İkinci Yeni şiirini, dilin sınırlarını zorlayan imgelerle ve cesur bir aşk anlayışıyla yoğuran Cemal Süreya, sadece bir şair değil, hislerin en ince kuyumcusudur. Bugün köşemizde, baştan kaybedilmiş bir savaşın, en asil ve en zarif kabullenişini okuyacağız.
BİLİYORUM SANA GİDEN YOLLAR KAPALI
Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Ben artık adam olmam bu derde düşeli
Şimdiden bir çığ gibiyim kopmak üzereyim Oysa bir damla su düşse gülümserim
İçli dışlıyken karanlıkla, yastığım uçuk Bu yüzümü, bu yüzümü de sana çeviririm
Cemal Süreya'nın bu dizeleri, umudun tamamen tükendiği bir noktada bile sevmenin nasıl sürdürülebileceğinin en somut kanıtıdır. Şiir, "Biliyorum sana giden yollar kapalı / Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni" gibi sarsıcı ve dürüst bir itirafla başlar. Şair kendini kandırmaz, sahte umutların arkasına saklanmaz. Ancak bu kesin mağlubiyet, onun aşkından hiçbir şey eksiltmez.
"Ne kadar yakından ve arada uçurum" dizesi, fiziksel yakınlığın ruhsal mesafeleri kapatmaya yetmediği o trajik anı özetler. Yan yanayken bile araya giren mesafeler, modern insanın en derin yalnızlıklarından biridir. Cemal Süreya, sevdiği kadını "Bayan Nihayet" olarak adlandırarak onu hayatının son noktası, dönülmez bir sınır çizgisi olarak konumlandırır.
Bu şiir bize, sevginin sadece karşılık bulunduğunda değil, imkansızlıklar içinde de ne kadar büyüyebileceğini gösteriyor. Kopmak üzere olan bir çığın ağırlığını taşırken, sevilen kişiden gelecek tek bir damla su ile gülümseyebilmek... Cemal Süreya, en umutsuz anlarda bile yönünü, yüzünü sevdiğine dönmekten vazgeçmeyen bir sadakati resmediyor. Belki de aşkın en sahici hali, yolların kapalı olduğunu bile bile o kapının eşiğinde beklemekten ibarettir.













