Tek bir şiir kitabı yayınlamasına rağmen, Türk edebiyatında "tek atlı süvari" gibi efsaneleşen Ahmed Arif; sevdayı kavgadan, kavgayı sevdadan ayırmayanların şairidir. Onun dizelerinde hasret, sadece romantik bir özlem değil, fiziksel bir acıdır.
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM
Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini...
Seni, bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza, Bir kibrit çöpüne varana, Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini...
Yorum:
Ahmed Arif şiiri, naif bir sitemden çok, onurlu bir haykırıştır. "Hasretinden Prangalar Eskittim" dizesi, şairin aşkını ve özlemini anlatırken kullandığı metaforların gücüyle bizi sarsar. Burada "pranga eskitemek"; zamanın geçmek bilmediğini, bekleyişin ağırlığını ve o bekleyişin içinde çürümek yerine, demiri bile aşındıran bir dirence dönüştüğünü anlatır.
Şiirdeki "Üşüyorum, kapama gözlerini" dizesi ise çaresizliğin en yalın halidir. Sevgilinin bakışı, şair için hayata tutunacağı tek sıcaklıktır; o gözler kapandığında dünya buz keser, cehennemin soğuk yüzüyle karşılaşır. Ahmed Arif, aşkı anlatırken "kibrit çöpüne" kadar inerek, sevdasının büyüklüğünü en küçük detaylara bile sığdırabildiğini gösterir.
Bu şiirde sadece bir kadına duyulan aşk yoktur; aynı zamanda bir coğrafyanın, bir halkın ve özgürlüğün hasreti de satır aralarına gizlenmiştir. Ahmed Arif bizi, sevmenin bedel ödemek gerektirdiği, ama bu bedelin bile baş tacı edildiği o "yiğit" dünyaya davet eder. Yokluğun cehennem olduğu bir yerde, sevmek cennetin ta kendisidir.








