Modern Türk şiirinin en özgün seslerinden biri olan Didem Madak, acıyı bağırmadan ama iliklerimize kadar hissettirerek anlatan bir kalemdir. O, şiiri yüksek kürsülerden indirip mutfak tezgahına, pazar torbalarına ve kırgın kalplere yerleştirmiştir. Bugün onun en bilinen haykırışlarından birine kulak veriyoruz.
SİZ AŞKTAN NE ANLARSINIZ BAYIM?
Siz aşktan ne anlarsınız bayım? Babamın öldüğü yaştasınız. Gidip bir yerde dondurma yiyelim. Sizin hiç babanız öldü mü bayım? Benim bir kere öldü, kör oldum. Sizin hiç babanız öldü mü bayım? Benim bir kere öldü, kör oldum.
Beni bir dağ köyüne götürün bayım. Çiçekli fistanlar giydirin bana. Benim hiç çiçekli fistanım olmadı. Benim hiç çocukluğum olmadı bayım. Beni bir dağ köyüne götürün bayım. Bana çocukluğumu verin bayım.
Selin Erdem'in Yorumu:
Didem Madak’ın şiiri, her şeyden önce bir dürüstlük abidesidir. "Siz aşktan ne anlarsınız bayım?" sorusuyla başlayan bu dizeler, aslında aşka değil, hayata karşı duyulan derin bir kırgınlığın ifadesidir. Şair, karşısındakine "bayım" diye hitap ederek araya keskin bir mesafe koyar. Bu mesafe, anlaşılmayacağını bildiği bir dünyaya karşı ördüğü duvardır.
"Babamın öldüğü yaştasınız" dizesi, bir kadının hayatındaki en büyük dayanağını kaybettiği o travmatik anın, tüm ilişkilere sızan gölgesidir. Madak için babasızlık, bir görme bozukluğu, dünyaya karşı bir körleşmedir. Çocukluğunu yaşayamamış, çiçekli fistanlara hasret kalmış bir ruhun, yetişkinlerin dünyasındaki o donuk aşklara kafa tutuşudur bu şiir.
Onun şiirlerinde hüzün, ev hali kadardır. Bir reçel kavanozunda, bir dantel örtüsünde ya da mutfak kokusunda gizlidir. Didem Madak bize şunu öğretir: Acı en çok evde, en çok sessizken ve en çok hatırlandığında yakar. Bu şiir, hepimizin içindeki o hiç büyüyememiş, hep bir dağ köyüne götürülmeyi bekleyen çocukluğun sesidir.












