Genel Başkan Uysal, “Ülkenin bir kriz yönetimine ihtiyacı var. Türkiye’nin bir ulusal güvenlik, ekonomik güvenlik strateji hazırlaması gerektiğine inanıyoruz” dediği ve acilen alınması gereken ekonomik tedbirleri sıraladığı açıklamada şunları kaydetti:
“Ülkenin bir kriz yönetimine ihtiyacı var”
Büyük bir küresel salgın felaketi ile karşı karşıyayız. Bir
kriz anında yönetenler olarak yapmamız gereken, yerine getirmemiz gereken
sorumluluklarımız var. Ülkenin bir kriz yönetimine ihtiyacı var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümeti, bir kriz yönetimi
yapmak yerine Türkiye’yi AKP’den ibaret gördükleri için AKP’nin itibarını
yönetmeye odaklandıklarını görüyoruz.
Türkiye’nin başta merkezi hükümeti ve yerel yönetimleri
olmak üzere iktidarıyla muhalefetiyle yanlışta yarışır olduklarını görüyoruz
maalesef.
“İktidardan, süreci milli mutabakat meselesi olarak
görmelerini bekledik”
Biz iktidardan, Sayın Cumhurbaşkanından bekledik ki bu
süreci milli mutabakat meselesi olarak değerlendirir ve böyle yönetirler.
Merkezi AKP hükümeti Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri başta olmak
üzere yerel yönetimlerde hayırda rekabet edeceğine, işbirliği yapacağına,
bilakis “benden başka kimse yardım yapamaz, rol çalamaz” diyerek engelleme
gayretlerine düştü.
Diğer tarafta muhalefetin de Türkiye’nin karşı karşıya
olduğu tehdide mukabil tedbirlere odaklanmak yerine, yardım kampanyası
üzerinden yararı olmayan düşük profilli bir gündeme hem kendini hem ülkeyi
sıkıştırdığını görüyoruz.
“Devletlerin de bağışıklık sistemleri sınanıyor”
Yardım kampanyası üzerinden pek çok tartışma oluyor.
Meselenin büyüklüğünü ortaya koyduğumuzda, ifade edilen rakamlar 1,5 katrilyon
civarında, dolara vursanız 250 milyon dolar bile yapmıyor. Dünyada 2,2 trilyon
gibi Birleşik Devletlerin, 988 milyar
dolar gibi Japonya’nın 750 milyar Euro gibi Almanya’nın ve İtalya’nın paketler
açıkladığı bir noktada Türkiye’nin bu ölçekte bir yardım konusunu meselenin
merkezine oturtmasını ülkenin gerçekleriyle bağdaştırmıyoruz.
Maalesef 2002’den bu yana TC Devleti ile hesaplaşmak,
devleti ele geçirme motivasyonu ile tercih edilen politikaların iç dış ekonomik
politikalarla beraber krizlere karşı topyekun devletimizin bağışıklık
sisteminin yönetsel olarak bir zafiyet içinde olduğunu görüyoruz.
Sağlık Bakanı’nın Mecliste sunum yaptığı gün de ifade etmiştim;
bu krizde insanların bağışıklık sisteminin sınandığı kadar ülkelerin,
devletlerin, yönetimlerin de krizlere karşı bağışıklık sistemlerinin sınandığı
gerçeği ortadadır.
“Zincirleme çöküş riskine tedbir üretmiyorlar”
Diğer tarafta, yedek akçe ve kaynaklarının mali olarak
tükenmiş bir halde bu küresel salgınla karşı karşıya kaldı Türkiye ne yazık ki.
Bugün iktidarın zincirleme çöküş riskine tedbir üretmediğini
görüyoruz. Gelen topa gelişine vurmayı bir kriz yönetim anlayışı olarak “Adım
Hıdır elimden gelen budur” anlayışı içerisinde meseleleri yönetme, kamuoyu
algısını yönetme çabası içinde olduklarını görüyoruz.
Bu küresel salgının bir diğer yanıyla toplumsal, ekonomik
boyutlarıyla ilgili de Türkiye’nin bir ulusal güvenlik stratejisi oluşturmak mecburiyetinde
olduğunu ifade etmeliyim.
Bugüne kadarki uygulamalara baktığımızda 2019 yılında bir
pandemi planı açıklamış ve ilan edilmiş olmasına rağmen bu krizin Çin’de
çıktığı andan itibaren kademe kademe DSÖ’nün pandemi olarak ilan ettiği ve
sonrasında Türkiye’de Sağlık Bakanlığının, Bilim Kurulunun aldığı tedbirlerle
topyekun devletin meseleyi nasıl yönettiğine baktığımızda zincirleme bir krizin
Türkiye’yi daha da kavurucu bir iklime savuracağı endişesini hepimiz taşıyoruz.
“Ekonomik güvenlik stratejisi hazırlanmalı”
Biz de bu maksatla Türkiye’nin bir ulusal güvenlik, ekonomik
güvenlik strateji hazırlaması gerektiğine inanıyoruz.
Covid-19 ‘un neden olduğu bu kriz, elbette başta sağlık ile
ilgili bir krizdir. Ama öbür tarafta ne sadece finans, ne sadece üretim, ne de
sadece talep krizidir. Hepsinin aynı anda yaşandığı senkronize bir şekilde
işleyen krizle karşı karşıyayız. Bu
nedenle, Türkiye hiç vakit kaybetmeden açıklanan önlemlerin çok ötesinde, geniş
bir mali yardım paketi oluşturmalıdır.
“Alınan önlemler yeterli değil”
Hükümetin attığı adımları, aldığı önlemleri iktisadi olarak
yeterli bulmuyoruz. ABD, Fransa,
Almanya, gayrı safi milli gelirlerinin yüzde 10 hatta yüzde 15’ine yaklaşan
önlemleri devreye sokarken, Türkiye’nin bu zaman zarfında açıkladığı, GSYH’nin
yüzde 2’sine denk gelen 100 milyar liralık paket son derece sınırlı kalmıştır.
Bu dönemde kamu harcamalarını artırmak bir zorunluluk olup,
öncelikle vatandaşların sağlığını korumak ve sağlık sistemini güçlendirmek
adına gerekli tüm harcamalar tereddütsüz yapılmalıdır.
“Faturalar kamu tarafından karşılanmalı”
Çalışamayan, işsiz kalan hane halkının kamu tarafından
fonlanması için, elektrik, gaz, su gibi elzem hayatı devam ettirmeye yönelik
faturalar belli bir dönem kamu tarafından karşılanmalıdır.
“Nakit destek sağlanmalı”
Diğer ülkelerle kıyaslandığında nakit desteğin hemen hemen
yok denecek seviyede kaldığı görülmektedir. Geldiğimiz noktada kamunun, hane
halkını bankalar kanalıyla borçlandırma yöntemi ile değil, tıpkı global çapta
yapıldığı gibi nakit vererek fonlaması lazım. Açlık sınırının altında geliri
olan vatandaşlara yönelik olarak nakit destek sağlanmalıdır.
“Vadedilen krediler kullandırılmıyor”
Hane halkını fonlama mekanizmasından daha zor olan ise,
kayıt dışının çok fazla olması nedeniyle, reel kesimin fonlanmasıdır. Aracı
bankayı devreden çıkarıp, kamunun direk özel sektörü fonladığı bir mekanizma
oluşturmak gerekmektedir. KGF fonuyla ilgili açıklamalar yapılmış olmasına
rağmen hem bireysel olarak hem meslek örgütlerinden, esnaf odalarından TOBB’a
varıncaya kadar bu kaynakların bankalar tarafından vatandaşlarımıza,
esnaflarımıza kullandırılmadığı gerçeğini de hepimiz biliyoruz.
Kaynak hususuna gelince, Türkiye ne yazık ki yedek
akçelerini tüketmiş, onun dışındaki kaynakları da maalesef etkisiz, verimsiz
alanlara yönelterek alternatif kaynaklarını da yok etmiştir.
“Kaynak olarak ortak bir havuz oluşturulmalı”
Türkiye acilen bir ek bütçeyle beraber sadece devletin
bütçesini ve önceliklerini değil aynı zamanda parafiskal olarak
değerlendirdiğimiz meslek örgütlerinden kamu kurumu niteliğindeki sendikalara
varıncaya kadar tüm kurumların elindeki kaynakların bu mücadelede tüm milli güç
unsurlarını seferber etmek noktasındaki anlayışımız gereği seferber edecek
ortak bir havuzu kaynak olarak oluşturulmalıdır.
“Ertelenen ödemeler 6 ay sonra iki katı olarak ödenecektir”
Bu açıdan baktığımızda devletin açıkladığı önlemler arasında
bazı vergilerin ertelenmesi, kamu kiraları ve irtifak haklarının ertelenmesi,
kamu bankaları kredilerinin ertelenmesi, temerrüde düşen firmalar için krizin
mücbir sebep sayılması, 2 milyar nakit yardım yapılması gibi önlemler var.
Ancak, unutulmamalıdır ki, ertelenen bu ödemeler 6 ay sonra iki katı olarak
ödenecektir. Bu nedenle, talep edenlere vergi ve kira ödemelerini düşük faizle
daha uzun zamana yayılması sağlanmalıdır.
“IMF meselesi siyasal bir araç haline getirildi, tabu haline
getirildi”
Bu yıl toplam 170 milyar dolarlık döviz ödemesi bulunması
gerçeği, brüt döviz rezervinin sadece 95 milyar dolar olması, piyasalarda
tedirginlik oluşturmaktadır. Dünyada faizler sıfıra yakınken, ülkemiz hazinesi
dolar tahvilleri yüzde 9 faiz, bankalarımızın dolar tahvilleri yüzde12 faiz
vermektedir. En önemli dış kaynak ihtimali olarak, FED’in açtığı swap imkanı ve
IMF önümüzde durmaktadır. Türkiye’nin dış politik meseleleri gibi IMF
meselesinin de siyasal bir araç haline getirilerek tabu haline getirilmesi
zafiyeti vardır.
“Türkiye, önce güven iklimini oluşturacak adımları
atmalıdır”
İktidar bir yanda kendisini bağlayan bu iddiaları ama öbür
tarafta elini kolunu bağlayacak istediği gibi Türkiye’nin imkanlarını
kontrolsüz bir şekilde sonraki süreçte uygulayamayacağı için bu imkanlardan
uzak durduğunu görüyoruz. Türkiye’de bugün CDF priminin yüzde 600’lere vardığı
noktada Türkiye’nin maliyetlerini önce güven iklimini oluşturacak adımları
atarak meseleyi sadece bir iktidar partisi meselesi değil muhalefetiyle
iktidarıyla tüm unsurlarıyla beraber ortak paydada buluşturacağı bir stratejiye
bağlaması gerektiği kanaatindeyiz.
“Küçük esnafa destek ol”
Bütün bu tedbirler içerisinde özellikle dar gelirli
vatandaşlarımızın ama işveren olarak geçmiş 17-18 yıllık iktidar süresinde en
fazla sosyo ekonomik statüsünü kaybetmiş esnaflarımızın bugün büyük bir sıkıntı
içerisinde olduğunu görüyoruz. Biz de Demokrat Parti olarak geçmişten bugüne
küçük esnafı toplamsal birliğin ve beraberliğin önemli bir dinamiği olduğu
bilinciyle Demokrat Parti olarak bir kampanya başlattık.
Gelirleri küçülen, derdi sıkıntısı büyüyen ve zaten uzun
yıllardır küresel, zincir market ve markalara yem edilen “Küçük esnafa destek
ol Türkiye” kampanyası!
Partililerimizden başlayarak temennimiz, bu zor şartlarda
mahallemizdeki esnafımıza, bakkala, manava, kasaba, nalbura gidip alışveriş
yapılması yoluyla sahip çıkılması.
Umarım Türkiye’nin içine düştüğü bu kriz ortamından kendi
kaynaklarını doğru yöneterek en az insan kaybıyla çıkar. Yaratıcı yıkım olarak
değerlendirebileceğimiz hadisenin ötesinde çok uzun yıllardır tartıştığımız ve
bugün keyfi bir yönetimin çift haneli işsizlik, çift haneli enflasyon, çift
haneli faiz oranlarıyla karşı karşıya bıraktığı sürecin akabinde daha büyük
kayıpları vermememiz için öğretici sürece vesile olur umarım.”
















