İkinci Yeni şiirinin "kuyumcusu" olarak bilinen Edip Cansever, nesnelerin diliyle insanın iç dünyasını en iyi anlatan şairlerden biridir. Onun şiirinde bir nesne sadece bir nesne değildir; insanın umutlarını, kederlerini ve varoluş sancılarını taşıyan bir arkadaştır. Bugün, edebiyatımızın en meşhur masasına birlikte oturuyoruz.
MASA DA MASAYMIŞ HA
Adam yaşama sevinci içinde Masaya anahtarlarını koydu Bakır kaseye çiçekleri koydu Sütünü yumurtasını koydu Işığın rengini koydu o masaya Uykusunu uykusuzluğunu koydu Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu Adam ha babam koyuyordu.
Bir bira daha koydu uykusuzluğunu koydu Bebekliğini koydu sütün tadını koydu Yolları koydu denizleri koydu Hüzünlerini koydu o masaya Sevinçlerini koydu o masaya Aşklarını koydu o masaya.
Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu Adam ha babam koyuyordu.
Selin Erdem'in Yorumu:
Edip Cansever, bu şiirde bizlere hayatın ağırlığını ve insanın bu ağırlığı taşıma biçimini muazzam bir imgeyle sunar. Şiirdeki "masa", aslında insan zihninin ve ruhunun bir temsilidir. Gün boyunca yaşadığımız her şeyi; sevincimizi, açlığımızı, uykusuzluğumuzu ve hatta hiç gitmediğimiz denizleri bile yanımızda taşır, zihnimizin o görünmez masasına bir bir koyarız.
Şairin "Adam ha babam koyuyordu" ifadesi, insanın yaşama arzusunun ve deneyim biriktirme tutkusunun bir yansımasıdır. Masa sallanır, zorlanır ama yıkılmaz. Çünkü insan ruhu, üzerine binen tüm o soyut ve somut yüklere rağmen direnmeye programlanmıştır. Masaya konulanlar sadece fiziksel nesneler değil, geçmişin kokusu ve geleceğin kaygısıdır.
Bugün bizler de kendi görünmez masalarımıza bakmalıyız. Üzerine neleri yığdık? Hangi hüzünleri, hangi bitmemiş aşkları o ahşabın üzerine bıraktık? Edip Cansever bize hatırlatıyor ki; hayat ne kadar ağır gelirse gelsin, o yükü taşıyan masa biziz. Ve o masa, tüm sallantılara rağmen ayakta kaldığı sürece yaşamın bir anlamı vardır.












