne görüntü vereceğini bilemediği için üretimini de ayarlayamıyor, ihracatını da ayarlayamıyor. Daha önce devalüasyonlatürk lirasının ya da herhangi bir ülkede yerli paranın değer kaybını biraz düşürmek suretiyle ihracatın teşvik edileceği düşünülürken şimdi türk lirasındaki değer kaybının Türkiye’de ne ihracatçıya ne de üreticiye yaramayacağı açık şekilde görünüyor. Çünkü Türkiye bu iktidar döneminde dolarla ilişkisi o kadar arttı o kadar bağımlı hale geldi ki kendisinin üretebildiği her basit ürünü, sıradan hammaddeyi bile ithal eder duruma geldi. Ve şu anda yüksek faiz düşük kur uygulamasıyla bağımlı hale getirilen ekonomide siz türk lirasının değerinin sizin kontrolünüzün dışında düşmesi halinde ne üretime ne de ihracata yaramadığını görüyorsunuz. Bu Türkiye’deki ekonomik bozulmanın ne kadar patolojik hale geldiğinin başlıca göstergelerinden bir tanesidir. Bu tür çok borcu olan ve ihracatta zorlanan ülkelerde kendi paralarının değerini düşürmek bir para politikası, aynı zamanda iktisat politikası olarak önemli bir vasıta iken şu anda Türkiye’de türk lirasının değer kaybı, türk ürünlerinin ihracının önünü açacak bir araç değildir çünkü Türkiye ekonomisi her şeyiyle ithalata bağımlı bir hale gelmiştir.
Bu gibi hallerde en önemli unsurlardan bir tanesi Türkiye’yi yönetenlerin ekonomiyi yönetenlerin güven verip veremediği meselesidir. Türkiye’nin bu ekonomik çöküntü döneminde en büyük handikaplarından bir tanesi Türkiye’yi iktisadi kriz şartlarına getiren bu iktidar olduğu için, kendi döneminde Türkiye’yi iktisaden ve sosyal açılardan uçurumun kenarına sürüklediği için, bunu yapanların çareyi bulamayacakları çok açık olduğundan iktidar güven vermiyor. Dikkat ederseniz kurumların hepsi yıpratılıyor, yolsuzluğun Türkiye’deki tahribatını ve kurumsal hale gelmiş olmasını herkes yakından izliyor, görüyor. Ama bu öyle yerlere sirayet etmiştir ki Türkiye’de anayasal kurumlar görevlerini yapamaz hale gelmiştir. Hatırlayınız TBMM iktidar tarafından yolsuzlukları onaylayan, aklayan bir kurum haline getirilmiş ve bu anlamda TBMM çare olmaktan çıkarılmış, iktidarın aleti durumuna düşürülmüştür. Dolayısıyla bu tarz itibar kayıplarının olduğu yerde iktidarın söyledikleriyle inandırıcı olmadığı yapacağım dediklerini yapamayacağı çok açık olarak göründüğü için Türkiye bu açıdan fevkalade bir ümitsizlik içindedir. Çarenin önce ülke yönetiminin değişmesinde olduğu da bu örneklerden görülmektedir. Bu konuyla ilgili bir örnek vermek isterim. Hatırlarsanız önceki gün Başbakan başkanlığında ekonomi zirvesi diye bir toplantı yapıldı. Orada ilgili bakanlar, ilgili kurumlar Merkez Bankası ve BDDK da dahil olmak üzere katıldı. Açıklamayı bugüne kadar ekonomiden sorumlu bakan olarak kamuoyunun önünde olan ilgili Bakan yapmadı. Bir başka Başbakan Yardımcısı yaptı. Konu dikkatinizi çekmiş olmalıdır. Bu Başbakan Yardımcımız diyor ki ekonomiyi bütün boyutlarıyla masaya yatırdık, sıkıntıları tartıştık ve şunu gördük diyor. Türkiye’nin temel ekonomik göstergeleri sağlam olduğu için endişeye mahal yok. Artık hükümetin neden güvenini yitirdiğini, Türkiye ekonomisinin ilgili alanlarının ve alt sektörlerinin niye güven duymadığını gösteren en bariz örneklerinden bir tanesidir. Temel ekonomik gösterge olarak sayın başbakan yardımcısının ve dolayısıyla hükümetin gayet güzel bulduğu göstergeler; %3ün altına düşen büyüme, %10,7 yi zorlayan işsizlik, %7,5 un üzerine çıkmış enflasyon ve yüz milyar dolarla ifade edilen dış borçlar…Bu temel göstergelerin iyi olduğunu söyleyen bir iktidarın hiçbir önlem alamayacağını, bu işlerin sorumlusu olduğunu, iş çevreleri, ekonominin bütün kesimleri görüyor ve biliyor. Aynı açıklamadan görülüyor ki, daha önce de başvurulan oyalama vasıtalarından bir tanesine başvuruluyor, 2023 hedeflerine doğru yürüyoruz deniliyor. Şimdi 5-6 yıldır 10 bin dolar kişi başı rakamının dışında bir ifade kullanmayan iktidarın, 2015 yılından sonra 2023 için hedefler söylemesi elbette doğru değildir. Ama iktidar mensupları bunu söylüyor. Bizde diyoruz ki 2023 ilerideki bir tarihtir. Bunun için de ileriye doğru yürüyenler bunu söyleyebilir. Türkiye ekonomisini geriye götürürken, bütün kurumlarını sarsarken, az gelişmiş ülke konumuna düşürürken 2023 hedefine doğru yüründüğünü kabul edemeyiz. Ancak 1919 hedeflerine doğru her şeyiyle yüründüğünü görüyoruz.
Değerli basın mensupları,
Türkiye ekonomisi özet olarak çok büyük yapısal sorunların içine itilmiştir. Yapısal tedbir alın, yapısal önlemleri geliştirin dedikçe iktidar Türkiye’yi çok büyük yapısal sorunların içine sokmuştur. Şu anda buna çare bulacak hali de yoktur. O bakımdan önce yönetimde değişim, arkasından hukuk devletinin yeniden ihyası, yolsuzluk çarklarının dağıtılması, bu iktidarın fakirleştirdiği kesimlerin sosyal politikalarla takviye edilmesi, ayağa kaldırılması ve üretime sokulması en acil tedbir olarak görünüyor ve bunu yapmak bakımından da iktidarın hiç takati olmadığı görülüyor. MHP olarak her zaman söyledik bu dönemde türetilen zenginlerin Türkiye’nin ihtiyacı olan müteşebbis tipi olmadığını, bu dönemde türeyen zenginlerin zenginleştirilmesi için yüz binlerin fakirleştirilmesi gerektiğini söylemiştik. Nitekim öyle oldu. Üretime dayanarak bu işler yapılmadığı için, rant üzerinden, yolsuzluk ve rüşvet üzerinden insanlar zenginleştirilirken, toplumun büyük kesimlerinin fakirleştirilmesinin sebebi bu uygulamalar olmuştur. Kısaca adına yolsuzluk sistemi, düzeni, kimisinin de yolsuzluk ekonomisi dediği bu tabirleri kullanmak zorunda kaldığı bir ortamda Türkiye ekonomisinin bozanlar tarafından düzeltilemeyeceği çok açıktır. O bakımdan acilen Türkiye ekonomisinin temel unsurlarına dönülmesine ihtiyaç vardır. Bunlar da ekonomimizin kendi üretken gücünü canlandırmak, dürüst iş adamımızın önünü açmaktır. Bu iktidar, ayakta kalan, güven veren son kurumları da sarsmakla meşguldür. Bunlardan bir tanesi de malumunuz Merkez Bankasıdır. Merkez Bankası’nın iktidarın yapmadıklarını yapmak gibi görevler de üstlenerek çara aramaktan çırpındığı bir dönemde Merkez Bankası’nın elini kolunu bağlamak, orayı da ekonominin kuralları dışında davranmaya zorlamak Türkiye’ye ve ekonomiye yeni bir itibar kaybı yaşatmıştır. O bakımdan biz iktidarı kendi tahrip ettiğini daha fazla konuşarak tahrip etmemesini, daha da batırmamasını ve Türkiye’nin önünün açılması için hukuk sisteminin ve seçim düzeninin işlemesinin önünü kesmemesini istiyoruz. Bu değerlendirmelerle dinlediğiniz için hepinize saygılar sunuyorum. Sorularınız varsa cevaplandırmak isterim değerli arkadaşlar.
SORU: Merkez Bankası dediniz. Dün bir brifing aldı Cumhurbaşkanı Merkez Bankası başkanından. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu yaşanan süreçten sonra?
Şimdi, brifingte Merkez Bankası başkanının 130 sayfalık bir açıklama yaptığı söyleniyor. Sonradan bir açıklama da gelmedi bu konuda biliyorsunuz, herhangi bir açıklama yapılmadı. Değerlendirmemi sordunuz, burada söylenebilecek şu olsa gerek. Uzun bir görüşme ve 130 sayfa üzerinden MB Başkanı bir brifing verdiğine, bir açıklama yaptığına göre ki Merkez Bankası başkanları bu gibi hallerde ciddi bir tavır sergiliyorlar. Mecliste yaptıkları açıklamalar da böyledir. Ümit ederiz ki sayınCumhurbaşkanı MB Başkanıyla o bağımsızmış ben de bağımsızım gibi pek de Cumhurbaşkanlığı makamından duymak istemediğimiz yaklaşımlarla değil, MB Başkanının anlattıklarını ciddiye alıp, oradan ekonomiye müdahale etmesinin Türkiye’yi daha da kötüye götüreceğini kavramış olmasını bekleriz. Çünkü gerçekten değerli basın mensupları merkez bankamıza kanunların verdiği görevler vardır, Merkez Bankası da bu görevleri yerine getirir. Ama bu görevleri yerine getirirken bu hedefleri de iktidar koyar. Ancak bu hedefler yerine getirilirken iktidarın ekonominin genel gidişiyle ilgili neler yaptığı, bir şeylerin önünü açması lazımdır ki Merkez Bankası kendi elindeki vasıtalarla kendi politikalarını uygulayabilsin ve katkıda bulunsun. İktidar her şeyi bir taraftan batırırken, MB de kendi imkanlarıyla elinden geldiği kadar gayret ederken bir de MB yi çalışamaz duruma düşürmenin, itibar kaybetmesine neden olmanın Türkiye ekonomisine hiçbir kazancının olmadığı görülmüştür. Nitekim bugün Ekonomi Bakanı daha önceleri Cumhurbaşkanının arkasında daha yüksek dozda Merkez Bankasına yüklenmeyi maharret edinmişken, zannediyorum bugün ki açıklamasında MB serbesttir, bağımsızdır demek zorunda kalmıştır. Çünkü MB den başka tutar damar kalmamıştır. Ona da müdahale etmenin Türkiye’de krizi bütün boyutlarıyla patlatacağı endişesi vardır.
SORU: Peki efendim, son iki günden beri sorun sanki sona ermişti.Bu durumda da, dolardaki son dönemdeki artışta içerideki polemiklerin etkisinin olduğu da söyleniyordu. Böyle bir söylem ve fikir birliği ortaya çıkarsa yine Türkiye ekonomisini bir kriz bekliyor mu?
Şimdi bakın, ekonomiyle ilgili iktidarın bugüne kadar yaptığı her şeyin üzerine bir tül atmak, olanı olduğundan fazla göstermek idi. Yani biz hiçbir şekilde tahmine dayalı olarak, siyasi bir tarz olarak Türkiye’de ekonominin çökertildiğini söylemiyoruz. Bu bir realitedir ve Türkiye bunu yaşıyor. Şimdi böyle bir ekonomik yapı içerisinde siz üretimden kopuk, sadece bulup buluşturup, bakın ekonominin ne kadar sallantıda olduğunu gösteren iki temel gösterge var. Bunlardan bir tanesi bulup buluşturup borçlanıp ithalat yapıyorsunuz. Üretim yapmadığınız için, vatandaşınızın üretimden geliri olmadığından vatandaşınızı da borçlandırarak tüketim yaptırıyorsunuz. Şimdi bu çarkın devam etmeyeceğini iktidar biliyordu. Sizlerde bu işleri takip ettiğiniz için çok iyi hatırlayacaksınız. 2-3 senedir, yani büyümenin düşmeye başladığı önceki yıldan itibaren, 2012 den itibaren, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı da dahil ki, bunların biraz objektif olmaya gayret ettiklerini piyasalar kabul ediyor. Bakanlar diyorlar ki, bizim büyümenin yeniden artacağından ümidimiz var çünkü bankalarımızın durumu sağlam, kredi verecek durumdalar demek istiyorlar. Benim 60 katına çıkmış dediğim tüketicimizin borçları yani hane halkı borçlanma takatinin de halen var olduğunu söylüyorlar. Şimdi bu dayanaklarla giden bir ekonominin devam etmeyeceği çok açıktır. İktidar kötüye kötü demeyin, yolsuza yolsuz demeyin, bozulana bozulmuş demeyin demek suretiyle durumu bugüne kadar idare etti. Şimdi de sizin sorduğunuz soruda polemikler dediğiniz hususta bu iş dile getirilirse her vatandaşımız işin farkına varacak tarzında bir endişe var. Ama vatandaşımızın siyasilerin açıklama yapmasına ihtiyacı yok. Komşusunu takip ederken, kredi taksitini ödemek için bankaya uğradığında kendisine çıkarılan güçlükleri gördüğü zaman, sofrasındaki ekmeğin azaldığını gördüğü zaman işin farkına varmaktadır. Bakınız şu söylediğime tekrar vurgu yapıyorum zira çok önemliydi. Türkiye, iktidar eliyle sistemli şekilde yapısal çöküntüye götürülmüştür. Halbuki, kendilerine başından beri sistemli şekilde yapısal önlemler alın denilmişti. Şimdi icraatla çökertilmiş bir ekonomi lafla düzlüğe çıkartılamıyor. Kimse konuşmasın, biz bu durumu biraz daha idare edebiliriz demek istiyorlar. Kimse konuşmuyor çünkü ekonominin gizlenen göstergeleri artık gizlenemez hale gelmiştir. Her yerden dumanlar çıkıyor, mesele budu efendim.

















