Türk şiirinin dünya çapındaki sesi Nazım Hikmet Ran, aşkı sadece iki kişi arasındaki bir duygu alışverişi olarak görmez; onu yaşama, dünyaya ve mücadeleye duyulan tutkuyla birleştirir. İşte sevmenin karşılık beklemek değil, bir duruş olduğunu anlatan o eşsiz eser.
TAHİR İLE ZÜHRE MESELESİ
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, Bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte Yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek Meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken Meselâ denerken damarlarında bir serumu Ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin Ama o bunun farkında değildir Ayrılmak istemezsin dünyadan Ama o senden ayrılacak Yani sen elmayı seviyorsun diye Elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Yorum:
Nazım Hikmet, bu şiiriyle yüzyıllardır süregelen "karşılıklı aşk" dayatmasını yerle bir eder. Bize öğretilen masallarda aşk hep kavuşmakla, karşılık bulmakla ödüllendirilir. Oysa Nazım, "Yani sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı?" dizesiyle sevginin öznesinin "biz" olduğunu hatırlatır. Sevmek, karşı tarafın insafına bırakılmayacak kadar onurlu ve kişisel bir eylemdir.
Şair burada sevgiyi sadece bir kadına veya erkeğe duyulan his olarak sınırlamaz. Bir barikatta dövüşmek, bir serumu denemek veya kuzey kutbunu keşfetmek... Hepsi aynı tutkunun, aynı adanmışlığın ürünüdür. Tahir olmak, sonuç ne olursa olsun o yolda yürüyebilme cesaretidir.
Bugün ilişkilerin "al gülüm ver gülüm" hesabına dönüştüğü bir dünyada, Nazım’ın bu manifestosu ruhumuza su serpiyor. Sevdiğimiz şey (bir insan, bir dava veya hayatın kendisi) bizi sevmese bile, sevme eyleminin kendisi bizi yüceltmeye yeter. Tahir, Zühre onu sevmese de Tahir’dir; değerinden hiçbir şey kaybetmez. Ve belki de aşkın en saf hali, karşılık beklemeden, sadece var olduğu için sevebilmektir dünyayı.








